500 milyon kilometrelik yolculuk

Uzaklar.com sitesine yazmaya başladığımda gezdiğim mekanları, yaşadıklarımı ve izlenimlerimi aktaracağımı biliyordum. Yazacaklarımın konusunun her zaman ‘uzaklara dair’ olacağını bildiğim gibi…

Kentler, ülkeler, dağlar, okyanuslar bu yazıların çerçvesi olacaktı. Ama hiç bu kadar uzağı yazacağımı düşünmemiştim. Uzak sıfatının belki de hiç bu kadar yakışmadığı bir yerden bahsedeceğim.

Bu dünyaya ait olmayan bir mekan:Mars.

Mars’ı pekçok kişi gibi ben de filmlerden, yazılardan tanıdım. Hakkında çok şey yazılıp çizilmişti. Orada nasıl bir gezegen olduğu aslında beni çok fazla ilgilendirmiyordu. Bu dünyadaki gerçeklerle boğuşmak yeter de artardı, buna bir de Mars’ı katmanın hiç anlamı yoktu. Bu düşüncelerim yaklaşık üç hafta önce 2004 yılının 3 Ocak tarihinde değişti.

Her yerde Mars konuşuluyordu. Kızıl gezegene dünyadan gönderilen bir robotun çektiği görüntüleri insanlar büyük bir şaşkınlıkla, biraz da merakla izliyorlardı. Ben de onlardan biriydim. Başka bir gezegene ait bu derece net ve yakın belgeleri izlemek, insanı ister istemez karmaşık düşüncelere sokuyor. Herşeyden önce farklı bir gezegende yaşamın izlerini arayan insan yapımı bir robotun varlığını bilmek bu heyecanı daha da arttırıyordu.

NASA’nın Mars’a gönderdiği Spirit adlı uzay aracıyla ilgili bilgileri Ocak ayının başından itibaren kaçırmadan izlemeye başladım. Böylesine ayrıntılı bir porjenin arkasındaki ekibi merak edip durdum. Spirit, çektiği fotoğrafları yeryüzüne göndermeye devam ettikçe ben de bu fotoğrafların görünen yüzündeki görünmeyen sırrını kendi çapımda sorgulamaya başladım.

Mars’a olan merakımın doruk noktaya ulaştığı günlerde ilginç bir mesaj aldım. Spirit’in fotoğrafları göndermeye devam ettiği ve insanların bu fotoğraflardan duvar kağıdı yaptığı günlerdi. Los Angeles’ta bulunan ve yabancı gazetecilerin üye olduğu Foreign Press Center’dan (FPC) geliyordu mesaj. Beni NASA’nın Los Angeles yakınlarındaki Pasadena’ya, Mars Misyonu’nun yönetildiği uzay merkezine davet ediyorlardı. Daveti hiç düşünmeden kabul ettim.

İki gün sürecek bu özel geziye Amerika’daki yabancı uyruklu 20 gazeteci katılıyordu. Bu şanslı grubu oluşturan kişilerden biri de ben olacaktım. Gezinin en ilginç yanı kuşkusuz Jet Propulsion Laboratory (JPL) olacaktı.

Dünyanın Mars’a açılan kapısında

Grubun buluşma yeri Pasadena’daki Westin Oteli’ydi. Sabah 8:15’te otelin lobisinde toplandıktan sonra JPL’e hareket edilecekti. Sıkı güvenlik önlemleri nedeniyle uzay merkezine toplu halde gidecektik. 11 Eylül saldırılarından sonra kapılarını ziyaretçilere kapatan bu merkezde güvenlik doruk noktasındaydı.

Günün 24 saati hareketli olan Los Angeles’ın kalabalık otoyollarındaki sıkışıklığı gözönüne alıp Pasadene’ya hareket ettim. Kendime yol için iki saat zaman ayırmıştım. Normal şartlarda bir saatte ulaşabileceğim Pasadena’ya bu iki saat yeter de artardı. Ancak, yola çıktığımda düşündüğümden yoğun bir trafikle karşılaştım. Saat henüz sabah 6:30’du ve sanki bütün kent 710 nolu otoyolda seyahat ediyor gibiydi. Trafik adım adım ilerliyor, zaman geçiyor, buluşma yerine ulaşamam halinde yaşayacağım hayal kırıklığını direksiyon başında yaşıyordum.

Buluşma yerine ulaştığımda saat 8:16’yı gösteriyordu. Gazetecileri NASA’nın merkezine götürecek özel otobüs otel önündeydi. Diğer gazeteciler otobüsteki yerini çoktan almıştı. Geziyi düzenleyen Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın görevlisini otobüsün kapısında gördüm ve iki dakika içinde arabamı parkedip otobüste olacağımı söyledim. 20 kişilik grup benim yüzümden 5 dakikalık bir gecikmeyle NASA’nın Jet Propulsion Laboratory (JPL) merkezine hareket etti.

Yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuktan sonra JPL’in dış kapısında otobüsten indik. Geniş bir ağaçlık arazinin ortasında, oldukça sıkı korunan güvenilir bir yerde kurulan JPL’ın güvenlik bariyerini aşmaya gelmişti sıra.

Sıkı Güvenlik

JPL’in bekleme salonunda 20 gazeteci ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı görevlilerinden oluşan grubumuz, yetkililerin güvenlik işlemlerini tamamlamasını beklemeye başladı. NASA’nın hepimize özel olarak gönderdiği bilgi formlarını birkaç gün öncesinden doldurulup iade etmiştik. Buna rağmen kapıdaki güvenlik önlemleri içinde bulunduğumuz mekanın özel bir konumda olduğunu gösteren ilk işaretti.

Merkezin girişinde beklerken bize birer form daha dolduracağımız söylendi. Her iki formu geri toplayan görevliler yandaki odaya girip verdiğimiz bilgleri tekrar tekrar kontrol etti. Eksik bilgi verenlerin formlarını geri getiren görevliler sorulan soruların tamamına cevap vermemiz gerektiğini bir kez daha tembih etti. Bütün bu işlemler yaklaşık 1.5 saat sürdü. Formlar kontrol edildikten sonra üst aramasından geçen grup üyelerinin yakalarına birer kart takıldı. Üzerinde bağlı bulunduğumuz basın kuruluşlarının adı, isimlerimiz, saç rengimiz, boyumuz, kilomuz ayrı ayrı yazılmış en altına da kırmızı harflerle ‘Özel Ziyaretçi’ damgası vurulmuştu.

Gerçek bir Uzay Üssü

NASA’ya bağlı JPL Uzay Üssü (bu ‘uzay üssü’ tanımını çok kullanmıştım ama ilk kez doğru anlamında kullanıyorum sanırım) Los Angeles şehir merkezine yaklaşık bir saat uzaklıktaki Pasadena kentintinde yeralıyor. Los Angeles dağlarına bakan bir yamaçta, kent trafiğinden izole bir alanda bulunan merkez, 11 Eylül saldırılarından sonra son derece sıkı güvenlik önlemleriyle korunuyor. Ziyaretçilere kapalı araştırma merkezinin amacı insanlık tarihi kadar eski ‘Başka gezegenlerde hayat var mı?’ sorusuna yanıt bulmak.

Mars çalışmalarının yürütüldüğü JPL Uzay Üssü’nden gezegenler arası yapılan uzay yolculukları yönetiliyor. Mars’ın yanı sıra diğer gezegenlerle ilgili gözlemlerin yapıldığı merkezdeki bilim adamları diğer gezegenlerde varolduğuna inanılan hayatın izlerini araştırıyor. Bu alanda yapılan çalışmalar JPL Uzay Üssü’nde değerlendirildikten sonra NASA tarafından kamuoyuna açıklanıyor. (açıklanmayan bilgiler de oluyor!)

Dışardan bakıldığında bir üniversite kampüsünü andıran uzay merkezinin içinde yeralan her binada farklı bir çalışma yürütülüyor. Birbirinden bağımsız binalarda farklı gezegenlerle ilişkin operasyonlar yönetiliyor.

Spirit’in ikizi

Uzay üssünün bahçesinde bizi karşılayan bir görevli JPL hakkında kısa bir özet bilgi verdikten sonra bizi bir çadıra aldı. Çadırın içinde şu anda Mars’ta bulunan Spirit adlı uzay robotunun bir benzeri duruyordu. Televizyondan defalarca izlediğim bu esrarengiz uzay aracıyla burun buruna gelmiştim. Tam karşımda duruyordu. Küçük bir araçtı. Ya da onu gözümde biraz büyütmüştüm. Güneş enerjisi panelleri, kameraları, anteni ve robot koluyla Spirit’in dünyadaki benzeriydi.

Spirit’in ikizinin bulunduğu beyaz çadırda bizi karşılayan uzay mühendisi Rendii Wessen, önce robot ve Mars misyonu hakkında özet bir açıklama yaptıktan sonra sorularımızı yanıtlamaya başladı. Gruptaki 20 gazetecinin 20’si de neredeyse aynı anda ilk sorularımızı sormaya başladık. Heyecanlı olan sadece ben değildim. Gruptaki herkes Mars’ın dünyaya açılan kapısında bulunmanın zevkini yaşıyordu. Aklımıza gelebilecek her türlü soruyu sorduk Rendii Wessen’e. O da hiç yorulmadan, usanmadan ve hatta bizim ilkokul çocuklarını andıran heyecanımızı dikkate almadan en anlaşılır bir üslupla bu karmaşık operasyonu bize anlatmaya çalıştı. Soru ve cevap bölümü bittikten sonra çadırı terketmeye hazırlanırken Spirit’in ikizine daha yakından bakma fırsatı buldum. Robotun bulunduğu ve Mars’ın zeminini andıran platforma çıkmak için bize eşlik eden görevlilerden izin istedim. Onay alır almaz araca yaklaştım. Üzerindeki her detayı incelemeye başladım. Anlamadığım o kadar karmaşık şekiller vardı ki yardım için Rendii Wessen’e seslendim. Bana robotun üzerinde bulunan 9 kameranın yerini, güneş panellerini, Mars ile dünya arasında iletişimi sağlayan (Bu kısmı hala anlayabilmiş değilim) anteni ve fotoğrafları ileten radarı tekrar gösterdi. Araçla hatıra fotoğrafı çektirdikten sonar JPL’in en hassas noktasına, Mars misyonunun yürütüldüğü Komuta Merkezi’ne geçtik.

NASA’nın mutlu günleri

JPL Uzay Üssü’nde görev alan NASA’ya bağlı bilimadamları kendi deyimleriyle ‘hayatlarının en mutlu günlerini’ yaşıyorlar. 3 Ocak tarihinde Mars yüzeyine inen Spirit adlı uzay robotu bilimsel anlamda bir başarıya imza atmakla kalmayıp aynı zamanda NASA’nın Colombia faciasından sonar yıkılan umutlarını da yeniden canlandırdı.

Spirit’in başarılı inişi ve bunu izleyen günlerdeki sorunsuz gelişmeler bilim dünyasının yanı sıra Amerikan siyasetinin de bir parçası oldu. Geçtiğimiz günlerde Spirit’in başarısını kutlayan ABD Başkanı George Bush, Mars’a insan gönderme projesini de desteklediğini açıkladı.

Uzay çalışmaları için bütçenin yüklüce bir miktarını harcayan NASA, Başkanın da desteğiyle gelecek misyonların çalışmalarına büyük bir moralle yürütüyor.

Spirit’in gönderdiği detaylı fotoğrafların heyecanı aradan üç hafta geçmesine karşın tüm JPL çalışanlarının yüzlerinde görünüyor. Bu başarıyı sadece kendi aralarında kutlamakla yetinmeyen NASA, Amerikan kamuoyunu da Mars’taki gelişmeler konusunda hergün bilgilendiriyor.

Film stüdyosunu andıran Basın Merkezi

NASA’nın Mars operasyonu ile ilgili açıklamaları yine California’daki JPL merkezinden yapılıyor. Bunun için büyük bir binayı Basın Merkezi olarak yeniden düzenleyen NASA, yaklaşık 150 kişi kapasiteli bu merkezden günlük duyurularıyla Amerikan kamuoyunu Mars’taki son gelişmeler hakkında bilgilendiriyor. Bu duyurular NASA’ya bağlı çalışan bilimadamlarınca hergün düzenli olarak yapılıyor Dr. Ray Albertson ve Jeniffer Trosper JPL Uzay üssünün günlük basın duyurularını yapan görevlileri. Her sabah düzenlü olarak düzenlenen bu duyurular Ameriakan basınında da geniş yer alıyor.

Büyük bir film stüdyosunu andıran basın merkezinde kapalı devre canlı yayın yapılabiliyor. CNN, ABC, NBC gibi ulusal ve kablolu yayın yapan televizyon kanalları izleyicilerine bu merkezden ulaşıyor. Bunun için her türlü altyapı sistemi bulunan Basın Merkezi’ne ziyaretimiz saat 11.00’e denk geldi. Günlük açıklamaların yapıldığı anda salona girdik. Salondan CNN canlı yayın yapıyordu ve sessiz olmamız için defalarca uyarıldık. Bize ayrılan koltuklara oturduktan sonra iki bilimadamının Spirit tarafından gönerilen son resimler konusundaki açıklamalarını dinlemeye başladık. Sıra soru cevap bölümüne geldiğinde herkes kafasına takılan, merak ettiği soruları sormaya başladı. Spirit’in 90 günlük ömrü dolduktan sonra ne olacağı, Mars’ta hayatın izine rastlanıp rastlanılmadığı, kızıl gezegenin gerçekten kızıl olup olmadığı ve daha pekçok soru grubumuzdaki gazeteciler tarafından sorulmaya başlandı. Açıklamaları yapan bilim adamları sorulan her soruyu bütün ayrıntılarına kadar titiz bir biçimde yanıtlandırmaya özen gösterdi.

Mars çalışmalarıyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Dr. Ray Albertson, misyonun beklentilerinin üzerinde bir başarı oranıyla devam ettiğini açıkladı. Mars yüzeyinden gelen bilgilerin değerledirmesinin zaman alacağını kaydeden Albertson, Mars’ta hayat olup olmadığı konusundaki sorularımızı şöyle yanıtladı:

‘Bunun cevabını vermek için henüz çok erken. Çalışmalarımızın başlangıç aşamasındayız diyebilirim. Her çalışma aslında bizim için yeni bir başlangıç anlamı taşıyor. Şu anda Mars yüzeyinde bulunan iki robot araç bu merkezdeki bütün çalışanların beklentisinin üstünde bir başarıya imzasını attı. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kadar sorunsuz br misyon olacağını beklemiyorduk. Özellikle Spirit’in gönderdiği son derece detaylı fotoğraflar, insanoğlunun bir başka gezegen hakkında ulaştığı en detaylı görsel malzemeyi oluşturuyor. Mars yüzeyinde çalışmaları yürüten bu iki araç bizlerin birer bebeği gibi. İlgi ve alaka bekliyorlar ve bizden hassas davranmamızı istiyorlar. Bizlerin bu robotlara yaklaşımı onların bize olan bakışını da etkileyecek.’

JPL’de mekanik mühendis olarak görev yapan ve aynı zamanda günlük brifinglerle çalışmaları Amerikan kamuoyuna duyuran Jennifer Trosper ise Mars misyonu hakkında şunları dedi:

‘Mars’a gönderdiğimiz araçlardaki ölçüm aygıtlarının hiçbiri iniş sırasında zarar görmemesi bizim için çok önemli bir başarı. Bu başarının altında 3.5 yıldır yapılan titiz bir çalışma var. Daha önceki şanssız denemelerimizde yaşananlar bizim için tecrübe oldu ve alınan derslerden yola çıkarak geliştirdiğimiz metodlar sayesinde Mars2a gönderilen iki araç başarıyla inişi gerçekleştiridi. Gönderdiği fotoğraflar ve Mars yüzeyine ilişkin bilgiler son derece önemli. Bu veriler sayesinde Mars’ta bir zamanlar yaşam olup olmadığı yolundaki sorunun yanıtına yaklaşıyoruz. Bu çalışmanın başarısı yeni çalışmalarımızın ve projelerin de kapısını araladı.’

Basın Merkezine yaptığımız ziyaretten sonra Mars’la ilgili bir başka çalışmanın yapıldığı binaya geçtik. Burada 2005 yılında Mars yörüngesine yerleştirilmesi planlanan uydunun çalışmaları yapılıyordu. Mars üzerinde belirlenen farklı bölgelerin detaylı haritasını çıkaracak bu uydu, sonraki çalışmalarda gezegene inmesi planlanan insanlı uzay aracı için zemin hazırlayacak. Bu projede çalışan iki bilimadamının ayrıntılı açıklamalarını dinledikten sonra. JPL’in farklı görevlileriyle de sohbet etme fırsatı bulduk.

Yaklaşık 4 saat süren gezinin sonlarına geldiğimizde bizlere girişte verilen özel izin kartlarımız geri toplandı. Dört görevlinin eşliğinde çıkış kapısına doğru hareket ettik ve gezinin ikinci böümünü oluşturan The Planetary Society’ye hareket ettik.

Uzay Yolu dizisinin ‘Doktor’u

The Planetary Society, merkezi Pasadena’da bulunan ve dünyanın en çok üye sayısına sahip bağımsız bir dernek, ya da sivil toplum örgütü de diyebiliriz. Amacı uzay çalışmalarını desteklemek. 1980 yılında Dr. Carl Sagan, Bruce Murray ve Louis Friedman tarafından kurulan derneğin 125 ülkede temsilciliği bulunuyor. Mars’taki çalışmaları yakından izleyen dernek, yayınlarıyla uzay konularında insanları bilgilendirmeye çalışıyor.

Derneğin şu anki ilgi noktası Mars ve gezegene gönderilen iki uzay robotu. NASA ile çok yakın ilişkileri bulunan ve Washington’da üst düzey lobi çalışmaları yürüten The Planetary Society Mars ile ilgili bi rile de imzasını atmış. Dernek tarafından hazırlanan bir CD, Spirit aracılığıyla şu anda Mars topraklarında bulunuyor. Bu bidiğimiz boyutta bir CD. Ancak yapımı için özel radyoaktif maddeler kullanılmış ve yaklaşık 100 bin dolara malolmuş. Yani bugüne dek yapılan en pahallı CD. CD’nin içinde 4 milyon kişinin ismi bulunuyor. Bir başka özelliği de CD’nin üzerine yerleştirilen bir kod. Bu kodun amacı insanların ilgisini Mars’a çekmek. CD’nin üzerinde bulunan bu kodu ilk çözen kişi dernek tarafından ödüllendirilecek. Dernek yöneticilerinden Bruce Betts’e ısrarımıza rağmen CD’nin üzerindeki kodla ilgili bir ipucu alamadık. Ancak CD’yle ilgili ayrıntılı fotoğrafları çekmeyi başardık. Bu da kodun çözümü için gereken en önemli adım. Çünkü Derneğin internet sayfasındaki fotoğraflar kodun çözümünü zorlaştırmak için net görüntüler değil. (Bu konuya ilgisi olan ve kodu çözmeye çalışanlara bir desteğimiz olabilir!)

The Planetary Society’nin bir başka girişimi de bugünlerde sonuçlandı. Dünya genelinde yapılan bir elemeden sonra belirlenen 16 genç, eğitim için şu anda California’da bulunuyor. Farklı ülkelerden belirlenen bu öğrenciler NASA merkezinde iki haftalık eğitimlerini tamamladıktan sonra ülkelerine dönecekler.

Derneğin en önemli üyelerinden biri de Robert Picardo. İsmi hatırlamayanlara ipucu: Uzay Yolu dizisinin doktoru. The Planetary Society’nin iletişim kampanyasını yürüten Picardo aynı zamanda dernekle ilgili yapılan açıklamalarda sık sık kamuoyunun gündemine geliyor. ‘Doktor’ ile yaptığımız uzun ve keyifli söyleşiden sonra The Planetary Society’den ayrılıyoruz.

10 milyon dolarlık kol

Gezinin ikinci gününde Spirit ve Opportunity’ye robot kolları hazırlayan ASI adlı şirketi gezdik. Şirketin kurucularından Rene Fradet’ten yaptıkları çalışma hakkında detaylı bilgiler aldık. Şu anda Mars’ta bulunan iki uzay robotu farklı parçalardan oluşuyor. Anten, kamera, tekerlekler ve robotik kol. Hepsi birbirinden önemli bu farklı parçaların ortak misyonu birbiriyle uyumlu çalışmaları. Robotun belki de en hayati paçası kolu. Mars’ın zemininden ve kayalarından örnekler üzerinde araçtırma yapan bu kolu üreten şirket de ASI. Kuruluş amacı uzay araçlarına robot kol üretmek. Birkaç yılda bir müşterisi çıkan (şu anki tek müşterileri NASA) bu şirket NASA için şu ana kadar 4 adet robotik kol üretmiş. Dördü de birbirinin aynı olan kollardan ikisi şu anda Mars’ta ikisi de NASA’nın elinde. Sadece bu iç için NASA’dan aldıkları bütçe 10 milyon dolar. Aslında ‘sadece’ deyip yapılan çalışmayı hafife almamak gerekiyor. Kolların üretimi için 4 yıl harcayan şirket 5 uzay mühendisini bu iş için görevlendirmiş. Yaklaşık 800 parçadan oluşan ve insan kolunun işlevleri programlanan robotik kollar şu ana kadar problemsiz çalışıyor ve bu şekilde çalışmaya devam etmesi halinde gelecek ihaleler için ASI’ye öncelik kazandırıyor.

Hayat var mı?

Spirit ve Opportinity’nin 90 gün sürecek Mars macerasının sonunda bilimadamları aradıkları yanıta ulaşabilecek mi?

Mars’ta bir zamanlar hayat olduğuna yönelik iddialar bilimsel olarak kanıtlanabilecek mi?
NASA’ya bağlı bilimadamlarına bu konuda yönelttiğimiz sorulara biz net bir yanıt alamadık, ancak yakın bir gelecekte insanlığın geleceğini değiştirebilecek bu sorunun yanıtına California Eyaleti’nde yer alan NASA’ya bağlı JPL Uzay Üssü’ndeki çalışanlar aracılıyla ulaşacağımız kesin.

Buz Gezegeni

Bilinen eski adıyla kızıl gezegen, bir zamanlar uzmanların yakıştırdığı dingin çorak arazi görüntüsünden çağlarla ölçülecek kadar farklı -ki buna buz çağları da diyebilirsiniz. Yeni iniş araçlarıyla birlikte şu önemli soru gündemde: Acaba sıvı su ve onunla birlikte yaşam belirtileri olabilir mi?

Mars Misyonu

Yaklaşık 500 milyon kilometrelik uzay yolculuğundan sonra 3 Ocak tarihinde Mars’ın Gusev Krateri’ne inen Spirit’in çektiği ilk fotoğraflarda gezegenin yüzeyi hakkında ayrıntılı bilgilere ulaşıldı. Uzay robotunun yüzeydeki kayalar üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçları halen JPL Uzay Üssü’ndeki bilimadamlarınca inceleniyor.

Spirit robotu yaptığı her hareket için gereken enerjiyi aracın gövdesindeki güneş panellerince sağlıyor. Toplam maliyeti 820 milyon doları bulan uzay robotunun 90 günlük öalışma süresi bulunuyor.

‘Kızıl Gezegen’

Güneşe olan uzaklık sıralamasında 4. sırada yeralan ve 6780 kilometre çapındaki Mars dünyanın yaklaşık yarsı kadar. Yüzey yapısı dünyanın kayalık bölgelerindeki yapıya benziyor. Yerçekimi dünyaya göre yüzde 38 oranında daha az. Kendi yörüngesindeki turunu 24 saat, 39 dakika, 35 saniyede tamamlayan Mars’ın güneş etrafındaki yörüngesinde dönüşü 687 gün sürüyor. 25 derece egime sahip Mars’ın dünyadakine benzer dört mevsimi bulunuyor. Hava sıcaklığı dünyayla karşılaştırıldığında son derece düşük. Mars’ın gece ile gündüz arasındaki ısı farkı son derece büyük. Ortalama gece ısısı -53 ile -128 derece olan gezegende günlük hava ısısı 27 derece. Ortalama fırtına: Saatte 120 kilometre. Kızıl gezegenin atmosferinde yüzde 94.3 karbondioksit, yüzde 2.7 nitrojen, yüzde 1.6 argon bulunuyor.

En yüksek noktası Olympus Mons’ın yüzeyden yüksekliği 26 kilometre, çapı ise 600 kilometreyi buluyor. Marineris adı verilen kanyonları güneş sisteminin en derin yüzey şekilleri olarak biliniyor. 4000 kilometre uzunluğundaki bu kanyonların en derin noktasından tepeye olan yüksekliği 10 kilometre.

Marsın birbirinden farklı büyüklükteki iki ayı bulunuyor. Phobos ‘korku’ ve Deimos ‘terör’ adı verilen iki ay Mars’ın yörüngesinde birbirine zıt yönlerde hareket ediyor.

Gelecek Misyonlar

Mars Uydusu (2005): Mars’taki yüzey şekilleri ve yapısıyla ilgili detaylı bilgilere ulaşmak amacıyla planlanan uydunun yapım aşaması JPL Uzay Üssü’nde devam ediyor. Marsın yüzeysel haritasını belirleyecek olan uydu gelecek yıllarda Mars yüzeyine gönderilecek araçlar için de önemli bilgiler toplayacak. Uydudaki radar sistemi sayesinde yüzeyin altındaki su kaynaklarının yeri belirlenecek. Uydu, Marsın atmosfer yapısıyla ilgili olarak da detaylı bilgiler toplayacak.

Phoenix Projesi (2007): Gezegenin kuzeyindeki buzul bölgeye inecek olan uzay aracı gezegendeki su yapısıyla ilgili çalışmaları yürütecek. Marstaki yaşam ile ilgili en önemli bilgilere bu misyonda ulaşılacağına inanılıyor.

İletişim Uydusu (2009): Gezegenler arası ilk iletişim uydusu özelliğine sahip olacak uydunun önceki uydulara oranla daha yüksek yörüngeye yerleşecek. Bu uydu aracılığıyla mars yüzeyinde yapılan çalışmaların daha sağlıklı bir biçimde dünyaya iletilmesi planlanıyor.

Spirit ve Opportunity’nin özellikleri

1.6 metre uzunluğunda 174 kilo ağırlığında. Üç aylık misyon sresince üç futbol sahası büyüklüğündeki alanda inceleme yapması bekleniyor. Araçların ana yapısı yüksek teknolojide üretilen aerogel adlı maddeden oluşuyor. Aracın üzerinde güneş enerjisini kullanmak için kurulan solar paneller üç anten ve kamera kontrol merkezinden oluşuyor. Güneş enerşisini elektrik enerjisine çeviren paneller günlük 900 watt enerji üretecek. Üç aylık sğrenin dolmasıyla bu oran 600 wattia kadar düşecek. Mevsim değişikliği ve toz enerji üretiminin azalmasına neden olacak.

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir