İsviçre ay sonunda önemli bir sınava hazırlanıyor. 29 Kasım’da yapılacak referandumla ülkedeki minarelerin geleceği belirlenecek. Referandumda ‘evet’ oyu çıkması halinde minare yasağı uygulanacak ve İsviçre anayasasına ‘Ülkede her türlü minare inşaası yasaktır’ maddesi eklenecek. Reddedilmesi durumunda ise minarelerin şartlarını belirleyen bölgesel yasaların uygulanmasına şu anda olduğu gibi devam edilecek.
Ülkede son zamanlarda artan milliyetçilik akımlarına bir de minare krizi eklenince konu diğer Avrupa ülkelerinin dikkatini çekti. Herkesin referandumdan sonra İsviçre’nin diğer ‘sıradan’ demokrasilerine benzeyip benzemeyeceğini merak ediyor. İsviçre’deki sistem dünyanın en eski kesintisiz demokrasisi olarak biliniyor. Halkın ülke yönetiminde doğrudan karar verebilme imkanı var. Bunu referandumlar aracılığıyla yapabiliyorlar. Referandumlarda çıkan sonuç ülkeyi yöneten hükümetleri de bağlıyor. Bir konunun referandumla halkın oyuna sunulabilmesi için 100 bin imza yeterli. Tıpkı minare referandumunda olduğu gibi.

İsviçre’yi minare referandumuna götüren süreç geçtiğimiz yıl göçmen karşıtı İsviçre Halk Partisi ve Federal Demokratik Birlik partilerinden bir grup politikacının sponsorluğunda gündeme gelmişti. Referandum için yaklaşık 114 bin imza toplandı. Bu sayı konunun sandık başında karara bağlanabilmesi için yeterliydi. Sonuçta mahkeme referanduma gidilmesi konusunda karar verdi ve minare tartışmaları İsviçre’nin siyasi gündemine ilk sıradan girdi.

Milliyetçi akımları destekleyen partilerin oy toplama stratejisi olarak geliştirdiği kampanyada, sağcı siyasiler minareleri demokrasinin en büyük tehdidi olarak tanıtıyor. Hazırladıkları posterlerde minarelerin İsviçre bayrağını delen görüntüleri sokaklarda yerini alıyor. Yasağı destekleyenler, minarelerin ‘İslam’ın yayılmasının işareti’ olduğunu ve İsviçre’deki geleneksel düzeni tehdit ettiğini savunuyor. Onlara göre minareler anayasal dini özgürlüğe zarar veriyor ve ibadet için değil, İslam hukukunun bir sembolü olarak yükseliyor. Mücadelelerini İsviçre demokrasisini korumak adına yaptıklarını söylemekten de çekinmiyorlar. Ortaya atılan iddiaların temelinde ise durum biraz farklı. İsviçre genelinde dört camide minare bulunuyor ve yasalara göre bu minarelerden yüksek sesle ezan okunamıyor. Minarelerin yasaklanmasına karşı çıkan grup da yasağın kabul edilmesi halinde İsviçre’de henüz varolmayan bir sorunun zorla yaratılacağı endişesini taşıyor. Her iki tarafın arasında dengeyi kurmaya çalışan hükümet üyeleri ise Arap ülkelerinden İsviçre bankalarına akan paranın hatırına olsa gerek yasağı desteklemiyor. İsviçre hükümeti niteliğindeki yedi üyeli Federal Konsey’in geçtiğimiz günlerdeki açıklamasında referandumun kabul edilmesi halinde insan haklarını ve İsviçre anayasasının zarar görebileceğine dikkat çekilmişti. Konu sadece siyasilerin gündeminde değil. Ülkedeki diğer dini gruplar da ister istemez tartışmaya katıldı. Hıristiyan ve Yahudi cemaatinin önde gelen isimleri de minare yasağının ülkedeki yaygın hoşgörü ilkesini zedeleyeceği görüşünde. Referandumda çıkabilecek evet oyunun dini özgürlüğü kısıtlayacağını söylüyorlar.

Referandum öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında yasağın kabul edilme ihtimali zayıf görünse de minare yasağı tartışmaları İsviçre’nin durgun siyasi gündemini son yıllarda en çok hareketlendiren konulardan biri haline geldi.

( Bu yazı 22 Kasım 2009 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

22112009_Minare

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir