Bir yandan kentle ilgili alinan her “kurtarma karari”nin ardina siginir, bir yandan da katledilen Istanbul manzarasi karsisinda kilimiz kipirdatmayiz. Kagithane’deki kayik sefalarina uzanamaya ya da Goksu’daki cayir sohbetlerini yadetmeye gerek yok. Cok degil, 20-30 yil oncesinin fotograflarina baktigimizda Istanbul’un nereden nereye geldigini acikca gorebiliyoruz.

“Hersey degisiyor kalbimiz bile
Ama yuzyillarla besli bir sehir
Insan yasamindan daha da hizli
Bunca cabuk nasil yok olabilir.”

Sair Ahmet Muhip Dranas’in da takildigi bu nokta hepimizin aklindan gecer ancak yanitlar hicbir zaman doyurucu olmaz. Kentin yesil alanlari cikarilan her turlu yasaya karsin yagmalanmaktan kurtulamaz. Kentte yasayanlar bu tahribatin farkina varmaz ya da umursamaz ama aradan gecen yillar bu degisimi tum ciplakligiyla gozler onune serer. Kentin ugradigi tahribati kanitlayan en carpici delillerden biri de kuskusuz Istanbul’un uzaydan cekilen fotograflari. FENOMEN Dergisi Marmara Arastirma Merkezi Uzay Teklojisi Bolumu’nden elde ettigi iki ayri uydu fotografinda ozellikle kentin “akcigerleri” olarak adlandirilan kuzey ormanlarinin nasil yok edildigi tum ciplakligiyla gorunuyor.
Fotograflardan ilki 1975 yilinda bir uydu tarafindan cekilmis. Istanbul’un Avrupa yakasinda kentin Karadeniz kiyilarina kadar uzanan kuzey bolumundeki yesil alanlarin henuz yagmalanmadan onceki halini gosteriyor. Karadeniz sahillerine kadar uzanan bolgenin buyuk bolumunun orman alani oldugu acikca secilebiliyor. Hemen yanindaki diger fotograf ise ayni bolgenin 1993 yilindaki durumunu gosteriyor. Bu fotografta bilincsiz ve kacak yapilasmanin kemirerek yok ettigi orman alanlari ve Karadeniz sahillerinin icler acisi durumu acikca gorulebiliyor. Ozellikle Karadeniz sahillerindeki bolgede yasanan tahribat tum ciplakligiyla goze carpiyor.
Kentin bu bolgesinde yasananlari ‘cinayet’ olarak adlandirmak da mumkun. Bu cinaytein sorumlulari Istanbul’un Karadeniz’le bulustugu Kilyos-Karaburun sahillerinde yaklasik yarim asirdan bu yana dogayi katleden maden ocaklari. Petrol krizi ile gelen facia. Istanbul’un Karadeniz sahillerinde yasanan doga felaketinin gecmisi 1970’lere dayaniyor. O yillarda petrol krizi nedeniyle Istanbul’daki kalorifer kazanlari feul-oil’den komure cevrilince komurculerin uretimi yetersiz kaldi. Komur sikintisini gidermek ciddi bir problem oldu. Donemin Istanbul belediye baskani, valisi hatta kuvvet komutanlari, Kilyos-Karaburun kusagindaki ocak sahibi sirketleri cagirdilar ve onlardan su istekte bulundular: “Kara kis kapida. Ne yapip edin, istediginiz yeri kazin, Istanbul’a komur yetistirin.”
Komur krizinin asilmasi icin bulunan gecici cozumun kentte nelere malolacagi o yillarda kimsenin aklindan gecmiyordu, ya da bu dusunceyi kimse yuksek sesle dile getiremiyordu. Bu seferberlik oyle bir hal aldi ki belediyenin ve askeriyenin kamyonlari komurculere tahsis edilerek Karaburun sahillerinden cikartilan komurler Istanbul’a tasinmaya baslandi. Istanbul’un kuzey ormanlarinin yok olusu, Karadeniz sahillerinin coraklasmasi, yapay bir sahil seridinin olusmasinin ilk adimlari boyle atildi. O gun bugundur ne devletin, ne de belediyenin karistigi Kilyos-Karaburun bolgesinde sayilari bir elin parmaklarini gecmeyen maden sirketleri Turkiye’nin belki de en ozgur, en ayricalikli yatirimcilari olarak uygar dunyanin kabul etmedigi kalitede bol zehirli bir komur cikartip Istanbul’a ozgurce pazarladi. Yine ayni sirketler yarattiklari cevre tahribati ve kiyi yagmasi yaninda kacak kum satarak ve komur satisiyla uygarliga ve insanliga acikca meydan okudular. Iki koldan tahribat. 50 yildan bu yana faaliyet gosteren komur ocaklari Rumelifeneri, Sariyerustu, Kilyos, Bahcekoy ve Kemerburgaz’dan Istrancalar’a kadar olan binlerce hektar topragi kisirlastirdi ve yesil dokuyu tahrip etti. Bununla da yetinmeyen madenciler cikan milyonlarca metrekup topragi denize dokerek denizdeki canli yasami olumsuz etkiledi. Meydana gelen deniz dolgusu da dogal sahil seridinin degismesine dengelerin altust olmasina neden oldu.
Bolgeye hakim olan maden sirketlerinin bu tahribati iki koldan devam etti. Bir yandan kullanim hakkini hazineden aldiklari 40 kilometrelik alandaki ormanlari yok ettiler ve kendilerine uygun kazi arazileri yarattilar, bir yandan da bu alanlardan cikarttiklari killi topragi denize dokerek yer yer 2 kilometreye varan kiyi dolgu alanlari yarattilar. Bu son islemle sadece karadaki dogal duzeni bozmakla kalmadilar denizdeki dogal dengeyi de altust ettiler. Madencilerin yarattigi dolgu bolgelerinden sonra kalkan ve tekir baliklarinin yumurtlama alanlarini tahrip edilerek yapay araziler kazanildi.
Butun bunlar olup biterken bolgeyi korumakla yukumlu kamu kuruluslari anlasilmaz bir duyarsizlik icindeydiler. Enerji Bakanligi yetkilileri madencileri kollayan bir tutum icine girerek “Buradaki komurler devre disi kalirsa Istanbul’a enerji kaynagi bulmakta zorlaniriz” tarzinda aciklamalarda bulundular. Cevrenin korunmasindan sorumlu Cevre Bakanligi yetkilileri de tam bir kara mizah ornegi sergileyerek “Bizim bu konuya mudahale etme yetkimiz cok az ve elimiz kolumuz bagli” dediler. Orman Bakanligi’nden gelen aciklamalar da ilgincti: “Bu arazilerin yatirimcilara tahsisini engelleyemiyoruz; tahsis edildikten sonra da korumak icin denetleyemiyoruz. Is, tamamen madencilerin vicdanina kalmis…”
Istanbul’un akcigerlei kabul edilen kuzey ormanlarinin katledilmesi sirasinda madenciler yalniz degildi. Bu cevre katliaminda Anadolu’dan kente gocun etkisi de buyuktu. Kente sonradan gelenler, varoslarda yer bulamamanin sikintisini uzun sure yasamadilar. Cunku onlar kentin mucavir alani diye tabir edilen metropol disindaki kirsal bolgede zaman icinde yeni yerlesim birimlerinin temellerini attilar. Istanbul’un yeni misafirleri, yakinlarinin yanlarina yerlesme aliskanligini devam ettirip bu yeni merkezlerin kisa surede buyumesine neden oldu. Bilimsel arastirmalar bu olusumun hizini yakalamakta yetersiz kalsa da Turkiye genelinde gecekondular tarafindan isgal edilen toplam 227 milyon metrekarelik hazine arazisinin 100 milyon metrekarelik bolumunun Istanbul’da bulundugu tespit edildi.

14-20 Mart 1998

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir