<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Remzi Gökdağ &#187; notlar</title>
	<atom:link href="http://www.remgo.com/11/category/notlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.remgo.com/11</link>
	<description>sıradan yazılar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Jan 2012 16:00:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Biz Bıcır’ı çok sevdik</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/biz-biciri-cok-sevdik/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/biz-biciri-cok-sevdik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 12:22:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=1040</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de geçirdiğimiz 10 günlük yeni yıl tatilinden sonra Zürih’e dönmüştük. Hiç hesapta olmayan bu tatilde biraz dinlenip, enerjimizi toplamıştık. Aralık 2011’in kasvetli havasından sonra bu kaçamak iyi gelmişti. Gecenin karanlığında eve dönerken bizi ilk karşılayan her zamanki gibi Zürih’in dondurucu soğuğuydu. Alplerden esen soğuk rüzgar apartman kapısına kadar bize eşlik etti. Eve yaklaşırken buruktuk. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de geçirdiğimiz 10 günlük yeni yıl tatilinden sonra Zürih’e dönmüştük. Hiç hesapta olmayan bu tatilde biraz dinlenip, enerjimizi toplamıştık. Aralık 2011’in kasvetli havasından sonra bu kaçamak iyi gelmişti. Gecenin karanlığında eve dönerken bizi ilk karşılayan her zamanki gibi Zürih’in dondurucu soğuğuydu. Alplerden esen soğuk rüzgar apartman kapısına kadar bize eşlik etti.</p>
<p>Eve yaklaşırken buruktuk. Bu kez Bıcır’ın olmadığı bir kapıyı açacaktık. İçeri girdiğimizde koşarak yanımıza gelmeyecekti. Ayaklarımıza dolanmayacak, bizi yemek kaplarının olduğu yere götürmeyecekti. Bizi bekleyen Bıcır’la bir daha hiç karşılaşamayacaktık.</p>
<p>11 yıldır yanımızdan ayrılmadığımız kedimizle 16 Aralık 2011 günü vedalaştık. Onu bir anlamda California’nın güneşli günlerine uğurladık. O günden sonra hayatımızın geri kalan yolculuklarına onsuz devam edeceğiz.</p>
<p>Bıcır’sız bir eve adım attığımızda neler hissedebileceğimizi düşünerek apartmanın kapısından içeri girdik. Her zaman yaptığım gibi kapıyı açmadan önce posta kutusuna yöneldim. Bir tomar zarf, fatura ve gazeteyi alıp yukarı çıktık. Mektuplardan biri diğerlerinden farklıydı. Zürih Üniversitesi Veteriner Hastanesi’nden geliyordu. İçinde kalınca birşey olduğunu farkettim. Zarfı açtığımda daire şeklinde bir alçı plaket ve bir not çıktı içinden. Plaketin üstünde kedimiz Bıcır’ın resmi adı ‘PRINCESS’ yazılıydı. (Yurtdışı kayıtlarda yetkililere ‘Bıcır’ı söyletmek zor olduğundan adını ‘Princess’ olarak kaydettirmiştik.) Plaketin ortasında Bıcır’ın iki patisinin kabartması vardı. Hiç beklemediğimiz bir anda kedimiz bizi bir kez daha evin kapısında karşılamıştı. Patileriyle bize bir kez daha merhaba dedi. Bu sürprizi hiç beklemiyorduk. Bir anda onun el izleriyle karşılaşmak anlatılmaz bir duyguydu. Onu tedavi eden veterinerin bu anlamlı hediyesini uzun süre elimizden bırakamadık.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-1050" title="DSC_7002" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2012/01/DSC_7002.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p>Zarfın içinde bir de kart vardı. Kartın kapağında karakalemle çizilmiş bir kedi resmi bulunuyordu. Sağ patisi ilerde, kuyruğu havada birazdan uzaklaşacakmış gibi görünen kedi, uzağa, ufuk çizgisine bakıyor, yere düşen gölgesi bize yakınlaşırken sanki kayboluyordu. Bu resimin hemen yanında da Rose Auslander’ın Almanca (<span style="color: #ff0000;">*</span>) dizeleri yer alıyordu:</p>
<blockquote><p><em>Dünyaya gelmeden önce</em><br />
<em> bir kelebektim, bir ağaç,</em><br />
<em> belki bir yıldız&#8230;</em><br />
<em> bunu unuttum</em><br />
<em> fakat şimdi öyle olduğumu ve öyle kalacağımı biliyorum</em><br />
<em> sonsuzluktan yansıyan anlar</em></p></blockquote>
<p>Kartın iç sayfasında Bıcır’ı tedavi eden veterinerlerin yazdığı üç paragraflık teselli mesajı, yan sayfada da hepsinin ayrı ayrı imzası bulunuyordu.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-1051" title="DSC_7018" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2012/01/DSC_7018.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p>Bıcır’sız bir hayata kendimizi hazırlamaya çalışırken bir anda onun el izlerine dokunabilmek bizi sevinçle hüzün arasında bir yolculuğa çıkardı.</p>
<p>Bıcır’a 16 Aralık’ta veda ettik. Uzun süre onu yaşatmaya çalışmıştık. 5 ay önce veterinere götürdüğümüzde durumu iyi değildi. Kontrollerden sonra veteriner durumu bütün detaylarıyla bize anlattı. Karar verme zamanımızın geldiğini söyledi. Bıcır’ı o gün orada bırakmamızın uygun olacağını, yaşama ihtimalinin olmadığını, en fazla on günlük ömrünün kaldığını ve uyutulması gerektiğini uygun bir dille açıkladı. Bunları anlatırken onun da gözleri dolmuştu. Bıcır’ın hikayesini, dünyanın bir ucunda başlayan yaşamının tesadüfler sonucu nasıl bu odada kesitiğini biliyordu. Onu her seferinde kontrol eden bu görevli bize yolun sonuna geldiğimizi anlatırken sesi titriyordu. O gün, o odadan Bıcır’la birlikte çıktık. Onu uyutmaya hazır değildik. Bu kararı en azından o gün vermek istemedik. Bize söylenen bütün gerçeklere karşın onun yaşamaya devam edeceğini umduk. Bir başka deyişle mucize bekledik.</p>
<p>Son kontrolünün üstünden beş ay geçmişti. En az on gün ömrü kaldığı söylenen kedimiz herşeye inat beş ay daha bizimle birikte oldu. Ne o, ne de biz ayrılığa hazır değildik ve kararı her seferinde erteledik. 2011 yılı bitmek üzereydi. Ne Bıcır bizden, ne de biz ondan kopabiliyorduk. Durumu aralık ayından itibaren kötüleşti. Beklediğimiz mucizenin gerçekleşmeyeceğinin sinyalleri geldi. Kısa bir süre sonra o zor kararı vermemiz gerektiğini anlamıştık. Artık tek isteğimiz en azından 2011’e beraber veda etmekti. Uzatmalar sanki bitmişti ama oyunu bitirmemek için elimizden geleni yapmaya çalışıyorduk. Başaramadık.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-1049" title="DSC_7016" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2012/01/DSC_7016.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p>14 Aralık’ta Bıcır yemeyi kesti. O güne kadar en sevdiği mamalarını zorla da olsa elimizden yiyebiliyordu. Artık veterinerden aldığımız ilaçların da etkisi kalmamıştı. O gün bizle de ilişkisini tamamen kesti. Evin içinde onu göremedik. En gizli köşelerde saklanıyor, yanımıza çağırdığımızda duymamazlıktan geliyordu. Ona yaklaştığımızda hiçbir tepki vermeden uyumaya devam ediyordu. Ertesi gün nefes almakta zorlandığını farkettik. Yemeğine, mamalarına ve suyuna o gün hiç dokunmadı. Gözlerini açacak hali kalmamıştı. Artık zor kararı verme zamanı gelmişti. Her seferinde ertelediğimiz, aramamak için umutla beklediğimiz veterineri aradık. Ertesi gün (16 Aralık) saat 15:00’te bizi bekliyordu.</p>
<p>Son gün her anımızı onunla birlikte geçirmeye çalıştık. Onu kucağımızdan bırakmadık. Bıraksak da uzaklaşacak hali kalmamıştı. Aramıza girip kendine bir yer açmaya, orada uzanıp uyumaya bayılırdı. Son gününde onu aramızdan ayırmadık. Uzun uzun hiç ses çıkarmadan onu izledik. 11 yıl önce olduğu gibi onu bu son gününde de avuçlarımızın içinden hiç ayırmadık.</p>
<p>Sabahın ilk ışıklarıyla uyandığımda Bıcır ortalıkta yoktu. Kendisine seçtiği evin en gizli köşesinde uyuyordu. O sabah su içmedi, yemeğine hiç dokunmadı. Bir ara saklandığı köşeden çıkıp evin içinde kısa bir yürüyüş yaptı. Hiç hali yoktu. Önce birkaç adım atıp dinlendi. Derin bir nefes aldıktan sonra bir hamle daha yapıp kapının önüne gitti. Başını kapıya çevirdi, sırtını bize dönüp oraya uzandı. Hiç oturmadığı bir alandı burası. Genelde dışardan gelirken bizi karşılamak için dururdu burada ama biz içerdeyken burada oturduğunu, hele başını kapıya döndürüp bize sırtını çevirdiğini hatırlamıyorum. Birkaç saat sonra bu kapıdan bir daha dönmemek üzere çıkacağını tahmin mi etmişti? Kedilerin insan hareketlerini önceden hissetme yeteneği olduğunu bir yerlerde okumuştum. O an Bıcır’ın herşeyi farkettiğine inandım.</p>
<p>Onu çantasına koyarken hiç tepki göstermedi. Oysa bu siyah çantanın içine girmemek için her seferinde ne büyük mücadeleler verirdi. Çantanın kapısını kapatırken sadece bir kez miyavladığını duyduk.</p>
<p>16 Aralık 2011 günü Zürih’te dondurucu bir ayaz vardı. Biz Zürih Üniversitesi’nin Veteriner Bölümü’ne doğru yürürken gökyüzü kararmıştı. Bulutlar tepemizde hızla hareket ediyordu. Adım atmayı zorlaştıran rüzgar etkisini arttırıyordu. Hastanenin kapısından içeri kendimizi zor attık. Salonda birkaç kişi daha vardı. Kapıyı açtığımızda danışmadaki görevlilerle birlikte salonda bekleyenlerin bakışları önce bize sonra elimizde taşıdığımız çantaya yöneldi. Bıcır’ın veterinerine haber verildi. Birkaç dakika sonra bizi oturduğumuz salonda karşılamaya geldi. Merhabalaştık ama hiç konuşmadık. Geniş bir salonun ucundaki kapılardan birine doğru yöneldik.</p>
<p>Bıcır’la vedalaşma zamanı gelmişti. Uzun süre ertelemeye çalıştığımız o anı yaşıyorduk. Yıllardır yanımızdan ayırmadığımız dostumuzu son kez görüyorduk. Biz Bıcır’la son anlarımızı yaşarken veteriner dışarda beklemek üzere odadan ayrıldı.</p>
<p>Bıcır’la konuştuk. Bir elimle onu okşarken diğer elimle sol patisini avucuma yerleştirdim. Birazdan hiç acı çekmeden uyuyacağını, uyandığında onu bulduğumuz okyanus kenarındaki sahilde olacağını, gözlerini açtığı güneşli California günlerine döneceğini fısıldadım. Onunla geçirdiğimiz son dakikalarda iki patisini masanın ucuna uzatıp sessizce bizi dinledi. Hiç hareket etmedi. Başımı alnından çekip patilerini avucumun içinden bıraktığımda hala hareketsizdi. Onu son bir kez daha öptüm ve dışarda bekleyen veterineri çağırdım.</p>
<p>Binadan ayrılırken elimdeki çantanın içi boştu. Geniş salondan kapıya uzanan koridor sanki her adımda biraz daha uzuyordu. Dışarı çıktığımza şiddetli bir rüzgar yüzümüze çarptı. Yağmur atıştırmaya başlamıştı. Hava kararmış, kararan bulutlar sanki biraz daha alçalmıştı. Hastaneden uzaklaşırken başımızı çevirip binaya bir kez daha baktık. Burayı son kez göreceğimi biliyordum. Yolumun bu bölgeye bir daha düşmeyeceğini bildiğim gibi&#8230;</p>
<p>Soğuk ve fırtınalı bir akşam saatinde bu ıssız caddede elimiz boş eve döndüğümüz o an onun da bir başka yolculuğa çıktığına emindim. Eve girdiğimizde onun yokluğunu fazlasıyla hissettik. Odalar, koridor, balkon bomboştu. Kapıyı her açtığımzda bizi karşılayan, ayaklarımıza dolanan dostumuz bize artık hoşgeldin demeyecekti. Mutfağa her adımımda evin bir köşesinden belirip yemek kabına doğru koşmayacak, yolumu kesip beni ödüllerinin olduğu alana yönlendirmeyecek, sabahın köründe ıslak burnuyla bizi uyandırmayacaktı.</p>
<p>Biz Bıcır’ı çok sevdik. Onunla uzun yıllarımızı keyifle geçirdik. Sevinçlerimizde, hüzünlerimizde, hayatımıza yön verdiğimiz her değişiklikte yanımızdaydı. 11 yıl önce kalbimize yerleştirdiğimiz sevgisini oradan hiç çıkartmamıştık. Bundan sonra da çıkartmayacağız. Yolculuğumuz onsuz sürecek ama onu hiç unutmayacağız.</p>
<p>Tıpkı diğer gidenler gibi onunla da bir gün bir yerlerde yolumuzun kesişeceğini biliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(<span style="color: #ff0000;">*</span>) <span style="color: #ff0000;">Karttaki Almanca şiir:</span></p>
<blockquote><p><em>War ich ein Falter</em><br />
<em> vor meiner Geburt</em><br />
<em> ein Baum oder</em><br />
<em> ein Stern</em></p>
<p><em>Ich habe es vergessen</em></p>
<p><em>Aber ich weis</em><br />
<em> das ich war</em><br />
<em> und sein werde</em></p>
<p><em>Augenblicke</em><br />
<em> aus Ewigkeit</em></p></blockquote>
<p><span style="color: #ff0000;">Şiirin İngilizcesi</span></p>
<blockquote><p><em>I was a butterfly</em><br />
<em> before my birth</em><br />
<em> a tree or</em><br />
<em> a star</em></p>
<p><em>I&#8217;ve forgotten it</em></p>
<p><em>But I know</em><br />
<em> I was</em><br />
<em> and will be</em></p>
<p><em>moments</em><br />
<em> from eternity</em><br />
<em> Rose Auslander</em></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fotoğraflarla</strong></p>
<p><iframe src="http://player.vimeo.com/video/34856149?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" frameborder="0" width="400" height="300"></iframe></p>
<p>*********************</p>
<p><strong>Bıcır Video Görüntüleri</strong></p>
<p><iframe src="http://player.vimeo.com/video/34853299?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" frameborder="0" width="400" height="300"></iframe></p>
<p>*********************</p>
<blockquote><p><em>The winds that sometimes take something we love, are the same that bring us something we learn to love. Therefore we should not cry about something that was taken from us, but, yes, love what we have been given. Because what is really ours is never gone forever&#8230;</em></p></blockquote>
<p>*********************</p>
<h2><a href="http://www.remgo.com/11/11-yillik-dostlugun-adi-bicir/">11 yıllık dostluğun adı: Bıcır</a></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/biz-biciri-cok-sevdik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>11 yıllık dostluğun adı: Bıcır</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/11-yillik-dostlugun-adi-bicir/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/11-yillik-dostlugun-adi-bicir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2011 11:36:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[bicir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=861</guid>
		<description><![CDATA[Bugün veterineri aradık. Yeni bir randevu almak için&#8230; Bıcır hasta. Yemeğini yemiyor, suyunu içmiyor. Tuvaletini yapamıyor. Günden güne gözümüzün önünde eriyor. Günün büyük bölümünü uyuyarak geçiriyor. Uyandığında arada bir mutfağa gidiyor. En çok sevdiği yemek kabının yanına uzanıyor. Kaba uzun uzun bakıyor ama içindekilere dokunmuyor. Bıcır’ı gören, tanıyan bilir. Kendi cinslerine göre irice bir kedidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün veterineri aradık. Yeni bir randevu almak için&#8230; Bıcır hasta. Yemeğini yemiyor, suyunu içmiyor. Tuvaletini yapamıyor. Günden güne gözümüzün önünde eriyor. Günün büyük bölümünü uyuyarak geçiriyor. Uyandığında arada bir mutfağa gidiyor. En çok sevdiği yemek kabının yanına uzanıyor. Kaba uzun uzun bakıyor ama içindekilere dokunmuyor.</p>
<p>Bıcır’ı gören, tanıyan bilir. Kendi cinslerine göre irice bir kedidir. Yemeği çok sever. Kabına konan yemeği bitirmeden dönmez. Cüssesi, yürüyüşü, tavırlarıyla kendini kedi değil minyatür bir kaplan sanır. Yanına kimseyi yakaştırmaz. Ona dokunup hasar almayan kişi neredeyse yok gibidir. Görüntüsüyle korkutmayı becerebilen bir kediden geriye halsiz, zorla yürüyebilen, yemeğini bile yiyemeyen bir kedi kaldı. Son bir haftadır bütün alışkanlıklarını yitirmeye başladı. 11 yılımızı birlikte geçirdiğimiz Bıcır’la artık yolun sonuna yaklaşıyoruz sanki. Şu anda ona verdiğim ödülünü almadı. Oysa en çok sevdiği şeydi bu çubuklar. Bir anda hepsini birden yemek için elime saldırır çoğu zaman parmaklarımı bu çubukların devamı olarak görüp yemeye çalışırdı. Az önce yanıma geldi, çubuğunu kokladı ve geri dönüp koltuğa doğru yürüdü. Şimdi uyuyor ve ben bu satırları onun tam karşısında yazıyorum. Bir yandan da fotoğraflarına bakıyorum. Eski fotoğrafları beni 11 yıl öncesine götürüyor. Güneşli bir California sabahına&#8230;</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00008.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-865" title="bicir00008" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00008.jpg" alt="" width="560" height="420" /></a></p>
<p>Onu bulduğumuzda henüz gözlerini yeni yeni açabiliyordu. Long Beach’in okyanusa bakan bir bölgesinde, marinanın hemen yanındaki kayalıklarda karşımıza çıktı. Sahilde yürüyorduk. Havanın güneşli olduğunu hatırlıyorum. Okyanusa bakan kayalıklar arasından sesini duyduk. Durmadan miyavlayan kedi yavrusunu bulmak için sesin geldiği kayanın altına eğildiğimizde minik kediyi gördük. Oraya nasıl gelmişti, karnı açmıydı, bilmiyorduk ama tahmin ettiğimiz birşey vardı. Saklandığı oyuktan çıktığında kayalıklardan denize yuvarlanma ihtimali çok yüksekti. Etrafta annesi yoktu, ondan başka yavru da bulunmuyordu&#8230; 11 yıl önce güneşli bir okyanus sabahında avucumuza aldığımızda bugünlere dek sürcek bir sevginin başladığının farkında değildik. Eve getirdiğimizde miyavlaması durmuştu. Önüne bir kap su biraz süt koyduk. Sütü tercih etti. Onun için ilk alışverişimizi aynı gün yaptık. Önce yiyeceklerini sonra kaplarını aldık. Avucumuzun içinde beslemeye başladık. Gözlerini açıp odayı keşfe çıktığında bizleri gördü. Long Beach’te başlayan bu karşılaşmadan sonra onu yanımızdan hiç ayırmadık.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00007.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-867" title="bicir00007" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00007.jpg" alt="" width="560" height="420" /></a></p>
<p>Yürümeye başladığı andan itibaren hareketini, avcılığını, iştahını hiç kaybetmedi. Evin altını üstüne getirirken bize karşı mesafesini de uzun süre korudu. Veterinere ilk götürdüğümüzde onun vahşi tavrı dikkatimizi çekmişti. Bizden başka kimsenin kendisine dokunmasına izin vermiyordu. Henüz 6 aylıkken kendisini kontrol edebilmek için iki klinik görevlisi aynı anda onu etkisiz hale getirdikten sonra veteriner aşısını yapabildi. Sakinleşmesi uzun sürdü. Bu tavrı her veteriner ziyaretinde artarak devam edecekti. Onu kontrol edecek klinik görevlileri Bıcır’ı tedavi etmeden önce sakinleştirmesi gerekiyordu. Bunu için de ekstra ücret talep etmeye başladılar. Etrafımızda Pitbull’dan Alaska kurduna yılana kadar çeşit çeşit hayvan varken bizim ‘sevimli’ kedimiz bir anda hepsinden daha tehlikeli bir ortam yaratabiliyordu.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00036.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-868" title="bicir00036" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00036.jpg" alt="" width="560" height="420" /></a></p>
<p>Veteriner adını sorduğunda Bıcır demiştik. Anlamadı. Ne anlama geldiğini açıklamaya çalıştığımızda güldü. Bize bıcır bıcır haliyle sevimli gelen kedimizin atalarının en son evcilleşen çöl kedisilerinden olduğunu orada öğrendik.</p>
<p>Henüz 3 aylıkken onu uzun bir yolculuğa çıkardık. Atalarının yaşadığı topraklara doğru bir yolculuktu bu. Arabada sakindi. Mojave Çölü’ne oradan Arizona’nın ortalarına, Grand Canyon’a kadar uzandık. Seyahatimiz birkaç gün sürdü. Birlikte unutamayacağımız ilk gezimizdi bu. O günlerde Bıcır’ın da bizim de birkaç yıl sonra dünyanın başka bir köşesine uzun bir yolculuğa çıkacağımızdan haberimiz yoktu.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00054.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-881" title="bicir00054" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00054.jpg" alt="" width="560" height="420" /></a></p>
<p>Onu bulduğumuz Long Beach’te 8 yıl geçirdik. Üç ev değiştirdik. Kedilere hiç ısınamadı. İnsanları yanına yaklaştırmıyordu. Bizim dışımızda kimse ona dokunamıyordu. Dışarıyı sevmiyordu. Zaman zaman onu bulduğumuz kayalıklara, okyanus kenarına, parklara götürmeye çalıştık. Diğer kedileri gösterdiğimizde kucağımızdan hiç inmedi. Yere bıraktığımızda hemen üstümüze sıçrayıp kafasını kollarımızın arasına sokmaya çalışıyordu. Ev kedisiydi. Onu bir daha sokağa hiç çıkarmadık. O da zaten evden ayrılmak istemiyordu. Arada bir kapıyı açtığımızda koridorda tur atıyor, kapıları kokluyor ayak sesi duyduğunda telaşla eve geri dönüyordu. Evin her köşesini dilediği gibi kullanıyordu. En sevdiği yerlerden biri ocağın üstüydü. Yemek yapmadan geçen günlerin sorumluluğunu kendisine yüklüyorduk. Aslında dışarda yememizin de bir anlamda bahanesiydi onun ocak sevgisi. Musluğu da çok seviyordu, dolayısıyla suyu da. Her ay düzenli yıkanır ama kurulanmaktan nefret ederdi. Güneşli bir köşeye çekilip saatlece kendi kendini kurulardı. California’nın güneşini bizden çok seviyordu Bıcır.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00033.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-869" title="bicir00033" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00033.jpg" alt="" width="560" height="420" /></a></p>
<p>Yılda bir kez muaynesi vardı ve her seferinde olaylar yaşanıyordu. Veteriner Bıcır’ın vahşi tavırlarına alışmıştı ama Bıcır onlara hiç alışamadı. Resmi kayıtlarda adı Princess olarak geçiyordu. İsmi her seferinde veteriner görevlileriyle aramızda ilginç diyaloglara gülüşmelere neden oluyordu. Adı Prenses olan vahşi bir kedinin ortalığı birbirine kattığı veteriner ziyaretlerinden en az onun kadar bizler de nefret ediyorduk. Ama düzenli kontrollerinin yapılması gerekiyordu.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00056.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-871" title="bicir00056" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00056.jpg" alt="" width="512" height="384" /></a></p>
<p>2008’in sonbaharı yaklaşırken Türkiye’ye geri dönüş işlemlerimiz başlamıştı. Hiçbir şeyi onun bu yolculuğu nasıl yapacağını düşündüğümüz kadar düşünmüyorduk o günlerde. Ya bu yolculuğa bünyesi dayanmazsa, 20 saate yaklaşan yolculuğunu ya bitiremezse diye durmadan düşünüyorduk. Veteriner’i Bıcır’ın güçlü bir kedi olduğunu ve bu yolculuğu problemsiz tamamlayabileceğini söylediğinde içimiz az da olsa rahatladı. Çünkü onu geride bırakmak istemiyorduk. Yıllar önce onu bulduğumuz kayalığın önünde onu bırakıp hayatımıza devam etmemiz mümkün değildi. Bizden başka kimseyle beraber olamayacağını biliyorduk. Sokakta da yaşayamazdı. Kaldırımlar ona göre değildi. Bir hayvan evine bırakmamız da sözkonusu olamazdı çünkü Bıcır’ı bakmaya aday hiçkimseyi gözümüzde canlandıramıyorduk. Kararımızı verdik. Ne olursa olsun Bıcır da bizimle birlikte Türkiye’ye gidecekti. Onu yanımızdan ayırmayacaktık. Gerekli işlemleri yaptık. Onun resmi kayıtlarıyla birlikte veteriner iznini alıp havaalanına doğru yola çıktık. Uzun yıllar yaşadığımız mahallemize son bir kez daha birlikte bakıp yola koyulduk. Önce 5 saatlik New York’a oradan da 10 saatlik İstanbul yolculuğuna hep beraber çıktık. Zor bir yolculuktu en zor bölümü ise havaalanlarında güvenlik kontrolünden gecerken yaşandı. Kontrollerde Bıcır’ı çantasından çıkartıp güvenlik kapısından kucağımızda geçirmemiz gerekiyordu. Etraftaki karmaşa, gürültü ve insan kalabalığı arasında Bıcır’ı etkisiz hale getirip röntgen kapılarından geçirmek kolay olmadı. Bu işlemler sırasında pasaport ve paraların olduğu çantları unuttuğumuz oldu. Güvenlik görevlilerinin Bıcır’ın yüz ifadesi karşısında yaşadıkları şaşkınlıklara tanık olduk. Onu sevmeye yaklaşan görevlilerin pençe darbelerinden etkilenmemeleri için çok uğraştık. Sonunda Bıcır’ı Türkiye’ye getirmeyi başardık.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00060.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-872" title="bicir00060" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00060.jpg" alt="" width="560" height="420" /></a></p>
<p>Yeni evine uyum sağlaması kolay olmadı. O da bizim gibi yeni ortama alışmaya çalışıyordu. Bir süre sonra bunu başardı. Yeni mekanında onu en heyecanlandıran köşe mutfaktaki pencerenin önüydü. Pencereye gelen güvercinleri seyretmeye bayılıyordu. Onları yakalamak için yaptığı hamleler her seferinde camda son buluyordu. Bir süre sonra güvercinler de bu saldırgan kedinin cam engelini aşamayacağını farkettiler. Bıcır’ın hamlelerine karşı kanatlarını bile kıpırdatmadan camın diğer tarafından içeriyi izlemeye koyuldular.</p>
<p>Bıcır Türkiye’deki evine uyum sağlamıştı. Her köşeyi benimsemiş, evi onunla paylaşan bizlerin de onunla aynı ortamda yaşamasına sanki izin vermiş gibiydi. Bu rahatlık birkaç ay sürebildi. İsviçre’ye taşınma hazırlıkları yaparken etraftaki kutulardan rahatsız olan Bıcır, birşeyler olacağını anlamış gibiydi. Onu yeni adresimize birlikte götürmek için yüne hazırlıklara başladık. Bu seferki işlemler kolay olmadı. Önce tam bir sağlık raporu aldık, onu İsviçreye götürebilmemiz için gerekli olan microchipi vucuduna yerleştirdik. Bütün kontroller yapıldıktan sonra 3 aylık sürenin geçmesini beraber bekledik. Onu yanımızda götürebilmek için bütün planlarımızı yeniden gözden geçirdik. Herşey hazır olup yeni evimizi bulduğumuzda Bıcır’ı da alıp Zürih’e taşındık. Bu onun son yolculuğuydu. 9 yaşını geride bırakmıştı. Zürih’teki yeni evine ısınması biraz zaman aldı. Ama alıştıktan sonra da evin en çok keyfini çıkaran o oldu.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00062.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-873" title="bicir00062" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00062.jpg" alt="" width="560" height="420" /></a></p>
<p>2010 yılının ilk günlerinde uzun bir tatil dönüşü Bıcır’la oynarken karnındaki şişliği farkettik. Hemen veterinere götürdük. Bıcır’ın en çok nefret ettiği işlemi yeniden yapıyorduk. Görevliler kafesinin kapısını açmaya cesaret edemedi. Her zamanki gibi çok vahşiydi. Kimseyi yanına yaklaştırmıyordu. Sonunda bayıltmaya karar verdiler. Rontgenleri çekildi. Biopsi yapıldı, kan tahlilleri kontrol edildi ama karnındaki şişliğin ne olduğunu anlayamadılar. Kanserden korkuyorduk ama İsviçre’nin en önemli hayvan hastanesinin veterinerleri Bıcır’daki problemin teşhisini koyamadı. Bıcır’ın bu muayeneden çıkıp ayılması yine her zamanki gibi zor oldu. Ayıldıktan sonra normal hareketlerine devam etti. Aradan aylar geçti. karnındaki şişliğin büyüdüğünü farkediyorduk. Bıcır’ı tekrar veterinere götürüp bayıltmalarına karnını açıp bakmalarına izin vermek kolay değildi. Artık yaşlanmıştı. Bayıldıktan sonra ayılması sırasında çok zorlanmıştı. Bir kez daha bayılması halinde ayılamama ihtimali vardı. Bunu Bıcır’ı yakından tanıyan Türkiye’deki veterineri de söylemişti. “Kalan süreyi huzur içinde evinde geçirmesi onun için iyi olur” diyordu. Biz de aynı görüşteydik. Böyle durumlarda 3 aylık bir süreden sözediliyordu. Bıcır’ın eski veterineri “Bir veteriner olarak ameliyat edilmesini tavsiye ederim. Ancak ameliyatın sonu her zaman başarılı olmayabilir. Ama bir kedi sever olarak kendimi sizin yerinize koyduğumda Bıcır’ın kalan süreyi evde huzur içinde geçirmesini isterdim” diyordu.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00076.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-874" title="bicir00076" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00076.jpg" alt="" width="560" height="420" /></a></p>
<p>Bu olayın üstünden 1.5 yıl geçti. Bıcır karnındaki kitleyle 1.5 yıl yaşamayı başardı. Bu süre içinde hiçbir sorunla karşılaşmadık. Günlük faaliyetlerini eksiksiz yerine getiriyordu. Bir hafta öncesine kadar herşey normal görünüyordu, ya da biz öyle sanıyorduk.</p>
<p>Geçenlerde en çok sevdiği şeylerden biri olan sabah gürültülerini, bizi uyandırma çabalarını yapmadığını farkettik. Kucağımıza alıp evin içinde tur attığımızda hareketsiz tavrı normal değildi. Mamasını yemiyor, bize yaklaşmıyordu. Mutfağa gittiğimizde mutlaka ayak altında olan bıcır artık bizi yattığı koltuktan seyrediyordu.</p>
<p>Artık en sevdiği yemekleri zorla yedirebiliyoruz. Suyuyla bile oynayamıyor artık. Bütün gün uyuyor. Uyumadığı anlarda da koltuğundan ayrılmıyor. Eskisi gibi yanımıza gelmiyor, ayaklarımızın altında dolaşmıyor. Yolumuzu kesip bizi mutfağa çekmeye hiç çalışmıyor.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00071.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-875" title="bicir00071" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00071.jpg" alt="" width="560" height="420" /></a></p>
<p>Bıcır son günlerini mi yaşıyor? Bu soru birkaç gündür kafamızı kurcalıyor. Zorunlu olarak onu bir kez daha veterinerine götürmeyi düşünüyoruz. Yine zorla çantasına sokacağız. Yine görevliler onu masaya alıp kontrol etmeye çalışacak. En kötüsü yine bayıltacaklar Bıcır’ı. Dün veteriner den randevu aldık. Yarın muayenesi var. Herşeye hazırız. Belki ayılamayabilir ya da “ameliyat” derlerse bu operasyonu atlatamayabilir. Yaşı çok ilerledi. Bu halsiz vucudu bu kadar acıya dayanamayabilir. Üstesinden gelmesi zor günler onu bekliyor. Bizi de tabii&#8230; Bu operasyondan çıkma ihtimali zayıf ama onun için küçük de olsa bir şansın var olduğuna inanıyoruz. Bu inancımız olmasa onu tekrar veterinere götürmeye karar vermezdik.</p>
<p>Bıcır’la 11 yılımızı birlikte geçirdik. Dileğim önümüzdeki yıllarda da yanımızda olması. Kimseyi kendisine yaklaştırmayan bu vahşi kedi bizi kendinden biri zannedip durdu. Gözünü bizimle açtı. 11 yıl önce okyanusa bakan bir kayalığın kuytusunda avucumuza aldığımız Bıcır’ı yarın kucağımızda veterinere teslim edeceğiz.</p>
<p>Bıcır benim için ilk tecrübeydi aslında. Onu eve getirene kadar hiç evcil hayvan deneyimim olmamıştı. Uzaktan sevmekle yetinirdim. Onu tanıdıktan sonra bu durum değişti. Birlikte yıllarımız geçti. Yolculuğumuzda en yakın dostumuzdu bizim. Bu dostumuz şimdi gözümüzün önünde eriyor ve elimizden fazla birşey gelmiyor.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00113.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-876" title="bicir00113" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/08/bicir00113.jpg" alt="" width="560" height="420" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/11-yillik-dostlugun-adi-bicir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benim bir askerliğim vardı!</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/benim-bir-askerligim-vardi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/benim-bir-askerligim-vardi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2008 06:39:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[tuzla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[Askere gitme kararı aldığımda nedenini bilmediğim bir rahatlık vardı içimde. Bir değişiklik olacaktı benim için, farklı bir ortamda, yeni bir yaşam tarzının inceliklerini öğreneceğimi düşünüyordum. Rahatlığımın bir nedeni de askerliğimi 8 ay kısa dönem olarak yapacağıma inanmamdan kaynaklanıyordu. Uzun dönem askerlik yapacağımı aklımdan geçirmiyordum. Tuzla Piyade Okulu&#8217;nda sonuçların açıklandığı gün yedek subay olacağımı öğrendim. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Askere gitme kararı aldığımda nedenini bilmediğim bir rahatlık vardı içimde. Bir değişiklik olacaktı benim için, farklı bir ortamda, yeni bir yaşam tarzının inceliklerini öğreneceğimi düşünüyordum. Rahatlığımın bir nedeni de askerliğimi 8 ay kısa dönem olarak yapacağıma inanmamdan kaynaklanıyordu. Uzun dönem askerlik yapacağımı aklımdan geçirmiyordum. Tuzla Piyade Okulu&#8217;nda sonuçların açıklandığı gün yedek subay olacağımı öğrendim. Bu 12 ay askerlik anlamına geliyordu. Bütün planlarım alt üst olmuştu. Artık bu sürenin nasıl geçeceğini düşünmeye başlamıştım.</p>
<p>Piyade okuluna arkadaslarim Oya ve Adnan ile gitmistik, uzerimdeki kiyafetlerimin disinda yanimda hicbir sey yoktu. Yuzlerce kisi avluda bekliyorduk. Birileri saga sola kosusturuyor, durmadan emirler yagdiriyor, bizler de bu emirlere uyup siraya giriyor, siradan cikiyor, yere oturuyor, ayaga kalkiyorduk. Ilk gun buradaki egitimimi komando olarak yapacagim soylendi bana. Bu benim acimdan surprizdi. Sol ayagimdaki telin ve dizimdeki sorunun basima bela olacagini biliyordum, ancak yaptigim itirazlarin hic biri kabul edilmedi. Doktor kontrolunden gecmeme izin verilmedi. Sol dizimi bir uctan bir uca kaplayan dikis izi de revirdekilerin umrunda degildi. Tuzla Piyade Okulu’nda uc ay surecek egitiminin ilk gunleri de boyle baslamisti.</p>
<p>Dusundugumden cok daha farkli ve kati kurallarla karsilastim. Kisiligimizi kapidan iceri girdigimizde unutmamiz gerektigi soylenmisti bize. Bu emire ister istemez uyduk. Adimiz yoktu orada, sadece 5 rakamli numaradan ibarettik.</p>
<p>65-70 kisilik bir kogusta kaliyorduk, kucucuk bir yerdi ve bir turlu uyuyamiyordum, uykusuz kalan sadece ben degildim kogusta, o ortama kimsenin alisacagini sanmiyordum. Sular akmiyordu cogu zaman. Sabahlari tras olabilmemiz her muslugun basina 17 kisi dusuyordu. Gec kalirsak bizi agir cezalar bekliyordu. Birinin ufak bir hatasi hepimizi etkiliyordu. Karisinin ozlemiyle yanip tutusan bir arkadasimiz vardi. Bir gun atesi cikti ve onu revire kaldirdilar, egitime katilmayacagi icin sansliydi. Aksam saatlerinde revire dondugumuzde uzaktan alay komutanimizin aracini gorduk, birligimizin yaninda durdu, sinirli bir sekilde aracindan inip yuzbasiya bagirip cagirmaya basladi. Yuzbasi bizi yaklasik bir saat yemekhanenin onunde bekletti. Diger birliklerin hepsi yemegini yeyip koguslarina cekilirken biz ayakta, hazir ol pozisyonunda bekliyorduk. Hava karardiginda da beklemeye devam ettik. Sonra yuzbasi geldi ve neden bekledigimizi ve daha uc saat niye bu noktada beklemeye devam edecegimizi bize anlatti. Sabah revire giden arkadasimiz bizim birlik icin calistigi ozel radyo kanalindan bir parca caldirmis. Alay komutani da odasinda otururken bu radyoyu dinliyormus ve &#8220;Ic istihbarati radyo yoluyla aciklamak&#8221; sucuna giriyormus arkadasimizin bu yaptigi. Once bu arkadasimizin egitim suresince tum izinlerinin iptal edildigini ogrendik. Ayni sekilde biz de iki hafta boyunca ziyaretci yasagina carptirildik ve Tuzla Piyade Okulu&#8217;nun calilarinin temizlenmesi gorevine tabi olduk. Uc ay boyunca her hafta sonu binlerce metrekarelik egitim alanindaki calilari ellerimizle koparttik.</p>
<p>Ilk gunden baslayan agir egitimlerden yuruyecek halimiz kalmiyordu ve ranzaya uzandigimda basimi yastiga bile koyamadan uyumaya basliyordum.</p>
<p>Gun saat 4.30’da “kalk” komutuyla basliyordu. Bir saat suren sabah egitiminden sonra “Ye” komutuyla kahvaltiya basliyor, “istirahat” komutuyla bir sigara icimlik zamanda oturdugumuz yerde dinleniyor, aksamlari “Yat” komutuyla da yatagimiza yatiyorduk. Sabah ciktigimiz kogusa aksam girdigimizde gozlerimi kapatip gecen bir gune seviniyor, baslayacak bir gunu dusunmeye cesaret edemiyordum. Tatbikatlarda, agir egitimlerde cevremde benim hissettiklerimi paylasan kisiler olmasina ragmen yalnizligimi iliklerime kadar hissediyordum. Oradan gitme dusuncelerimin imkansizligini anliyor, caresizligimi farkediyordum. Kamuflaj uniformam, siyah agir botlarim ve gun boyu tasidigim tufegin agirligina dayanamadigim anlarda, gunun birinde bu ortamdan kurtulacagimi ve olup bitenleri arkadaslarima gulerek anlatacagim gunleri hayal ediyordum. Gece nobetlerimde kulagimda kalmis eski sarkilari fisildiyordum, ilk kez tanimadigim onca insanla ayni ortamda bulunuyor, anilarimizi sevinclerimizi birbirimize anlatiyor, uc aylik bu egitim doneminin bitecegi gunu iple cekiyorduk.</p>
<p>Egitimimizin bitimine yakin kura cekme gunu yaklastikca o gune dek hissetmedigim bir heyecani yasiyordum. Uc ay icinde savas sanatinin tum detaylari ogretilmisti bize, artik bu bilgilerimizi kullanmamiz isteniyordu. Piyade okulunun kapali spor salonunda askerligimizin geri kalan bolumunu tamamlayacagimiz yerlerin belirlenmesi sirasinda herkeste heyecan doruktaydi. Az sonra cekecegimiz kura bir anlamda yasamimizi degistirecek nitelikteydi.Oyle de oldu&#8230;</p>
<p>Kuralar iki bolgeye ayriliyordu, olaganustu hal bolgesi ya da Turkiyenin diger illeri. Benim bulundugum basin yayin mezunlarinin olusturdugu grup 7 kisiydi. Adlarimiz okundugunda masanin onunde tek siraya dizildik. Sag kolumuzun dirsege kadar olan bolumunu kaplayan uniformamizin kivrilmasi emredildi. Bize kura torbasini gosteren yarbay icinde 5 OHAL, 2 Ankara gorevi oldugunu soyledikten sonra hepimize sans diledi. Sansa gercekten de ihtiyacim vardi o an. Kurayi ilk ceken Ankara’lardan birini yakaladi ve sevincten sapkasini havaya firlatti. Geride 6 kisiydik ve ben sondan bir once kura cekecektim. Ankara cekme sansim cok zayifti. Onumdeki uc kisi OHAL kuralari cekti. Sira bendeydi ve cekecegim kura arkamdaki arkadasimin da kaderini etkileyecekti. Torbada iki kucuk kagit duruyordu ve birinin uzerinde Ankara yaziliydi. Sag elimi derin siyah torbanin icine soktum, gozum spor salonunun tepesindeki kucuk pencerelerden birine ilisti. Bir guvercin duruyordu pencerede. Cektigim kurayi yarbaya verdim. Okuma islemini o yapiyordu. Mikrofona yaklasti. “Hayirli olsun astegmen adayi, OHAL, Hakkari…..” gerisini duyamadim ya da duymak istememistim. Sol elimde tuttugum sapkayi basima gecirdim “Sagol komutanim” deyip kura alanindan uzaklasirken arkamda bekleyen arkadasimin yuzundeki sevinci gormustum, beni teselli edercesine omuzuma vurdu. Ankara kurasi ona kalmisti. Birkac adim sonra salonda yarbayin sesi yankilandi, sert ve tok bir tonla emrediyordu. “Astegmen adayi sana cekilmeni emreden oldu mu?”. Onune gidip basimla selamimi verdim ve “Ne cektigini gormek istemiyor musun” dedikten sonra mikrofona “Cektigin kura Ankara, komutanin cekilmeni emretmeden karsisinda beklemeyi ogren” dedi. Salondaki arkadaslarimin sevincini gordum, kendi sevincimi hissedemeyecek kadar saskindim, basimi gokyuzune kaldirip haykirmak istedim, ama salonun tavanindan baska bir sey gorememistim. Bu essek sakasi benden sonra kura icin bekleyen astegmende tam bir yikim oldu. OHAL’in yeni bir neferiydi o artik. Sonraki aylar Tuzla’da kurulan arkadasliklariiz da devam etti. Birbirimizle telefonlasiyor arada bir kura sirasinda birliket bekledigimiz arkadaslarimdan mektuplar aliyordum. Bir gun o grupta birlikte kura cektigim arkadaslarimdan birinin guneydoguda bir catisma sirasinda oldugu haberini aldigimda o kura gununu dusundum. Insanlarin hayatini belirleyen o siyah derin torbayi gordum, bir de spor salonunun tepesinde sanki bana bakarcasina duran o guvercin geldi aklima, gozlerime ise yas.</p>
<p><img title="tuzla_piyade_okulu" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2008/06/tuzla_piyade_okulu.jpg" alt="tuzla piyade okulu" /></p>
<p><strong>Hava Kuvvetleri Komutanlığı</strong></p>
<p>Askerligimin kalan bolumunu Ankara&#8217;da gecirdim. Birligim Hava Kuvvetleri Komutanligi Karargahi&#8217;ydi. Merkez Daire Baskanligi&#8217;na bagli olarak gorev yapacaktim. Yeni komutanimla ilk karsilasmam beni biraz rahatlatmisti. Tuzla&#8217;da gormeye alistigim kati disiplin kurallari uygulayan birine benzemedigini farkettim. Kendimi tanitirken sozumu hic kesmeden dinledi. Sonra bana uymam gereken kurallari soyledi. Gorevimiz karargahta yayinlanan aylik bir derginin sorumluluguydu. Sonraki gunlerde onun kisiligini kesfettigimde uniformasinin altinda dunya tatlisi bir insan buldum. Benim gozumde komutandan daha ote bir yerdeydi, bir abiydi. Cok gizli sirlarimizi bile paylastigimiz, birlikte gulup birlikte uzuldugumuz bir dosttu. Askeri kisiligi her zaman on plandaydi dogal olarak ama ast-ust iliskisinin bittigi saatten itibaren, yani uniformalarimizi cikartip sivillerimizi giydigimiz mesai bitiminden sonra aramizda bu hiyerarsi kalmiyordu. Ona her zaman &#8220;komutanim&#8221; diye hitap ediyordum, aramizdaki saygi cercevesinde kurulan dostlugun en keyifli bolumlerini merkezde birlikte calistigimiz diger astegmenlerin de katildigi sohbet anlarinda yasiyorduk. Benimle birlikte 4 astegmen daha calisiyordu ayni dairede. Digerleriyle kaynasmamiz cok kolay oldu. Ozellikle birisi kafama cok uygundu. O gunlerde baslayan askerlik arkadasligimiz bugunku sivil hayatimizda da devam ediyor Omer ile. Tuzla&#8217;dan Ankara&#8217;ya birlikte geldigimiz uc arkadasimla birlikte karargaha yakin bir yerlerde, Buklum Sokak&#8217;ta bir ev kiraladik. Gunduz kati kurallarin egemen oldugu bir ortamdaydik, aksamlari ise bambaskaydi. Alper ve Ahmet ile zamanimizin hemen tamamina yakin bolumunu birlikte geciriyorduk. Keyifli bir askerlik donemiydi bu benim icin ve gunler anlamadan geciyordu.</p>
<p><strong>7 numaralı koltuk</strong></p>
<p>Nobetimin olmadigi her hafta sonu solugu Istanbul&#8217;da aliyordum. Artik bu yolculuklar benim icin iki kisa durak arasi mesafeler gibiydi. Ancak bunlardan birinde olumun soguk nefesini ilk kez o kadar yakindan hissettim. Yine bir cuma gunu Istanbul&#8217;a gitmek icin evimizin yakinindaki bir seyahat sirketnin burosuna gidip bir bilet istedim. Saat 7 otobusunde bir kisilik yer ayirttim. Koltuk numaram da 7 idi. Otobuste fazla kalabalik yoktu. Hareketi beklerken bir arkadasimi gordum. O da Istanbul&#8217;a gidiyordu. Birlikte oturmak istedik, konusacak cok seyimiz vardi. Yanimdaki yolcuya durumu anlattim ve 5-6 sira arkadaki arkadasim ile yer degistirip degistiremeyecegini sordum. Kabul etmedi. Otobusun en arkasindaki bes kisilik koltuklarda iki bos yer oldugunu farkettim ve birlikte bu koltuklara oturduk. Arka siralardan bir kisi de benim bosalttigim 7 nolu koltuga gidip oturdu. Otobus Bolu yakinlarina geldiginde korkunc bir patlama sesiyle sallandi. On taraftan kirilan camlar bize kadar geldi. Barut ve agir bir duman kokusu vardi, bir de herkesteki panik, Insanlar kapiya dogru kosmaya basladi, on taraftan cigliklar geliyordu. Disari ciktigimizda valiz boslugunda acilan deligi gorduk. Bunun bir parca tesirli bomba oldugunu ogrendik. On iki sirada oturanlar cesitli yerlerinden yaralanmisti. Benden bosalan 7 nolu koltuga gecen kisinin dizinden kanlar akiyordu. Yaninda arkadasimla yer degistirmesini rica ettigim kisinin yuzu kan icindeydi. Polis ve istihbaratin otobuse ulasmasi yarim saati buldu. Yaklasik iki saat otobuste incelemeler yapildi ve hepimizin tek tek ifadesi alindiktan sonra baska bir otobusle Istanbula sabaha dogru gitmemize izin verildi. Ertesi gun teroristlerin sivil hedeflere duzenledigi sehir saldirilarinin basladigi haberleri vardi televizyon ekranlarinda. Bu saldirilarin ilk hedefi benim de icinde bulundugum 4 otobusten biriydi. Hareket etmeden once otobusun bagajina zaman ayarli, parca tesirli bir bomba konmustu. Ayni saatlerde 4 ayri otobuse yerlestirilen bombalardan bir benim bulundugum otobuse denk gelmisti. Diger otobustekiler bizim kadar (hele benim kadar) sansli degillerdi. Saldirilarda toplam uc kisi hayatini kaybetmis cok sayida kisi agir bir sekilde yaralanmisti. Ben ise tesaduf ya da sans kelimeleriyle aciklamaya calistigim bu olaydan bir cizik almadan kurtulmustum. Sonraki yolculuklarimda 7 numarali koltukta nedense hic yer ayirtmadim.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2008/06/hkk_sml.jpg"><img class="alignright alignnone size-full wp-image-163" style="float: right;" title="hkk_sml" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2008/06/hkk_sml.jpg" alt="" width="200" height="367" /></a><strong>Özgürlüğe 25 kala</strong></p>
<p>Askerligimin bitimine cok az bir sure kala sivil hayata geri donme hazirliklarina baslamistim. Uzerimde 12 ay tasidigim uniformamdan kurtuluyordum yakinda. Bu kati disiplin ortamini terkedip alistigim yasam duzenine gecmeme 25 gun kalmisti.</p>
<p>Yine bir hafta sonu tatillerinden biriydi. Istanbul&#8217;daydim, Rumelihisari&#8217;nda arkadaslarimla sohbet ediyorduk. Karsimda oturan bir kisinin elindeki gazetenin mansetini okumustum ama ne anlam ifade ettigini birkac dakika sonra kavrayabildim. Gazetenin mansetinde &#8220;Terhisler ertelendi.&#8221; basligi vardi. O an bulundugum sivil ortamdan olsa gerek kendi uzerime hic almadim bunu. Yani asker oldugum bir an icin aklima gelmedi. Olayi kavradigimda soguk bir ter kavradi bedenimi, gazeteyi isteyip haberi okudum. PKK ile yurutulen operasyonlar nedeniyle o donem askerligini yapanlarin terhislerinin 5 ay sureyle ertelendigi kararini iceren bu haberin satirlarini defalarca okudum. Dogru olmamasi icin dua ediyordum.</p>
<p>Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde aldim solugu. Belki de abartiliyor diye dusundum. Belki de boyle bir karar vardir ama henuz uygulamaya girmemistir dedim kendi kendime. Ama butun bunlar bos bir avuntuydu. Gercegi farkettigimde 25 gun sonra baslayacak sivil yasamim, planlarim, cikacagim tatil, yapmayi hayal ettigim seyler, hersey ertelenmisti. Yikilmistim&#8230;</p>
<p>Boyle bir kararin askerligimin bitmesine 25 gun kala alinmasinin ne anlama geldigini sorup durdum kendime, sorularimin hepsi cevapsizdi. Tegmen rutbesine yukselmistim, bir de plaket vermislerdi bize, &#8220;Bu olaganustu sartlarda gosterdigimiz ozveri ve sadakate&#8221; TSK&#8217;nin bir tesekkuruydu bu plaket. Bundan sonra 5 ay suren uzatmali askerlik donemim basladi. 8 ay dusuncesiyle geldigim, elimi verip kolumu kaptirdigim, bir turlu bitecegine kendimi inandiramadigim 17 aylik bu uzun askerlik donemim 1994&#8242;un eylulunde sona erdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/benim-bir-askerligim-vardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PENCERE &#8211; İLHAN SELÇUK 18.07.2006</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/pencere-ilhan-selcuk-18-07-2006/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/pencere-ilhan-selcuk-18-07-2006/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jul 2007 11:59:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=978</guid>
		<description><![CDATA[İLHAN SELÇUK &#8211; PENCERE Ey Takıyyeci, Uyan Artık&#8230; Medyanın dünkü yayınlarına yansıyan mantık, ülkenin nasıl bir yönetim çarpıklığı içinde yaşadığını sergiliyor&#8230; Gazetelerin manşetleri: - Sabrımız taştı.. - Bunlar çekilir şeyler değil.. - Yüreğimize ateş düştü.. - Bizden günah gitti.. - Bardak taştı.. - Yetti artık.. Bu laflar iktidarın başı Tayyip Erdoğan &#8216;ın konuşmasından aktarılan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İLHAN SELÇUK &#8211; PENCERE</p>
<p>Ey Takıyyeci, Uyan Artık&#8230;</p>
<p>Medyanın dünkü yayınlarına yansıyan mantık, ülkenin nasıl bir yönetim çarpıklığı içinde yaşadığını sergiliyor&#8230;</p>
<p>Gazetelerin manşetleri:</p>
<p>- Sabrımız taştı..</p>
<p>- Bunlar çekilir şeyler değil..</p>
<p>- Yüreğimize ateş düştü..</p>
<p>- Bizden günah gitti..</p>
<p>- Bardak taştı..</p>
<p>- Yetti artık..</p>
<p>Bu laflar iktidarın başı Tayyip Erdoğan &#8216;ın konuşmasından aktarılan bir edebiyatın basına yansımasından başka şey değil&#8230;</p>
<p>**</p>
<p>Başbakan doğru dürüst düşünemiyor&#8230;</p>
<p>Ve konuşamıyor&#8230;</p>
<p>Şu lafına bakın:</p>
<p>&#8221;- Hep demokratik çizgide bu işi halledelim istedik. Ancak Bitlis&#8217;ten sonra sekiz yavrumuz daha şehit oldu. Bunlar artık çekilir şeyler değil&#8230;&#8221;</p>
<p>Yeşilçam sinemasının diyaloglarına taş çıkartan bu ilkel romantizm, ciddi bir devletin aklı başında Başbakanına yakışır mı?..</p>
<p>&#8221;Bunlar artık çekilir şeyler değil&#8221; imiş&#8230;</p>
<p>Peki, şimdiye dek neden çekiyorduk?..</p>
<p>&#8221;Hep demokratik çizgide bu işi halledelim&#8221; diye&#8230;</p>
<p>Peki, bundan sonra sorunu &#8216;demokrasi dışında&#8217; mı halledeceğiz?..</p>
<p>Ne biçim konuşma bu?..</p>
<p>Konuşmasının niteliğini de Tayyip Erdoğan büyük saflıkla &#8216;bizzat&#8217; vurguluyor:</p>
<p>&#8221;- Hak ettikleri cevabı alacaklar; dilerim duygularım aklıma, bilgime, tecrübeme egemen olmasın&#8230;&#8221;</p>
<p>Hoppala!..</p>
<p>Aklı, bilgisi, tecrübesi olsaydı, Recep Tayyip böyle konuşur muydu?..</p>
<p>**</p>
<p>21&#8242;inci yüzyılda, devletler hukuku diye anılan yasal dünya düzeninde, nereden gelirse gelsin, silahlı saldırıya uğrayan bir ülkenin varoluşunu savunmak için kullanacağı meşru hakları tek tek sayılmıştır&#8230;</p>
<p>AKP iktidarının ilginç Başbakanı, bu hakları kullanmayı demokrasi dışına çıkmak sanıyor&#8230;</p>
<p>Ve demokrasi dışına çıkacağını açıklayıp kendini işin başında suçlu ilan ediyor&#8230;</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni bu takıyyeci iktidar mı savunup koruyacak?..</p>
<p>**</p>
<p>Sorun nerede?..</p>
<p>Bu takıyyeci iktidarın dünyaya bakışı dinci mantıktan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Ortadoğu sorunlarına yaklaşımı da insancı, hukuksal, ulusalcı, çağdaş değil; İslama şartlanmışlığın ağır bastığı bir siyasal kılavuzluğun güdümündedir&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;nin ulusal çıkarları yerine, İslamcılığın önyargılarıyla hareket eden AKP&#8217;nin güdülenmesi şimdi bir yol ağzına geldi; vardığı noktada zorlanıyor&#8230;</p>
<p>Kuzey Irak Müslümandır ve Türkiye&#8217;ye saldırı üssüdür; bu bölgeden gelenler Türk Müslümanlarını katlediyor; Orta ve Güney Irak Müslümandır; Şii ile Sünni birbirlerini öldürüyor; koskoca İslam okyanusu İsrail&#8217;e karşı birleşemiyor&#8230;</p>
<p>Ama, bizim takıyyeciler bu gerçeği görecekleri yerde dinciliğin edebiyatında yitikleşip ulusalcı laik Cumhuriyetin varoluşunu baltalamayı yeğliyorlar&#8230;</p>
<p>Ey takıyyeci!..</p>
<p>Uyan artık!..</p>
<p><img src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2011/10/ilhan_selcuk.jpg" alt="" title="ilhan_selcuk" width="74" height="18" class="alignnone size-full wp-image-979" /></p>
<p><em>18 Temmuz 2006 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır. Cumhuriyet 18.07.2006</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/pencere-ilhan-selcuk-18-07-2006/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CIA-Bush-Irak</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/cia-bush-irak/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/cia-bush-irak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[Beyaz Saray yönetimi, Irak Savaşı öncesi dünya kamuoyunun karşısına çok net bir tavırla çıkmıştı. Başkan Bush, geçtiğimiz yıl Amerikan Kongresi’nde yaptığı konuşmasında Irak yönetiminin nükleer silah çalışmalarına başladığını söylemişti. Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Saddam’ın kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olduğuna ‘kesinlikle’ emin olduklarını açıklamıştı. Dışişleri Bakanı Colin Powel, BM’de geçtiğimiz yıl yaptığı konuşmasında ellerindeki istihbaratı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beyaz Saray yönetimi, Irak Savaşı öncesi dünya kamuoyunun karşısına çok net bir tavırla çıkmıştı. Başkan Bush, geçtiğimiz yıl Amerikan Kongresi’nde yaptığı konuşmasında Irak yönetiminin nükleer silah çalışmalarına başladığını söylemişti. Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Saddam’ın kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olduğuna ‘kesinlikle’ emin olduklarını açıklamıştı. Dışişleri Bakanı Colin Powel, BM’de geçtiğimiz yıl yaptığı konuşmasında ellerindeki istihbaratı uzun uzun anlatmıştı. Savunma Bakanı Rumsfeld de bu silahların işgalin ilk günlerinde ortaya çıkacağından emindi. BM’in tüm uyarılarını görmezden gelip Irak’a giren Amerikan ordusunun öncelikli görevi Bush yönetiminin iddia ettiği kitle imha silahlarını bulmaktı. Washington’da herkes bu konuda kendinden o kadar emindi ki, Irak’ta kitle imha silahı bulunmayacağı olasılığı gözden kaçtı. Amerikan kamuoyu da bu konuda üst düzey yöneticilerin yaptığı açıklamalara inanmıştı. Silahlar bugün ya da yarın bulunacaktı…</p>
<p>İşgalin ardından yaklaşık 10 ay geçti. Saddam yakalanmış, Irak eski yönetiminin bütün üst düzey yöneticileri ele geçirilmişti. Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü CIA, Irak’ın altını üstüne getirmişti. Ancak sözü edilen silahlar bulunamamıştı. Bu aşamadan sonra bulunacağına da ihtimal verilmiyor.</p>
<p>Irak Savaşı’nın perde arkasında yaşanan gerçekler birbiri ardına ortaya çıkınca CIA’nın karizması yerle bir oldu. ABD Başkanı, Amerikan kamuoyunun hedefi haline geldi. Başkanlık seçimlerine hazırlanan ABD’de istihbarat skandalı Beyaz Sarayı sarstı. Savaşı kılıfına uydurmaya çalışan ama dünya kamuoyunu ikna etmekte zorlanan Bush yönetimi,<br />
yaklaşan başkanlık seçimlerinin de etkisiyle bugünlerde sıkıntılı bir dönemden geçiyor.</p>
<p>Nerede hata yapıldı?</p>
<p>Irak Savaşı’na ilişkin tartışmaların odağı CIA ve Başkan Bush.<br />
Savaşın gerekçesi Saddam’ın elinde bulunduğuna inanılan kitle imha silahları mıydı yoksa savaş ABD’nin Ortadoğu’da egemenlik alanı yaratma isteğinin bir sonucu mu başladı?</p>
<p>Bu ve benzer sorular yaklaşık 2 yıldır dünya kamuoyunun gündeminde. Konu araştırıldıkça gerçekler ortaya çıkıyor ve Washington’da yaşanan istihbarat skandalı Beyaz Saray’ı tedirgin ediyor. Irak konusunda aldatıldığını anlayan halk cevabını kasım ayında yapılacak seçimlerde verecek. Sonuç Başkan Bush’la birlikte Irak’ın da kaderini belirleyecek.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta Bush yönetimi, Irak skandalından dolayı ciddi bir darbe aldı. Amerikan silah denetçilerinin eski Başkanı David Kay’in sözleri CIA’ya savaşın başından beri yöneltilen eleştirilerin en ciddisi oldu. Kay gibi CIA’nın üst kadrosunda görev yapmış bir kişinin sözlerini duymamazlıktan gelemek mümkün değildi. David Kay’in, kitle imha silahları konusunda CIA’nın yanıldığı, Beyaz Saray’ın da bazı gerçekleri görmezden geldiği yolundaki eleştirileri üzerine Bush harekete geçti.. Kendisinin de yakın bir dostu olan Kay’in cesur açıklamaları sonrasında Başkan konuyu araştıracak bir komisyon kurulmasına karar verdi. Çalışmalarına başlayan komisyonun tarafsızlığı ise bir başka tartışma konusu. Üyeleri Başkan Bush tarafından seçilen bu komisyonun vereceği karar yine Bush’un siyasi kaderini etkileyecek. Dolayısıyla komisyon çalışmalarına başlamadan vereceği kararın yasallığı tartışmalarına başlandı. 2 ay sürecek çalışma sonunda kitle imha silahları konusundaki yanlış istihbaratın nedenleri ve sorumluları ortaya çıkacak. Komisyonun raporunu açıklayıp açıklamama kararını ise Başkan Bush verecek. Seçim öncesi bir döneme denk gelen rapor büyük ihtimalle Amerikan halkından gizlenecek ya da seçim sonrasında açıklanacak.</p>
<p>Bush savaşı savunuyor</p>
<p>Başkan Bush, kitle imha silahı bulunanamış olmasına rağmen, Irak işgalinin doğru bir adım olduğunu yolundaki görüşünü bugün de savunuyor. Geçtiğimiz pazar günü NBC’nin sorularını yanıtlayan Bush, Saddam Hüseyin&#8217;in bu tür silahları üretecek teknoloji ve niyete sahip olduğunu tekrarladı. Başkan, &#8216;o zamanki ve şu anki bilgilerim ışığında, Amerika Irak&#8217;ta doğru bir iş yapmıştır&#8217;, dedi. Kendisine yöneltilen kitle imha silahları konusundaki sorulara dolaylı yanıtlar veren Başkan, sürekli aynı şeyi tekrarladı: ‘Saddam tehlikeliydi, yaptığımız iş doğruydu.’<br />
CIA Başkanı George Tenet de, Irak tehdidini abartmaları yönünde kendilerine baskı yapılmadığını söylemeye devam ediyor.</p>
<p>Skandalın sorumlusu kim?</p>
<p>Irak savaşının temelinde gerçekten bir istihbarat skandalı mı vardı yoksa Bush yönetimi kendisine verilen raporu kendi planı çerçevesinde mi yorumladı?</p>
<p>Bu sorunun yanıtını kimse net olarak veremiyor. Oluşturulan komisyonun da bunun yanıtını veremeyeceği tahmin ediliyor. Belki de hiçbir zaman bu sorunun yanıtını sorumlu kişilerin açıklamalarından öğrenemeyeceğiz ama ortada duran gerçeklere baktığımızda yanıtı bumak o kadar da güç değil.<br />
CIA’nın topladığı bilgiler Bush yönetimince yanlış değerlendirilği görüşü bugünlerde ağır basıyor. CIA Başkanının geçtiğimiz günkü açıklamaları da aslında bu doğrultudaydı. Topladıkları istihbarat bilgilerine güvendiğini belirten CIA Baskanı Tenet, örgütün çalışmalarını net bir biçimde savundu.<br />
CIA, kendilerinden istenilen her türlü istihbaratı Başkan Bush’a vermişti. Bu bilgilerin elekten geçirilip yorumlanması işini Beyaz Saray üstlendi. Bir başka deyişle Irak’ı işgal etmek için karar çoktan verilmişti. Bunu yasal zemine oturtacak bahaneler aranıyordu. Kitle imha silahları konusu bu bahanelerin temelini oluşturdu. 11 Eylül’den sonra sıkı bir savunmaya geçen Amerika için bu silahların varlığı tartışılmaz bir iç güvenlik sorunuydu ve yok edilmeleri gerekiyordu. Bu konuda CIA bütün imkanlarını kullandı. Afganistan’da Osama Bin Ladin’in peşindeki özel istihbarat ajanları Irak’a yığıldı. Örgütün bölgedeki tüm insan kaynakları bu işe konsantre olmuştu. Zaten Irak 1990 yılından beri gözlem altındaydı. CIA’nın 13 yıllık bilgilerinde yanılma payının oldukça az olduğuna gözönüne alınırsa bu işin gerçek sorumlusunun son kararı veren olduğu ortaya çıkıyor.</p>
<p>Beyaz Saray CIA’dan bir rapor bekliyordu. Bu rapor Irak Savaşı’nın gerekçesi olacaktı. CIA bu ortamda bir rapor hazırladı ve Başkan Bush’a sundu. Hazırlanan raporda kitle imha silahlarının varlığı ‘ihtimali’nin altı çizildi. Ýstihbarattaki yanılgı payının çok düşük olduğu da belirtidi. ABD bu raporu Dışişleri Bakanı Powel aracılığıyla dünyaya duyurdu ve savaş başladı. Bu senaryoya göre savaşı hazırlayan nedenleri CIA yarattı ancak son kararı Beyaz Saray yönetimi verdi.</p>
<p>Diğer görüş ise CIA’nın, Irak’taki yanlış kaynaklardan yanlış bilgi topladığı yönünde. Ancak bu durumda CIA Başkanının konuyu açıklayıp çoktan istifa etmesi gerekiyordu. Bugüne kadar böyle bir girişim olmadı.</p>
<p>CIA, Irak çalışmalarını savunurken Başkan Bush da kendi kararının doğru olduğunu söylemeye devam ediyor. Yani Washington’da kimse yanlış yaptığını itiraf edemiyor. Böylesine bir itirafın sonuçları sadece ABD yönetimini değil Irak’ı ve dolayısıyla bölgeyi de bir kaosa (şu ankinden daha büyük bir kaos) sürükleme ihtimali bulunuyor. Bu yüzden skandalın dinmesi, zaman içinde unutulması yoluna gidiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/cia-bush-irak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siz olsaydınız ne yapardınız?</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/siz-olsaydiniz-ne-yapardiniz/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/siz-olsaydiniz-ne-yapardiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:50:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[Olay, 1993 yılında ABD’nin Michigan Eyaleti’nin Lansing kentinde geçiyor. İki çocuk sahibi Messenger Ailesi bir yandan geleneksel Christmas hazırlıklarını tamamlarken bir yandan da aileye birkaç ay sonra katılacak üçüncü çocuklarının heyecanını yaşıyorlar. Kentin tanınmış dermatologlarından Dr. Greg Messenger, Christmas tatilinin hemen ardından üçüncü çocuğuna hamile karısı Traci’yi beklenmedik yoğun sancıları üzerine hastaneye kaldırıyor. Messenger’ların hayatı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Olay, 1993 yılında ABD’nin Michigan Eyaleti’nin Lansing kentinde geçiyor. İki çocuk sahibi Messenger Ailesi bir yandan geleneksel Christmas hazırlıklarını tamamlarken bir yandan da aileye birkaç ay sonra katılacak üçüncü çocuklarının heyecanını yaşıyorlar. Kentin tanınmış dermatologlarından Dr. Greg Messenger, Christmas tatilinin hemen ardından üçüncü çocuğuna hamile karısı Traci’yi beklenmedik yoğun sancıları üzerine hastaneye kaldırıyor. Messenger’ların hayatı işte o gün değişiyor.</p>
<p><strong>Zor Karar</strong></p>
<p>Doktorlar 6 aylık hamile Traci’nin erken doğum olayıyla karşı karşıya bulunduğunu söyler ve ameliyatın riskini aileye anlatır.</p>
<p>Ameliyat öncesi doktorlar tarafından aileye verilen bilgilerde 25 haftalık bir bebeğin sezeryanla annenin karnından alınacağı, bu şartlarda bebeğin yaşama ihtimalinin yüzde 30 ile 50 arasında olacağını söylerler. Bu oran içindeki yaşama şansına sahip bebeklerin yüzde 90’ındaysa beyin kanaması olma itimalini aileye hatırlatırlar. Her ihtimalde yaşamayı başarabilen bebeklerin ise hayatlarını özürlü birer kişi olarak sürdürecekleri Greg ve Traci çiftine doktorlar tarafından anlatılır.</p>
<p>Bu açıklamaların ardından aile kararını verir. 25 haftalık bebeklerinden vazgeçtiklerini ve bebeğin ameliyatla alınmasını istediklerini doktorlara bildirirler.</p>
<p>Ameliyat sonrası dünyaya gelen yaklaşık 300 gram ağırlığındaki bebek ailenin isteği gözardı edilerek hastane personeli tarafından yoğun bakım ünitesine alınır. Bebeği ailenin isteğine karşın yaşatmaya çalışan doktorlar boğazından bir tüple hayat vermeye çalışırlar.</p>
<p>Aileye bebeğin hala yüzde 30 ila 50 oranında yaşama şansı olduğu ve bu şartlarda hastanenin bebeği yaşatmaya çalışacağı söylenir. Messenger’lar doktorların bu kararına karşı çıkar ve bebeği yoğun bakım ünitesinde yaşatmaya çalışmanın ona ve kendilerine acı vermekten başka bir anlama gelmediğini, bebekleri yaşasa bile hayatı boyunca özürlü olacağını söylerler. Doktorlara bebeğe takılan sunni hava sağlayan aletlerin bağlantısının kesilmesi yönünde karar verdiklerini bir kez daha yinelerler. Messenger Ailesi için bu kararı vermek kolay olmaz tabi. Umutla bekledikleri üçüncü çocuklarının yoğun bakım ünitesinde boğazından geçirilen bir tüple yaşamaya çalıştırılmasını daha fazla izleyemeyeceklerini anlarlar.</p>
<p>Aile, çocuklarıyla bir süre yalnız kalmak için doktorlardan izin istediğinde 25 haftalık 300 gram ağırlığında yaşama şansı çok az bebeklerinin yoğun bakım ünitesi ile bağlantısını kesmeye karar verir ve bir süre sonra Greg Messenger, çocuğunun yoğun bakım ünitesinin fişini çeker. Bu olaydan bir saat kadar sonra da bebek Messenger’ların avuçlarında ölür.</p>
<p>Hikayenin final bölümündeyse Greg ailesi hiç beklemedikleri bir olayla karşı karşıya kalmıştır. Bir süre sonra olayı öğrenen bölge savcısı Michael Ferency, Greg Messenger’ın bebeğine karşı uyguladığı davranışı cinayet olarak nitelendirir ve hakkında ölüme sebebiyetten 15 yıla kadar hapis cezası davası açar.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Amerikan CBS televizyon kanalının ‘48 Hours’ adlı programında yayınlanan bu programa izleyicilerin yoğun ilgisi vardı. Program yapımcıları izleyenlere şu soruyu sordu:</p>
<p>Size göre Dr. Messenger çocuğunun yoğun bakım ünitesiyle bağlantısını kestiğinden dolayı cinayetle yargılanmalı mı?</p>
<p>Jürinin Messenger davasında verdiği kararı yazmadan önce programı televizyonlarından izleyen milyonlarca Amerikalının katıldığı anket sonucunu belirtelim. CBS’nin izleyicilerine yönelttiği bu soruya Amerikan halkının yüzde 20’si ‘evet’, yüzde 80’i ‘hayır’ şeklinde cevap verdi.</p>
<p>Karar</p>
<p>Messenger Davası’nda mahkeme jürisi Greg Messenger’ı suçsuz buldu. Bu olaydan sonra çiftin iki çocukları daha dünyaya geldi. Televizyon kamerası karşısında kendisiyle konuşan muhabirin ‘Bugün olsaydınız aynı kararı verirmiydiniz?’ şeklindeki sorusunun Messenger ailesince verilen yanıt ‘Evet’ oldu.</p>
<p><em>28 Mart 2002</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/siz-olsaydiniz-ne-yapardiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yangın yeri</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/yangin-yeri/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/yangin-yeri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:48:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=75</guid>
		<description><![CDATA[Ortadoğu yine yangın yeri, sokaklar kan gölü. Dış dünyaya perdelerini kapatan bir sahneyi andırıyor İsrail. Terörist saldırıları engelleyemeyen ve şu anda günde bir patatese mahkum bir Arafat, Arafat’a sırtını dönen ve İsrail’e terörle mücadele taktikleri veren Bush, gerçekleşmeyeceği bilindiği halde İsrail’e ‘komik’ barış girişimini ısrarla öneren Suudi bir kral, 1967 rezaletini tekrarlamamaya çalışan, kendi halkından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu yine yangın yeri, sokaklar kan gölü. Dış dünyaya perdelerini kapatan bir sahneyi andırıyor İsrail. Terörist saldırıları engelleyemeyen ve şu anda günde bir patatese mahkum bir Arafat, Arafat’a sırtını dönen ve İsrail’e terörle mücadele taktikleri veren Bush, gerçekleşmeyeceği bilindiği halde İsrail’e ‘komik’ barış girişimini ısrarla öneren Suudi bir kral, 1967 rezaletini tekrarlamamaya çalışan, kendi halkından çok ABD’nin hışmından korkan Arap devletleri bu sahnenin oyuncuları. Sahnede bir katliam izliyor dünya. Birbirlerinin boğazına sarılmış iki millet yangın yerinde başrolde.</p>
<p>Bugün kimse Filistin Özerk Bölgesi’nde tam olarak nelerin olup bittiğini bilmiyor. Haber almak için bölgeye gelen gazeteciler katliama tanık olmamaları için uzaklaştırılıyor, içeride olanlar da İsrail askeri zoruyla bölgeyi terkediyor. Basına doğrultulan silahlar bölgeden sağlıklı bilgi akışını engelliyor.</p>
<p>Aslında detayları gözümüzde canlandırmak için fazla bir çaba harcamaya da gerek yok. İsrail ordusu kapı kapı dolaşıyor. Ellerindeki listedeki isimler birer birer toplanıyor evlerinden, caddelerden. Sokaklar sessiz, tanklara taş atan, yer yer silahla karşılık veren Filistinli gençlere cevap yine İsrail tanklarından açılan ateşle veriliyor.</p>
<p>İsrail istihbaratı tarafından belirlenen ve bombalama eylemlerinde payı olduğu düşünülen Filistinlilerin büyük bölümü operasyonun ilk gününden itibaren İsrail’in kontrolunde. Hayatta olmaları zayıf bir ihtimal. Gözünü kan bürümüş bir devlet, kendini zaten canlı bomba ilan etmiş bir millete ateş püskürüyor.</p>
<p>İsrail’in giriştiği bu katliamı haklı çıkaracak nedenler ne olabilir diye düşünyor insan ister istemez. Bombalı intihar saldırılarıyla yüzlerce sivilin yaşamını yitirdiği kentlerdeki görüntüler böylesi bir katliamı başlatmaya neden olabilir mi. Evet olur&#8230; Hele bu devletin başında Şaron gibi kasaplığı tescillenmiş eski bir general oturuyorsa.</p>
<p>Kabine üyeleri bile ödürülen, kutsal bayramlarını katliama çeviren, hergün patlayacak bombanın nereden geleceğini kestirmeye çalışan bir ülkede eğer Şaron gibi de bir lideriniz varsa siz artık sessiz kalamazsınız. ‘Kana kan’ dersiniz. 5 İsraillinin can verdiği bombalı saldırıdan sonra 15 Filistinlinin kellesini istersiniz. Bu kısır döngüden başınızı kaldırıp etrafınıza bakmaya zamanınız olmaz bu durumlarda. Kan kokusu burnunuzun direğini çökertmez. ‘Ya bu ırkı silerim bu topraklardan ya da ben de oturmam’ diye bakarsınız bu kan davasına. Size önerilen barış tekliflerine güler geçersiniz. Dünya kamuoyu, insan hakları, geçmişte Nazilerin uyguladığı soykırımı gündeme getirenlere kulaklarınızı kaparsınız. Elinizdeki tankı, topu, füzeyi size ateş açan Filistinlilere çevirirsiniz, başlarsınız ateşe&#8230;</p>
<p>Her ne kadar üzerinde oturduğu topraklarda söz hakkı olmadığı iddia edilse de İsrail uluslararası düzende varlığı Arap ülkelerince de kabul edilen bir devlet. Bu hakkını kötüye kullandığı, Filistin halkına yaşama imkanı tanımadığı da bir gerçek İsrail’in. Ama zaten bu iki farklı ulusun bir arada yaşayamayacağı çok değil, 50 yıllık bölge tarihine bakıldığında bilinen bir gerçek. Bütün bu olumsuzluklara Arafat gibi bağımsız bir Filistin Devleti için yanıp tutuşan ve gözü başka hiçbir şey görmeyen bir lider eklendiğinde bugün yaşanan katliamın nedenleri çıkıyor ortaya.</p>
<p>Son 1.5 yılda bölgedeki gelişmelerden hayatlarını kaybedenlerin sayısı 2 bine ulaştı. Binlerce insan yaralı. Bilanço büyük, kan kokusu ağır ama henüz sahnede devam eden bu vahşetin hayal edemeyeceğimiz sonunu kimse kestiremiyor ya da düşünmek bile insanı ürpertiyor.</p>
<p>Şu anda kimse barışı ağzına alamıyor. Son nefeslerine kadar savaşmayı göze alan bu iki ulus aynı zamanda bölgesel bir felaketin de zeminini hazırlıyor. İsrail’de yaşanan kanlı gelişmelerin yakın bir gelecekte komşu ülkeleri de içine alacağı kötümser bir tahmin olarak algılanmasın. Yangın yerinden sıçrayan ateş şimdiden kuzeye yöneldi. Lübnan’ın İsrail’e sınır bölgelerinden yapılan birkaç saldırıya İsrail’in gözyummayacağı bir gerçek. Bunu resmi ağzdan da açıklayan İsrail’in Lübnan’ın güneyine askeri opersayon düzenlemesiyle bölgede tekrar savaş alanına dönecek. 1967’de yaşananlar yakın bir gelecekte çok daha ağır bir faturayla Ortadoğu’ya kesilecek. 35 yılda bir arpa boyu yol alamayan, bölgeye barıştan çok kan vaadedenler o günlerde hesabı tam olarak kesilemeyen kan davasını masaya yatıracak.</p>
<p>İsrail’e kafa tutabilecek konumdaki Mısır, Filistin’e göstereceği destek girişimine ilk adımı atabilir. Sina Yarımadası’ndaki askeri birliklerini harekete geçirebilir. Böyle bir durumda Suriye ve Ürdün’ün de İsrail’e karşı aynı anda bir savaşa girişmesi ve hatta Irak’ın Suriye ve Ürdün izerinden İsrail’i vurma girişimi yakın bir sürede gerçekleşebilir. Bütün bu senaryolar dünyanın yakın bir süreçte karşılaşacağı yüksek ihtimaller. Ortadoğu sahnesinde bugün sergilenen katliamın birkaç hafta ya da birkaç ay içinde sona erip tarafların kanlı ellerini yıkamaya gideceğini kimse beklemesin.</p>
<p>Körfez Savaşın’da İsrail’e göderdiği birkaç scud füzesiyle birşeyler yapmaya çalışan ancak başarılı olamayan Saddam Hüseyin için de bugünkü gelişmeler beklediği ortamı yaratıyor. İsrail’e karşı oluşturulacak ortak bir Arap girişimine Irak’ın katılmaması zor bir ihtimal olarak görünüyor. Eğer Saddam Hüseyin böyle bir oluşumun içine girerse başının üzerinde sallanan ABD kılıncını da hesaba katıp hareket edecek ve böyle bir ortamda Irak’ı vurmak için bahane arayan ABD de bir anda Ortadoğu çıkmazına girecek. Bu senaryonun gerçekleşmemesi, bölgede yeni bir 67 savaşının tekrarlanmaması için ne olabilir? İsrail işgal ettiği Filistin topraklarından çekilir, Filistin intihar saldırılarına son verdiğini ve barış görüşmeleri için masaya oturmaya hazır olduğunu söyler ve savaş senaryosu ertelenebilir ama kimse bu son ihtimallerin gerçekleşeceğine inanmıyor artık.</p>
<p>Yangın yerinden sıçrayan ateşin sadece yakın bölgeyi etkilemeyeceği Avrupa ve ABD’ye de yayılacağı biliniyor. Şimdiden Avrupanın birçok kentinde sinagoglara saldırılar başladı. Avrupa’da yaşayan Yahudiler hayati tehlikeyi İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez hissediyor.</p>
<p>Eylemlerin ABD’ye de sıçrayabileceği ihtimali az da olsa gündemde. 11 Eylül’ün ardından güvenlik önlemlerini doruğa çıkartan ABD, fanatik islamcıların girişimlerine sahne olabilir.</p>
<p>Böylesi bir ortamda Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerden Türkiye de payını alacak. Yıllardır sürdürdüğü ikili ilişkilerden dolayı İsrail’in bölgedeki tek Müslüman dostu olan Türkiye, uygulayacağı dış politikayla bu dostluğa zarar vermeden krizi atlatma çabasında. Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in tutarlı yaklaşımıyla oluşan şu anki tablonun ne kadar devam edeceği, Türkiye’nin bölgede yaşanacak daha kötü bir ortamda nasıl bir tavır sergileyeceği merak konusu. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İsrail konusundaki hassasiyeti ve sıkı ilişkileri Türkiye’nin gelecekte yaşanabilecek bir krizde ister istemez ABD’nin üreteceği ve kendi içgüvenliğini de zedelemeyecek ılımlı politikasını sürdüreceği yönde.</p>
<p>Üzerindeki bombayı patlatıp kendisiyle birlikte ne kadar fazla insanı öldürürse cennetin en güzel köşelerinde yerinin hazır olacağına inanan, özgürlüğü elinden alınmış, ezilip, kimlikleri yok edilmiş Filistinli gençleri durdurmak için İsrail tarafından başlatılan bu katliam bölgede yeni bir düzenin ilk adımı. 11 Eylül’den sonra ABD’de hiçbirşey eskisi gibi olmayacak denildi. Geçen 7 ay bu sözü doğruladı. İsrail’in giriştiği bu askeri harekattan sonra Ortadoğu’da hiçbirşey eskisi gibi olmayacak.</p>
<p>11 Eylül sürecinin bir başka aşamasına tanık oluyoruz. Dünya değişiyor ama yeni düzenin şu ana kadar savaş ve ölümden başka birşey getirmediğine ister istemez tanık oluyoruz.</p>
<p><em>2 Nisan 2002</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/yangin-yeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pakistan, Hindistan gerginliğinde ABD’nin rolü</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/pakistan-hindistan-gerginliginde-abd%e2%80%99nin-rolu/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/pakistan-hindistan-gerginliginde-abd%e2%80%99nin-rolu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:47:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[Pakistan ile Hindistan arasında yaşanan gerginlik Güney Asya’nın belki de dünyanın geleceğini değiştirebilecek gelişmeleri de gündeme getiriyor. 13 Aralık günü Pakistan kaynaklı terror örgütünce Hindistan parlementosuna düzenlenen saldırının ardından savaş sürecine girilen bölgedeki gelişmeler Washington’u da yakından ilgilendiriyor. Muhtemel bir savaş tehlikesinde ABD’nin takınacağı tavrı, Pakistan Devlet Başkanı Müşerref’in savaş sonrası Afganistan’dan kaçarak Pakistan’a sığınan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pakistan ile Hindistan arasında yaşanan gerginlik Güney Asya’nın belki de dünyanın geleceğini değiştirebilecek gelişmeleri de gündeme getiriyor. 13 Aralık günü Pakistan kaynaklı terror örgütünce Hindistan parlementosuna düzenlenen saldırının ardından savaş sürecine girilen bölgedeki gelişmeler Washington’u da yakından ilgilendiriyor.<br />
Muhtemel bir savaş tehlikesinde ABD’nin takınacağı tavrı, Pakistan Devlet Başkanı Müşerref’in savaş sonrası Afganistan’dan kaçarak Pakistan’a sığınan Taliban ve El Kaide üyeleriyle ilgili vereceği karar büyük ölçüde etkiliyecek. Müşerref ya ABD’ye verdiği destek sözünü gerçek anlamda uygulamaya sokacak ya da sorunlu komşusu Hindistan’la gireceği sıcak savaşta ABD’yi karşısına alacak. Pakistan’ın iç dengeleri hesaba katıldığında ilk ihtimalin gerçekleşme olasılığının zayıf olduğu ABD yetkililerince de bilinen bir gerçek. Afganistan’a uygulanan ve Taliban’ın varlığını sona erdirmeyi hedefleyen hava harekatı sırasında bu ülkeyi terkeden ve Pakistan’a sığınan binlerce Taliban ve dolayısıyla El Kaide üyelesinin varlığı şu günlerde Washington’u rahatsız eden konuların başında geliyor. Afganistan sınırı içinde yürütülen operasyonda Taliban’ın varlığı silinse de tam anlamıyla yok edilmediği gerçeği yeni planları ve dolayısıyla yeni dengeleri yapılandırıyor. ABD’nin yürüttüğü bu operasyonda Taliban etkisiz hale getirildi. Ancak örgütün üst düzey yönetim kadrosuyla birlikte ortalıktan kaybolan bin Ladin faktörü dikkatlerin Pakistan’a çevrilmesine neden oluyor.</p>
<p>11 Eylül’ün hemen ardından Başkan Bush’un teröre destek veren ülkelerin kara listeye alınacağı yolundaki açıklaması da bu aşamada Pakistan’ı yakından ilgilendiriyor. Bir süre öncesine kadar Washington’un Afganistan’dan sonra vuracağı ülkeler listesinde bulunmayan Pakistan özellikle Bin Ladin’in en son yayınlanan görüntülerinden sonra muhtemel hedef ülkeler listesinde yerini aldı. Bu ülkelerden bugüne dek en çok dikkati çekenler Irak, Sudan ve Yemen’di. ABD, bu ülkelere yapılacak bir müdahale olmaksızın El Kaide’nin, dolayısıyla uluslararası terörün kökünün kazınamayacağını tezini savunuyor. Ancak Yemen ya da Sudan’a yapılacak saldırıdan önce Pakistan’a çeki düzen verilmesi de Washington’un gözardı etmediği bir gerçek.</p>
<p>11 Eylül’den 7 Ekim’e giden süreçte yaşanan gelişmeler hatırlandığında ABD ile Pakistan arasındaki ilişkiler zoraki dans olarak yorumlanabilir. Başkan Bush’un Taliban’a verdiği ultimatom sırasında dünyanın ilgisi Afganistan ile yakın ilişkileri olan, aynı zamanda ABD ile stratejik ilişkileri bulunan Pakistan’a çevrilmişti. Ýlk planlara göre ABD’nin Pakistan’da askeri bir üs kurması ve buradan Afganistan’a müdahalesi düşünüldü. Ancak Pakistan’ın iç dengeleri gözönüne alındığında plan değişti ve ABD’nin kara birlikleri için seçtiği ülkeler Tacikistan ve Özbekistan oldu. ABD, askeri güçlerini göndermeye çekindiği Pakistan’a istihbarat birimlerini sızdırdırmayı ihmal etmedi. Bu birimlerden gelen ilk bilgiler Pakistan’da Taliban yanlısı bir altyapının varlığına dikkat çekiyordu. Pakistan ile Afganistan arasındaki ilişkiler dostluk ve kardeşlik havası çerçevesinde devam ediyor, Pakistan diğer komşusu Hindistan ile olan kötü ilişkileri nedeniyle batı sınırını tehlikeye sokabilecek girişimlerden uzak duruyor, Taliban da Afganistan’da El Kaide’ye kucak açarken Pakistan’la da ilişkilerini bozmadan devam ediyordu. El Kaide faktörü uzun zamandır Pakistan tarafından biliniyor hatta ülkenin gizli servisi öncülüğünde Taliban ile ilişkiler aksatılmadan devam ettiriliyordu. Bir başka deyişle Pakistan Gizli servisi ISI, Taliban’ın saygı gösterdiği ve sözünü dinlediği bir yapılanma özelliğini hiç bir sorun yaşamadan yıllardır sürdürdü. Ta ki 11 Eylül’de Washington ve New York saldırılarına kadar. Pakistan’ın 11 Eylül sonrası ABD yanında yer alan tavrı Güney Asya’daki savaşın dengesini ve şartlarını değiştirdi. Washington potansiyel tehlike olarak tanımladığı Pakistan’ı yanına alıp gerçek düşmana, Taliban’a yöneldi. Bunu yapmadan önce de Başkan Müşerref’ten kendi yanında olduğunu gösteren bir adım atmasını, kabinesindeki Taliban sempatizanlarını temizlemesini istedi. Bu isteği hemen yerine getirildi. Ancak Washington’un Pakistan üzerindeki baskısının dozu ülkenin dolayısıyla bölgenin geleceşi açısından önemliydi. Aşırı baskı ülkede bir kaosa neden olabir ve radikal dinci grup iktidarı ele geçirebilirdi. Bu nedenle El Kaide sorunu bitene kadar Pakistan’ın istikrarı ABD’nin bölgedeki çıkarlarının başında geliyordu.<br />
ABD’nin Afganistan’a başlattığı yoğun hava saldırısından sonra binlerce Talibanın sınırı geçip Pakistan’a sızdığı ve hatta Pakistan gizli servisince korumaya alındığı bölgedeki CIA yetkilileri tarafından Washington’ a iletildiğinde Pakistan ABD ile sürdürdüğü iyi ilişkilerini bozmamak için bazı girişimlerde bulundu ve birkaç Taliban medya karşısına çıkartılıp Pakistan’ın verdiği sözü tuttuğu ve ülkesinde Taliban’a yaşam hakkı tanınmadığını açıkladı. Ancak bu girişimin ne derece samimi olduğu soru işaretiydi. Ülkede Taliban’a duyulan aşırı bir sempatinin varlığı ABD tarafından biliniyordu.</p>
<p>El Kaide’yi imha etmek isteyen ve bunun için her yola başvuracağı açık olan ABD’nin Yemen, Sudan ya da Irak’tan önce hedef alması gereken ülkenin Pakistan olduğu Washington’un kurmaylarınca yüksek sesle konuşulmaya başlandı. ABD, kendi elini bulaştırmadan Pakistan sorununu dolayısıyla bu ülkeye sızan binlerce Taliban ve El Kaide üyelerinin yakalanıp gereğinin yapılması konusunda Başkan Müşerref’ten olumlu bir adım bekledi. Ancak bu isteğe Müşerref’in ne derece uyacağı, uysa da sözünü istihbarat güçlerinbe ne derece geçireceği akıllara takılan bir başka soru işareti.</p>
<p>13 Aralık’ta Hindistan parlementosuna yapılan kanlı saldırını arkasında Pakistanlı islami militanların bulunduğu ortaya çıktı. Hindistan, parlamento saldırısından Pakistan&#8217;daki Leşker-i Tayba ve Ceş-i Muhammed örgütlerini sorumlu tuttu. Pakistan ise Leşker-i Tayba&#8217;nın hesaplarını dondurulduğunu açıkladı. Bu saldırı ile Pakistan’ın gelecekte bölgede ve ABD’nin dış ilişkilerinde potansiyel bir tehlike olacağı izlenimini bir kez daha ortaya koydu. Saldırı sadece Pakistan ve Hindistan arasındaki ilişkileri gerginleştirmekle kalmadı aynı zamanda ABD için de stratejik bir krizin ortamını yarattı.</p>
<p>Afganistan’a benzemeyecek</p>
<p>Taliban ve El Kaide’ye yönelik operasyonun uzantısında Pakistan’a yapılabilecek olası bir ABD müdahalesi Afganistan planlarına benzemeyecek. Pakistan’ın nükleer gücü ABD’nin öncelikle hesaba kattığı bir konu. Bu nedenle direkt bir müdahale yerine başka planların uygulanması muhtemel. Bu planın ilk adımı 13 Aralık’ta belki de kendliğinden ortaya çıktı. Pakistanlı militanlarca Hindistan parlementosduna düzenlenen saldırı bölgenin iki nükleer gücünü karşı karşıya getirdi. Hidistan sözkonusu saldırıya dayanarak yıllarca iki ülke arasında sorun olan Kaşmir’i de aşıp tarihi sorunları masaya yatırdı. Ancak Pakistan’ın 11 Eylül’den sonra ABD ile yakınlaşması Hindistan’ın muhtemel bir savaşı ABD’ye rağmen göze alıp alamayacağını bilinmiyor.  Ancak ABD’nin bu ortamda gözardı edemeyeceği bir gerçek de Pakistan’ın Taliban ve El Kaide’ye yataklık yapıyor olması. Başkan Bush’un deyimiyle bunun cezası kara listeye alınmak. ABD Pakistan’a yönelik bir saldırıyı Hindistan’ın yardımı olmadan gerçekleştirmeyi göze alamayabilir.<br />
Bu nedenle 13 Aralık saldırısı bu ülke ile yakınlaşmanın ortamını yarattı. Hindistan’ın baştan beri ilettiği terörizmle micadele teklifini şu anda ABD daha dikkatli bir şekilde değerlendirmek durumunda. Washington Hindistan ile Pakistan arasında muhtemel bir savaşa karşı çıkıyor ancak terör ile mücadele kampanyasında Pakistan’ın etkisiz hale getirilmesi için de böyle bir ihtimalin sorunu kendiliğinden çözebileceğine inanıyor.  Pakistan için bu savaş ABD’yi karşısına almak ve mücadeleyi tek başına sürdürmek anlamına geliyor. Bu aşamada Başkan Müşerref’e büyük rol düşüyor. Ya ABD’ye verdiği sözü tutacak ve Taliban ile El Kaide’nin peşine düşecek ya da olası bir savaşta Hindistan ile birlikte karşısında ABD’yi bulacak.</p>
<p>Bu noktada bölgedeki bir başka gücün, Çin’in varlığı ortaya çıkıyor. Başkan Müşerref’in geçtiğimiz günlerde Pekin’e yaptığı ziyaret de bu anlamda önem kazanıyor. Çin, 11 Eylül’den sonra terörle mücadele konusunda ABD’ye destek sözüne bugüne kadar bağlı görünüyor, ancak bu Hindistan ile olan geleneksel soğukluğu ve Pakistana duyduğu sempatisini değiştirmeye yetecek mi.</p>
<p>Güney Asya’da yeni bir döneme giriliyor. Afganistan’dan sonra Taliban’ın izini süren ABD’nin karşısına çıkan adres Pakistan. Bu ülkeye tek başına yapılabilecek müdahaleden çekinen ABD’nin bölgedeki en önemli kozu Hindistan. Ancak Pakistan’ın yanındaki Çin kendi sınırlarında yaşanacak böylesi bir gelişmeye vereceği yanıt Pakistan Hindistan çatışmasından daha büyük bir sorunu gündeme getirebilir.</p>
<p><em>2 Ocak 2002</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/pakistan-hindistan-gerginliginde-abd%e2%80%99nin-rolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarı-Mor</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/sari-mor/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/sari-mor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:45:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=73</guid>
		<description><![CDATA[Kentimizin takımı yine sampiyon. Lakers bugün NBA kupasını üst üste üçüncü kez Los Angeles’a getirdi. Zaferlerine bir yenisi eklendi. Kırılması güç bir rekora gidiyor Lakers. Takımın bu başarısı da kentin altını üstüne getirmeye yetiyor. Hidayet Türkoğlu’nun da oynadığı Sacremento Kings’i, ardından New Jersey Nets’i zorlanmadan dize getiren Lakers için bu yılki şampiyonluk pek zor olmadı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kentimizin takımı yine sampiyon. Lakers bugün NBA kupasını üst üste üçüncü kez Los Angeles’a getirdi. Zaferlerine bir yenisi eklendi. Kırılması güç bir rekora gidiyor Lakers. Takımın bu başarısı da kentin altını üstüne getirmeye yetiyor. <span id="more-73"></span></p>
<p>Hidayet Türkoğlu’nun da oynadığı Sacremento Kings’i, ardından New Jersey Nets’i zorlanmadan dize getiren Lakers için bu yılki şampiyonluk pek zor olmadı. Kobe’li, Shaq’lı ekip için bugün düzenlenen kutlamalar günler öncesinden hazırlanmıştı bile. Çarşamba günkü son maçı New York’ta kazanan Lakers için bugün Los Angelas’ta karnaval vardı.</p>
<p>Kent tarihi günlerinden birini daha yaşadı bugün. Yaklaşık 1 milyon kişi kutlamaları yapılacağı şehir merkezindeydi. Kent mor ve sarı renklere boyandı. Belediye başkanı bugünü Lakers Günü ilan etti. Kentteki resmi kuruluşlar da Lakers tatili nedeniyle kapalıydı.</p>
<p>Lakers oyuncularının da katıldığı kutlamalara sadece Los Angeles’ta yaşayanlar değil ABD’nin çeşitli kentlerinden çok sayıda taraftar katıldı. Farklı dilleri konuşan, farklı dinlere inanan bir kültür mozağiyi vardı kent merkezinde. 1 milyon kişi bir nefes oldu, ‘Go Lakers&#8230;’ sloganları kentte yankılandı.</p>
<p>Basketbolcuları üstü açık bir otobüste kent sokaklarında gezerken, Lakers kızları da bir başka araçtan taraftarları çoşturmaya devam etti. Yediden yetmişe herkesin üzerinde Lakers forması vardı. Bu formalarda dikkat çeken ortak bir özellik 34 numaraydı. Shaq’ın yıllardır giydiği bu forma Los Angeles’ın icat ettiği yeni bir moda oldu.</p>
<p>Pizzacılar biber ve domatesleri mor ve sarı renklere boyayıp müşterilerine Lakers pizzası sunarken, seks skandalından bir türlü kurtulamayan kilisede Lakers vaazları verildi. Barlarda Lakers kokteyleri en çok satan içki oldu. Ýşyerlerine yeni bulaşan Lakers hastalığı günlük iş yaşamını aksattı. Otobüs ve metronun hatlarının yazılı olduğu elektronik panolarda kalkış ve varış istikametleri Lakers olarak göründü. Otoyollarda arka arkaya seyreden altı araçın tavanına yazdıkları harfler yine Lakers’tı. Palmiyelerden Lakers yaprakları döküldü, okyanusun dalgaları sahile Lakers yazıdı.</p>
<p>Basketbolun kalbinin attığı kıtada basketbolseverlerin kalbi bugün Los Angeles’ta atıyordu. Lakers’ın bu tarihi başarasının kutlamaları önümüzdeki günlerde de sürecek. Film endüstrisiyle iç içe olan bu kentin basketbol takımı için dev sütüdyolar da boş durmayacak. Beyazperde yakında Lakers’ı dünyaya kendi dillerinde pazarlayacak. Herkes bir uğraş içinde yani.</p>
<p>Futbol kültüründen gelen yabancılar olarak biz de Laker’s’ı alkışladık. Bu olağanüstü takımın performansına ve başarısına yabancı kalmak imkansız. Her ne kadar Kore ve Japonya’daki dünya şampiyonasına odaklanıp gecelerimizi TV karşısında uykusuz geçirsek de basketbol ile yatıp kalkan bu kentin bir sakini olarak Lakers’ın başarısıyla bir anda kendimizi sokakta kutlamaların ortasında bulduk.</p>
<p><em>14 Haziran 2002</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/sari-mor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kilisedeki seks</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/kilisedeki-seks/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/kilisedeki-seks/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:45:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=72</guid>
		<description><![CDATA[Pedofil, çocuklarla cinsel ilişkiye eğilimi olanlan yetişkinlere verilen bir ad. Tıptaki deyimiyle bir hastalık. Bu hastalığa verilen ad ise pedofili. Yaygın adıyla sübyancı ya da sübyancılık. &#8220;lacı, tedavisi olmayan bir hastalık türü. Bu hastalığa yakalanan biri, aynı zamanda yasaların affetmeyen kurallarına da yakalanırsa ortaya ciddi bir suç çıkıyor. Mahkeme tarafından suçu kanıtlanan bir pedofilin hapiste [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pedofil, çocuklarla cinsel ilişkiye eğilimi olanlan yetişkinlere verilen bir ad.  Tıptaki deyimiyle bir hastalık. Bu hastalığa verilen ad ise pedofili. Yaygın adıyla sübyancı ya da sübyancılık. &#8220;lacı, tedavisi olmayan bir hastalık türü. Bu hastalığa yakalanan biri, aynı zamanda yasaların affetmeyen kurallarına da yakalanırsa ortaya ciddi bir suç çıkıyor. Mahkeme tarafından suçu kanıtlanan bir pedofilin hapiste geçireceği yıllardan çok, toplumun vereceği ceza önde geliyor. Çocuklarla cinsel ilişkiye girdiği tespit edilenler toplumdan uzaklaştırılıyor, hayatları boyunca kimliklerine işlenen bu suç onları yalnız bırakmıyor. Mahallelerine bu suçtan dolayı hapiste yatıp cezasını çeken birinin taşındığını öğrenen Amerikalılar, bu suçluyu başka yere taşınana kadar rahat bırakmıyor, çocuklarını sokağa salmıyor.<span id="more-72"></span></p>
<p>Hastalığın mikrobu yok ama bulaşıcı. Küçük yaşta cinsel ilişkiye zorlanan çocukların potansiyel bir pedofil olarbileceği ihtimalini uzmanlar sık sık dile getiriyor.</p>
<p>Pedofil ve pedofili ile ilgili bu açıklamadan sonra yazının konusuna girelim.</p>
<p>Þu anda ABD’nin gündemini oluşturan Katolik kilisesindeki seks skandalı ortalığı sarsıyor. Öyle bir sarsıntı ki toplumu derinden etkiliyor, dinin toplum üzerindeki gücü karşısında duyulan güvensizlik çığ gibi büyüyor. Ortadoğudaki kan gölü, terörle mücadele savaşı, ekonomik gelişmeler bir yana kilisenin bulaştığı seks rezaletleri gündemin tepesinden bir türlü inmiyor, yakın bir gelecekte de ineceğe benzemiyor.</p>
<p>Ocak ayından bu yana ABD’de konuşulan ve sadece Katolikleri değil dini inancı olan herkesi ilgilendiren bu konuyu uzun süre duymazdan gelen Vatikan, duyarsızlığını bir kenara bırakıp birşeyler yapma zamanı geldiğini gördü. Papa, ABD’deki 13 kardinalini Vatikan’a çağırdı. Önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek toplantıda Papa, ABD’deki kiliselerde neler olup bittiğini soracak bu kardinallere. Rahiplerin çocuklara yönelik seksüel eğilimlerini bir de kardinallerinden dinleyecek.</p>
<p>Kardinallerin, Papa’ya herşeyin kontrolleri altında olduğunu ya da konuyu basının abarttığını ve inançlı Katoliklerin bu söylentilerin etkilemeyeceğini söylemesini tahmin etmek zor olmasa gerek.</p>
<p>Ama, yasal yollarla da kanıtlanmış bazı olaylar hakkında Kardinallerin Papa’yı nasıl ikna edeceğini tahmin etmek oldulça güç. Hele bu kardinallerin arasında bir de küçük bir kıza tecavüz ettiği söylentilerinin hedefi olanlar da varsa&#8230;</p>
<p>Papa’nın ilerleyen yaşı ve sağlık sorunları nedeniyle konuyla ne kadar yakından ilgileneceğini bilemiyoruz ama ABD’de bugün itibariyle polis konuyla oldukça ilgili görülüyor.</p>
<p>Yıllar önce kilise yöneticileri tarafından seks aleti olarak kullanılan dünün çocukları, bugünün yetişkinleri bir adım öne çıkmaya başladı. Birbirinden güç alan bu kilise madurları artık seslerini yükseltme zamanı geldiğini anladı. Söylentileri araştıran mahkemeler bir rahibi mahkum etti, sırada diğerleri var. Hakkında soruşturma açılan bir rahip bugün intihar etti. Kilise hiyerarşisinin dorukları istifaya zorlanıyor.</p>
<p>Ocak ayından bu yana sadece California eyeletinde 500’e yakın kişi mahkemelere başvurup geçmişte rahipler tarafından tecavüz edildikleri belirterek halen görevleri başında olan rahipler hakkında suç duyurularında bulundu</p>
<p>Kilise ise Boston’da başlayan ve Boston Globe Gazetesi’nin titiz ve cesur araştırmalarıyla ortaya konan Katolik seks skandalını kapatmak için sürdürdüğü çalışmalarında teslim bayrağı çekti. Bugüne kadar kilise aleyhinde açılan davaları kapatmak için kilisenin kasasından harcanan 1 milyar dolar da bu skandalın daha fazla gizlenemeyeceğini ortaya koydu. Bu 1 milyar dolarlık sus payı ile bir başka konu ortaya çıktı. Kilisenin sahip olduğu gücün sadece manevi gücün yanı sıra maddi gücü de bir kez daha konuşulur oldu. Kapitalizm düzenin en güçlü, en büyük mali yapısının kilise olduğu gerçeğni insanlar tekrar konuşmaya başladı.</p>
<p>Yapılan araştırmalar kilisenin bulaştığı seks skandallarından dolayı insanların eski güvenini yitirdiklerini gösteriyor. Artık herkes Katolik rahiplere potansiyel sübyancı, pedofil gözüyle bakıyor. Dini eğitim için çocuklarını kiliseye emanet eden aileler evlerine dönerken kafalarınadaki soru işaretleri zihinlerini kurcalıyor.</p>
<p>Sosyolojik yapıları kökünden değiştireceğe benzeyen bu gelişmeler güçlü kiliseyi yıkmasa da sarsmaya yetiyor.</p>
<p><em>18 Nisan 2002<br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/kilisedeki-seks/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanıt Kaset Neyi Değiştirecek</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/kanit-kaset-neyi-degistirecek/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/kanit-kaset-neyi-degistirecek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:44:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[görüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=71</guid>
		<description><![CDATA[Taliban’ın Kabil’i terketmesinin hemen ardından kente giren Amerikan istihbarat yetkilileri, El Kaide’nin üst düzey üyelerinin kaçarken geride bıraktıkları dökümanları toplamaya başladı. Kamuoyuna yansıyan ilk görüntüler terkedilen karargahlarda ele geçirilen notlardı. Örgütün yapısı, gizli belgeleri, yazışmalar, bomba tarifleri, bubi tuzaklarını anlatan kitapcıklar, kitle imha silahlarıyla ilgili bilgiler kenti apar topar terketmek zorunda kalan örgüt üyelerince tamamen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Taliban’ın Kabil’i terketmesinin hemen ardından kente giren Amerikan istihbarat yetkilileri, El Kaide’nin üst düzey üyelerinin kaçarken geride bıraktıkları dökümanları toplamaya başladı. Kamuoyuna yansıyan ilk görüntüler terkedilen karargahlarda ele geçirilen notlardı. Örgütün yapısı, gizli belgeleri, yazışmalar, bomba tarifleri, bubi tuzaklarını anlatan kitapcıklar, kitle imha silahlarıyla ilgili bilgiler kenti apar topar terketmek zorunda kalan örgüt üyelerince tamamen imha edilememişti. <span id="more-71"></span>Televizyonlarda bu belgelere ulaşan gazetecilerin şaşkın ifadeleri ve heyecanlı haberleri yayınlanıyordu. Örgütün Arap kökenli militanları birkaç gün öncesine kadar bu evlerde yaşamış, planlarını bu odalardan yürütmüştü. Kamuoyuna yansımayan önemli bir keşif yine bu odalardan birinde gerçekleşti. Afganistan’daki Amerikan istihbarat yetkilileri bir video kesete ulaştı. Kaset, ele geçirilen diğer belgelerle birlikte ABD’ye ulaştı. CIA’da incelemesi yapıldıktan sonra da ‘TOP SECRET’ damgasıyla acil olarak Beyaz Saray yetkililerine ulaştırıldı.</p>
<p>Kasette Usama bin Ladin’in görüntüleri vardı. 11 Eylül günü liderleri Ladin’in ‘Görüş ve düşüncelerini’ içeren bu görüntüler bilinçli olarak El Cezire televizyonun eline ulaştırılmamıştı. Ladin bu görüntülerin yayınlanmasını istememişti. Hala birileri 11 Eylül saldırılarının arkasında başka güçlerin olduğunu düşünüyordu. Kendisi hala çok sayıda Müslümanın gözünde kurtarıcıyı oynuyordu. Onların bu inançlarını zedelemeyi istememiş olsa gerek, Ladin kaseti El Cezire’ye yollamaktansa kilitli kasalardan birinde saklamayı tercih etmişti.</p>
<p>Görüntüler Beyaz Saray’a ulaştığında önce başkanlık danışmanlarınca incelendi. Terörist Usame Bin Ladin&#8217;in, 11 Eylül saldırılarıyla bağlantısını ortaya koyan &#8220;kanıt kaseti&#8221; daha sonra Başkan Bush ve yardımcısı Cheney tarafından izlendi.</p>
<p>Beyaz Saray’ın sınırlı açıklamasına göre kasette, bir akşam yemeğine katılan Bin Ladin&#8217;in, karşısındaki kişilere, 11 Eylül günü bütün gün radyo başında, olayın gerçekleşmesini beklediğini anlatıyor sonra da uçak kaçıranların bazılarının, bunun bir intihar saldırısı olduğunu bilmemesiyle de gülerek dalga geçiyor. Henüz yayınlanmayan ancak içeriği konusunda bilgi sızdırılan kasette ayrıca, saldırıların beklediğinden daha büyük sonuç verdiği için sevinen Bin Ladin, kendilerinin aslında, Dünya Ticaret Merkezi&#8217;nin sadece tepesini uçurmayı planladıklarını da söylüyor.</p>
<p>Bu görüntüleri izledikten sonra Baskan Bush, kasedin kamuoyuna açıklanıp açıklanmaması konusunda bir süre karar veremedi. Danışmanlarıyla yaptığı toplantılardan sonra ikna olsa gerek, başkan bu gece yani 11 Eylül saldırılarının üçüncü ayında kaseti basına vermeyi kabul etti.</p>
<p>Neyi değiştirecek?</p>
<p>Başkanın bu kararından sonra ABD kamuoyu merakla bu kasedi izlemeyi bekliyor.</p>
<p>Kanıt ne olursa olsun fanatiklerin 11 Eylül saldırılarıyla ilgili sabit fikirleri değişmeyecek. 21. yüzyılın savaşında cephede zafere ilerleyen ABD, Arap dünyasında sırtına yapıştırılan etiketle dolaşmaya devam edecek. 11 Eylül’ü gerçekleştiren ve binlerce insanı bir anda öldüren bir katliamın şefi hala pekçok insanın kalbini ve beynini kazanmaya devam edecek. Mağrada son günlerini yaşayan bu insan, dünyanın iletişim devini bu fanatiklerin gözünde yenmeye devam edecek. Ölüm saldırılarının hemen sonrasında kendisiyle birlikte etrafındakileri de havaya uçuran teröristlerin ölümünü davul çalıp kutlayan Filistinliler gibi, birileri hala 11 Eylül’ün üçüncü ayında sevinç kutlamalarını sürdürecek. Nedeni, sonucu ne olursa olsun hiçbir kanıt kaset onların gözünde Ladin’i suçlu göstermye yetmeyecek.</p>
<p>Fanatiklerin görüşünü değişmesini beklemek, bin Ladin’in yargıç karşısına çıkıp suçunu itiraf etmesini beklemekten farklı olmayacak. Modern medya teknolojilerinin girişimleri, Ortaçağ sembollerinin kurnaz karışımına yapışmış sabit fikirleri etkilemeyecek. Afganistan’a 9 Ekim’de düzenlenen saldırının hemen ardından Ladin’in dağlarda yüksek teknolojiyle hazırlanmış video kasedini izleyenler onun mücadelesine destek vermeye devam edecek. Ýsrail&#8217;in destekçisi ABD&#8217;ye karşı Arapların öfke dolu içerlemeleri sürecek.</p>
<p>Propaganda savaşı</p>
<p>ABD’nin Arap dünyasındaki bu imajını medya teknolojisyle ya da insani yardım adı altında Afganistanida dağıtılan broşürlerle aşması imkansız. Bu olumsuzluk, kendi mesajındaki belirgin başarısızlık ve mesajı iletenlerin yetersizliğinden değil, sabit görüşlerin değiştirilemeyeceğinin anlaşılmamasından kaynaklanıyor. Ýletişim teknolojisi ne yaparsa yapsın bin Ladin öldükten sonra da inançlı, fanatik teröristlerden oluşan yeni bir kuşak yaratacak. Yani silahların savaşında kazanan dünya devi ‘fikirlerin savaşı’nda kaybetmeye mahkum olacak.<br />
11 Eylül sonrası başlayan gelişmelerde görülen propaganda mücadelesi aslında ABD’nin hiç de yabancısı olmadığı bir konu. Geçtiğimiz 60 yılda Washington en az üç defa, şimdiki adıyla kamu diplomasisi denen zorluklarla karşı karşıya geldi ve her seferinde kendi özel mekanizmalarını yarattı.</p>
<p>Franklin Roosevelt, ünlü &#8216;Savaş Ýstihbarat Bürosu&#8217;nu kurdu ve en iyi mesajları verebilmek için o kuşağın en yaratıcı beyinlerini çağırdı.</p>
<p>Harry Truman ve Dwight Eisenhower, komünizmle mücadelede fikirlerin önemini görerek güçlü bir Soğuk Savaş devlet dairesi ABD Ýstihbarat Ajansı&#8217;nı yarattı.</p>
<p>Daha yakın geçmişte Clinton yönetimi &#8216;sıradan halkı bilgilendirme programlarının&#8217; Sırplar arasında Slobodan Miloşeviç&#8217;e verilen desteği kırmaya yetmediğini görünce, mesajı onarmak ve Sırbistan&#8217;da duyulması için yeni yollar bulmak için yeni bir ofis kurdu. Bu çabalar Miloşeviç&#8217;in geçen yıl devrilmesinde önemli rol oynadı.</p>
<p>Müslüman Alemine yönelik kamu diplomasisi etkinliklerini yönetebilecek tek yer sayılan Beyaz Saray bugünlerde buna benzer bir girişim içinde. Dışişleri, Adalet Bakanlığı, CIA, AID ve diğer birimlerin faaliyetlerini koordine edecek böyle bir yapılanmanın hazırlıklarına başlayan Beyaz Saray, karşısındaki Arap dünyasına seslenecek. Bu çalışmanın ne derecede başarılı olacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.</p>
<p><em>12 Aralık 2002<br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/kanit-kaset-neyi-degistirecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsrail -11 Eylül ilişkisi</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/israil-11-eylul-iliskisi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/israil-11-eylul-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:43:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[görüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[11 Eylül saldırılarının hemen ardından ortaya atılan komplo teorilerinden şu ana kadar bir kitap yayınlandı, söylentileri içeren bir filmin çalışmalarına başlandı, sayısız makaleler yazıldı, yazılmaya da devam ediyor. Ýnternette bu söylentilere yer veren siteler ziyaretçi rekorları kırıyor. Bu söylentilere inanların sayısı küçümsenecek kadar değil. Ortaya atılan komplo teorilerinin çoğu özellikle islami kesimde kabul görüyor. Saldırıların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>11 Eylül saldırılarının hemen ardından ortaya atılan komplo teorilerinden şu ana kadar bir kitap yayınlandı, söylentileri içeren bir filmin çalışmalarına başlandı, sayısız makaleler yazıldı, yazılmaya da devam ediyor. Ýnternette bu söylentilere yer veren siteler ziyaretçi rekorları kırıyor. Bu söylentilere inanların sayısı küçümsenecek kadar değil. Ortaya atılan komplo teorilerinin çoğu özellikle islami kesimde kabul görüyor. <span id="more-70"></span><br />
Saldırıların hemen ardından dilden dile yayılan bu söylentilerin en ünlüsü, İsrail’in 11 Eylül ile ilgili bilgilere sahip olduğu, hatta bu saldırılarda parmağı olduğu iddiası. Dünya Ticaret Merkezi’nde çalışan binlerce yahudi asıllı Amerikalının 11 Eylül günü işyerlerine gitmediği iddiası bu söylentilerin temelini oluşturuyor. Kimilerine göre gülünç olarak nitelendirilen bu iddiaya halen inananlar var.<br />
Konuyla ilgili yapılan spekülasyonlar devam ederken ABC televizyonu geçtiğimiz günlerde ilginç bir haber yayınladı. Milyonlarca kişinin kafası televizyon kanalının deneyimli istihbarat habercisi John Miller’in haberiyle bir kez daha karıştı. FBI ve CIA’nın kamuoyundan gizlediği bu olay 11 Eylül ile ilgili soru işaretlerini atrttırdı. Miller’in araştırdığı bu ilginç haberde sık sık sorulan soru şuydu: İsrail, 11 Eylül saldırılarını önceden biiyor muydu?<br />
Beyaz minibüs<br />
11 Eylül günü ikiz kulelerden yükselen dumanları binlerce New York’lu gibi Maria da (güvenlik gerekçesiyle soyadı açıklanmıyor) şok içinde New Jersey’deki apartman dairesinin penceresinden izliyordu. Bir ara pencerenin önündeki otoparka gözü ilişti. Beyaz bir minibüsün etrafında 5 kişinin yabancı dilde konuştuklarını ve birbirlerinin fotoğraflarını çektiklerini farketti. Hatta bir ara bu kişilerden üçü minibüsün tavanına çıkıp arka planda yanan gökdelenler olmak üzere arkadaşlarının elindeki kameraya gülerek, birbirleriyle şakalaşarak poz verdiklerini gördü. Bu beşliden biri de görüntüleri videoya kaydediyordu. Maria, bu kişilerin durumlarından şüphelenip polisi aradı ve birazdan olay yerinden uzaklaşacak olan minibüsün plaka numarasını kaydederek yetkililere bildirdi. FBI tarafından yapılan incelemede minibüsünün Urban Moving adlı bir taşımacılık şirketine kayıtlı olduğu belirlendi. Aynı gün akşamüzeri araç New Jersey yakınlarında tespit edildi ve polis aracın içindeki yaşları 22-27 arasında değişen beş kişiyi gözaltına aldı.<br />
Gülerek poz verenler İsrailli<br />
Gözaltına alındıktan sonra FBI’ın bölge merkezine götürülen bu beş kişinin üzerinde yapılan ilk aramalarda yaklaşık 5 bin dolar nakit para, çift pasapotlar ve kesici aletlerin bulunması polisin dikkatini çekti. Fakat en büyük sürpriz bu kişilerin kendilerini Ýsrailli olarak tanıtmalarının ardından geldi. FBI, soruşturmayı Karşı Ýstihbarat Birimi’ne havale etti ve beş kişinin kimliklerinin detaylı tespiti için Ýsrail Gizli Servisi MOSSAD ile bağlantıya geçildi. Bir yandan da gözaltına alınan beş sanığın çalıştıklarını iddia ettikleri Urban Taşımacılık Şirketi’nin ofisindeki bigisayarlar incelemeye alındı. Şirketin sahibi ile konuşan FBI görevlileri yakın bir gelecekte kendisi ile tekrar bağlantıya geçeceklerini bidirmelerine karşın sökonusu kişi şirketin kapısına kilit vurup kayıplara karıştı. 11 Eylül günü Dünya Ticaret Merkezi önünde görüntüleri videoya kaydeden, yanan kulelere karşı gülerek poz veren beş Ýsraillinin soruşturuması böylece daha da ilginç bir boyuta büründü. Polis yaptığı araştırmada sözkonusu şirketin sahibinin New Jersey’deki evini apar topar satıp İsrail’e döndüğünü de belirledi.<br />
FBI’dan sonra CIA da devrede<br />
İki hafta boyunca Brooklyn’deki Metropolitan Cezaevi’nde gözetim altında tutulan İsrailliler icin yargıç sınırdışı edilmelerini kararlaştırdı. Suçları basit vize ihlali olarak açıklandı. Ancak FBI’ın yanı sıra CIA da beş İsrailli ile ilgili gelişmeleri yakından izliyordu. Bu iki birimin üst yönetimi beş İsraillinin bir süre daha gözetim altında tutulmalarını ve konuyla daha detaylı ilgilenileceğini gerekçe göstererek yargıcın sınırdışı kararının bir süre ertelenmesini sağladı. FBI’ın detaylı araştırmalarından sonra beş kişiden ikisinin Ýsrail Gizli Servisi adına çalıştığı belirlendi.<br />
Sınırdışı<br />
Beş Ýsraillinin bazılarının İsrail İstihbarat Servisi adına çalıştıkları belirlendikten sonra iki ülkenin üst düzey yöneticileri arasında pazarlıklara başlandı. Bir süre sonra İsrailliler bir uçağa bindirilip ülkelerine gönderidi ve olay kapandı. O ana kadar olayın üzerinden 71 gün geçmişti ve gerek FBI, gerekse CIA tarafından yapılan incelemeler sonrası bu beş kişinin gerçekten ne amaçla yanan ikiz kulelerin karşısından fotoğraf çektikleri belirlendi. Ancak bu dosya kayıtlara ‘Gizli’ damgasıyla geçmişti.<br />
11 Eylül’den önce bu beş İsraillilerin saldırılarla ilgili bilgiye sahip olup olmadıkları, ya da o sabah hangi amaçla New Jersey’deki otoparkta sevinç içinde yanan kuleleri görüntülediklerinin  gerçek nedeni bu ‘Gizli’ dosyanın içinde uzun yıllar kalacağa benziyor.</p>
<p><em>25 Haziran 2002</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/israil-11-eylul-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düş ile gerçeğin Hollywood’taki buluşması</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/dus-ile-gercegin-hollywood%e2%80%99taki-bulusmasi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/dus-ile-gercegin-hollywood%e2%80%99taki-bulusmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:40:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[75. Oscar Törenleri son anda bir aksilik olmazsa savaşın gölgesinde bu akşam başlayacak. Oscar heykelcikleri, film dünyasının önde gelen isimlerini Hollywood Bulvarı’ndaki Kodak Tiyatrosu’nda bir araya getirecek. Irak ile başlayacak savaşın bu gece yapılacak töreni yakından etkileyeceği beklense de törenlerin ertelenmeyeceğine dikkat çekiliyor. Yıldızlar bu akşam muhtemelen kırmızı halıdan yürüyerek salona giremeyecek. Güvenlik önlemleri çerçevesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>75. Oscar Törenleri son anda bir aksilik olmazsa savaşın gölgesinde bu akşam başlayacak. Oscar heykelcikleri, film dünyasının önde gelen isimlerini Hollywood Bulvarı’ndaki Kodak Tiyatrosu’nda bir araya getirecek. Irak ile başlayacak savaşın bu gece yapılacak töreni yakından etkileyeceği beklense de törenlerin ertelenmeyeceğine dikkat çekiliyor. Yıldızlar bu akşam muhtemelen kırmızı halıdan yürüyerek salona giremeyecek. Güvenlik önlemleri çerçevesinde gösterişten uzak bir törene sahne olacak Hollywood. Herşeye rağmen bu akşam şov devam edecek ve Hollywood bir başka Oscar gecesini de geride bırakacak. Törenin ardından film yıldızlarını taşıyan limuzinler Hollywood Bulvarı’ndan uzaklaşırken, cadde bilinen kimliğine yeniden kavuşacak. <span id="more-69"></span></p>
<p>Hollywood, Los Angeles’ın kuzeyinde kalan bir bölgenin adı değil sadece. Film dünyasının kalbi, Amerikan reklam piyasasının beyni aynı zamanda. Kente tepeden bakan bir yamaç ve etrafındaki vadiye yayılan sütüdyolarıyla Amerikan düşünü yıllardır dünyaya yayan bu bölgeye Oscar’ın kalbi Golden Globe’un başkenti de diyebiliriz.</p>
<p>Burası aynı zamanda Los Angeles’ın dünyaca tanınmış caddelerinin de kesiştiği noktası. Sunset, Beverly Hills, Melrose bu caddelerin sadece birkaçı. Bölgeye adını veren Hollywood Bulvarı’nı da unutmamak lazım.</p>
<p>Kentin doğu-batı yakası boyunca uzanan bu cadde aynı zamanda bir sembol. Turistlerin görmek için akın ettiği bir yandan da düş kırıklığı yaşadıkları bir cadde. Hollywood imajının dünyaya yansıttığı parıltıya bu caddede rastlamak mümkün değil. Bulvarın doğu yakası Ermeni Mahallesi’nin ortasından başlıyor. Küçük esnafın yaşam mücadelesi verdiği, Los Angeles standartlarına göre ortalamanın altında kalan bu bölgeden batıya doğru yapılacak yolculuk sosyal manzarayı da hemen değiştiriyor. Gündüzleri turistlerin akınına uğrayan cadde hava karardıktan sonra başlarını sokacak mekanı olmayan, sokakta yaşayan yoksulların mekanı oluyor.</p>
<p>101 nolu otoyolun üstünden devam eden caddede ilk göze çarpan yapı Capitol Records’un silindir şeklindeki binası ve yaındaki Pantages tiyatrosu. Turistik alışveriş mağazalarının yan yana sıralandığı caddenin kaldırımlarındaki ünlü yıldız sembolleri de bu noktadan itibaren başlıyor. Amerikan eğlence dünyasına emeği geçmiş sanatcılara bir saygı sembolü olan ve üstlerinde isimlerinin yazılı olduğu yıldızlar caddenin iki yakası boyunca devam ediyor.</p>
<p>Wax Museum ve Guiness Museum gibi mekanlarda gelen turistlere yönelik aktiviteleri izlemek mümkün. Tarihi Roosevelt Hotel de yine bu caddenin renkli yapılarından. Film starlarının oturduğu evleri gösteren hediyelik haritalar cadde boyunca yer alan turistik mağazaların en çok satılan ürünleri arasında yer alıyor. Bunları yıldızların posterleri ve tişörtleri izliyor.</p>
<p>Çoğunluğu bakımsız ve kirli vitrinlerden oluşan görüntü caddenin merkezindeki Kodak Tiyatrosu’na kadar devam ediyor. 2001 yılında açılan ve geçtiğimiz yıl Oscar törenlerine ev sahipliği yapan bu merkez Hollywood imajını az da olsa kurtarmaya yetiyor. 75. Oscar’ların dağıtılacağı Kodak Tiyatrosu’nun da içinde bulunduğu bu alışveriş merkezi çok sayıda restoran ve mağazayı da tek çatı altında topluyor. Hollywood Bulvarı’nın gururunu kurtaran bu yapının hemen yanında bir başka tarihi mekan bulunuyor. Çin Tiyatrosu. Girişindeki zeminde ünlü aktör ve artistlerin el ve ayak şekillerinin yer aldığı beton kaldırım caddeyi ziyaret eden turistlerin de ilgi noktası. Gary Grant’ın ayak izleri üzerinde durup bir başka yıldızın el izlerine değebileceğiniz özel bir kaldırım burası.</p>
<p>Hollywood Bulvarı bu noktadan itibaren yerleşim merkezlerinin bulunduğu bir bölgeden geçerek sona eriyor.</p>
<p>Los Angeles’a gelen turistlerin bilmediği, tanımadığı çoğunun da keşfedemediği gerçek Hollywood, bulvarın sona erdiği bu noktadan itibaren başlıyor. Tepeye doğru kıvrılan dar sokaklarda çok sayıda film yıldızı, prodüktör ve yönetmen yaşıyor. Yeni film projelerinin ilk adımları bu dar sokaklarda, Los Angeles’a tepeden bakan yamaçlardaki gösterişli evlerde atılıyor, yakın mesafedeki dev sütüdyolarda da hayata geçiriliyor ve Hollywood Bulvarı’ndaki Kodak Tiyatrosu’nun sahnesindeki Oscar törenlerinde son buluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/dus-ile-gercegin-hollywood%e2%80%99taki-bulusmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayvan Sevgisi</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/hayvan-sevgisi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/hayvan-sevgisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:40:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=68</guid>
		<description><![CDATA[31 yaşındaki Erika Tullis için evlilik töreni hayatının en önemli anlarından biriydi. Törenin kusursuz olması için yakın dostlarının da desteğiyle geçen geceli gündüzlü yoğun bir tempodan sonra beklenen o an gelmişti. Erika’yı tanıyanların benimsediği bir görüntü olsa da törene davet edilen çok sayıda konuğun gözleri damat ile gelin adayının dışında başka bir noktaya takılmıştı. Damadın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>31 yaşındaki Erika Tullis için evlilik töreni hayatının en önemli anlarından biriydi. Törenin kusursuz olması için yakın dostlarının da desteğiyle geçen geceli gündüzlü yoğun bir tempodan sonra beklenen o an gelmişti. Erika’yı tanıyanların benimsediği bir görüntü olsa da törene davet edilen çok sayıda konuğun gözleri damat ile gelin adayının dışında başka bir noktaya takılmıştı. Damadın sol kolundaki gelinin sol elinde bir tasma ve ucunda Labrador cinsi bir köpek yürüyordu. Üçü etraftaki şaşkın bakışlar altında kendilerini bekleyen rahibe doğru yaklaşıyorlardı. Hayatında kocasından sonra en önemli yere sahip olan 7 yaşındaki Daisy’siz bir tören yapamayacağına karar veren Erika onu günler öncesinden tören için eğitmişti. Daisy imza atmayı becerebilseydi belki de Erika onu tören şahidi yapabilirdi. <span id="more-68"></span></p>
<p>Amerikalıların hayvanlara duyduğu aşırı ilgi her geçen gün inanılmaz boyutlara ulaşıyor. Dozu kaçmış olsa da bu ilgiden dolayı hayvanların rahatsız olduğu herhalde söylenemez ama bazı insanlar bu konudaki rahatsızlıklarını yüksek sesle dile getirmeye başladı. Hayvanlara sunulan olanakların insanlara sunulmadığından şikayetçi olan bu grup, evcil hayvan sevgisinin abartıldığı görüşünde.</p>
<p>Konuyu rakamlara vuracak olursak bu abartılı ilginin ulaştığı boyutu anlamak daha kolay olacak. Geçtiğimiz yıl Amerikan halkının evcil hayvanları için yaptığı harcama 29 milyar doları buldu. Bu rakamın 2005 yılı itibarıyle 34 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Bu rakamın her geçen yıl artması Amerikalıların hayvanlarına her geçen yıl daha özel bir sevgiyle bağlandığını gösteriyor.</p>
<p>Hayvan kuaförleri, sadece kedilerin kalabileceği televizyonlu yüzme havuzlu oteller, köpeklere psikolojik danışmanlık hizmeti veren sağlık şirketleri… Çığ gibi büyüyen bir sektörün bu yeni hizmet alanları birbiri ardına çoğalıyor. Hayvan kulüplerine kedilerini kaydedecek bir kişinin ödediği yıllık üyelik ücretle, bir lise öğrencisinin eğitimi için harcadığı yıllık bütçenin aşağı yukarı aynı olduğu bir ülkede hayvan sevgisi yeni bir sektörün ağız sulandıran karlı kapılarını da aralıyor.</p>
<p>Ekonomik durgunluk, kriz, çalkalanan borsa hayvanların gördüğü bu ilgiyi azaltmıyor. Aileler belki haftada bir kez sinemaya gitmeyerek harcamalarını kısmaya çalışıyorlar ama hayvanlarının alıştığı pahallı yiyeceği almaya devam ediyorlar.</p>
<p>Evlerinde besledikleri evcil hayvanlar aynı zamanda ailenin birer üyesi konumunda. Hatta pekçok kişi evcil hayvanlarının ‘hayvan’ olarak tanımlanmasına sinirleniyor.</p>
<p>Amerikan halkının yüzde 62’sinin evcil hayvan beslediği dikkate alındığında bu sektörün önemi daha iyi anlaşılıyor. Hayvanlara yönelik malzemelerin satıldığı mağazalara ilgi giderek artıyor. Beslemeyi düşünebileceğiniz her türlü hayvanın ihtiyaçlarını bu mağazalarda bulmak mümkün. Farklı cinslere özel üretilen oyuncaklar, diş fırçaları, tırnak parlatıcıları, onların dinleyebileceği türden müzikler ve seyretmekten hoşlanabilecekleri video kasetler bu dev marketlerde hemen alıcı buluyor. Yüzlerce çeşit kedi ve köpek maması, kuş ve balık yemleri, yılan oyuncakları, timsah havuzları, orangutan merdivenleri, maymun salıncakları ve daha nicelerini bu marketlerin raflarında görmek mümkün.</p>
<p>Amerikan halkının evlerinde besledikleri hayvanlara duyduğu ilgiye paralel gelişen hayvan ürünleri de mağazalarda göz kamaştırıyor. Hayvanlar için yapılan oyuncaklar her geçen gün çocukların ellerinden düşürmedikleri oyuncaklara benziyor. Daha teknolojik, daha eğitici, daha renkli, daha pahallı. Geçenlerde Los Angeles’ta yayımlanan bir dergide köpek sahibi ünlü bir reklamcıyla yapılan söyleşide söylenen sözler hayvan oyuncaklarının yakın bir gelecekte daha da renkleneceğini işaret ediyordu. Kendilerine ayırdıkları zamanın hızlı iş temposu yüzünden sürekli azaldığını dile getiren reklam şirketinin yöneticisi, köpeğine karşı duyduğu vicdan azabını anlatıyor ve onu her ay yeni bir oyuncakla ödüllendirerek bu duygusal çöküntüsünü tamir etmeye çalıştığını söylüyordu.</p>
<p>İnsanların yaşam alışkanlıklarını hızla değiştiren hayvanlar kentlerde kaldırımların da vazgeçilmez yayaları.</p>
<p>Hayvanlara yönelik sektördeki gelişmeler ister istemez başka alanları da etkisi altına alıyor. Köpeğine düşkünlüğüyle bilinen Amerikan ailesine pazarlanmaya çalışılan ürünlerin tanıtım reklamlarındaki köpek oyuncular bunun kanıtı. Özellikle araba reklamlarında köpek figürü her geçen gün önem kazanıyor. Hayvanlarına düşkünlüğüyle bilinen ailelerin bu özelliğini iyi kullanan üretici firmalar sadece reklamlarda hayvanları kullanmakla kalmıyor, tüketiciye pazarladıkları ürünleri hayvan varsayımına göre planlıyorlar. Son yıllarda üretilen jeep ve minivan gibi araçların arka kısımlarında hayvanlar için ayrılan özel bölümeleri bulunanlar en çok satılanlar listesine girebiliyor. Ülkenin en büyük araba üreticilerinden General Motors kedi ve köpeklerin araçlara biniş ve inişini kolaylaştıracak bir dizaynın yakında piyasaya çıkacağını simdilerde duyuruyor.</p>
<p>Amerikan İş İstatistikleri Bürosu’nun verilerine göre ülkede son on yılda en hızlı gelişen sektörlerden biri de veterinerlik. Hayvan sağlığı ile ilgili hizmet veren şirketlerin son beş yılda yüzde 44 oranında artış gösterdiği belirtiliyor. Kendi vucutlarının sağlığını bir türlü dengeleyemeyen Amerikalılar hiç olmazsa hayvanlarının güzel bir vucuda sahip olmasını istiyor. Bu yüzden artık kedi ve köpek maması tanıtımı yapan ürünlerden yerine düşük kalorili sağlıklı mamaların reklamlarına yer veriliyor. Bu ürünler de doğal olarak en çok satılan mallar arasında yer alıyor. Dünyanın en şişman toplumu pizza ve hamburgerden vazgeçemeyip kilolanmaya devam ederken hayvanlar sağlıklı besinlerini yiyip sporlarını yaptıktan sonra güne başlıyor.</p>
<p>Yazıya Erika’nın düğünüyle başlamıştık. Þaşkın bakışlarla başlayan bu ilginç düğün töreninden sonra Erika ve kocası bir haftalığına bayalına çıktılar. Bu gezi damadın o güne dek Erika’ya açıklamadığı bir sırdı. Tatil iki kişilikti. Balayının olaysız ve mutlu geçmesini arzulayan, Erika’nın geride bırakacağı köpeği için endişelenmesini istemeyen damat önlemini almıştı. Daisy için Los Angeles’da günlüğü 75 dolardan bir haftalık otel odası ayarlamıştı. Sadece hayvanların kalabileceği bu otele kedi ve köpeklerin özel araçlarla getirildiğini, kendilerini bekleyen televizyonlu suitlerine yerleştirildiğini öğrenen Erika, otelin bir de hayvanlara özel yüzme havuzu olduğunu öğrendiğinde gönül rahatlığıyla balayına çıkacaktı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/hayvan-sevgisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halle Berry</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/halle-berry/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/halle-berry/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:38:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hollywood]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=67</guid>
		<description><![CDATA[Tartışmaları, dedikoduları, kampanyalarıyla bir Oscar gecesi daha geride kaldı. Ödüller sahiplerini buldu, sevinenler, hayal kırıklığı yaşayanlar oldu&#8230; Bütün bu yönleriyle Oscar’lar film dünyasıyla uzaktan yakına ilgisi olan pekçok insan tarafından bir süre daha konuşalacak. Vizyona giren yeni filmler, yıldızların yaşadıkları skandallar zamanla 74. Oscar ödüllerini unutturacak belki ama unutulmayacak bir isim sanıyorum pekçok kişinin hafızalarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tartışmaları, dedikoduları, kampanyalarıyla bir Oscar gecesi daha geride kaldı. Ödüller sahiplerini buldu, sevinenler, hayal kırıklığı yaşayanlar oldu&#8230; <span id="more-67"></span></p>
<p>Bütün bu yönleriyle Oscar’lar film dünyasıyla uzaktan yakına ilgisi olan pekçok insan tarafından bir süre daha konuşalacak. Vizyona giren yeni filmler, yıldızların yaşadıkları skandallar zamanla 74. Oscar ödüllerini unutturacak belki ama unutulmayacak bir isim sanıyorum pekçok kişinin hafızalarında uzun süre silinmeyecek: Halle Berry.</p>
<p>Monster’s Ball adlı filmdeki performansıyla bu yılın en iyi kadın oyuncusu seçilen Halle Berry, aynı zamanda Hollywood tarihinde bir ilke de imza attı. 74 yıldan sonra ilk kez siyah bir kadın oyuncu Oscar kazandı. Siyah bir baba, beyaz bir anneden dünyaya gelen, aile içi olumsuzluklardan nasibini alarak yetişen ve kendini bir anda beyaz perdede bulan Halle Berry’nin bu yılki başarısı pekçok sinema eleştirmeni tarafından sürpriz olarak nitelendirilmişti.</p>
<p>Oscar’a aday gösterildiğinde yakın çevresi dışında çok dar bir kitle böylesine güç bir kategoride Oscar’a sahip olacağını düşünmemişti. Bunun en büyük nedeni En Ýyi Kadın Oyuncu kategorisindeki adaylardı.</p>
<p>Judi Dench (Iris), Nicole Kidman (Moulin Rouge), renee Zelwegger (Bridget Jones’s Diary) ve Sissy Spacek (In the Bedroom) gibi isimlerle yarışan Berry, Oscar gecesinin yıldızıydı aynı zamanda.</p>
<p>Ödülü kazandığı an ağlamaya başlayan, sahnedeki gözyaşları arasında yaptığı konuşmasıyla salondakilere de duygusal anlar yaşatan Halle Berry, ödülü alıp koltuğuna oturduğunda da ağlamaya devam ediyordu. Kazandığının sadece Oscar heykelciği ya dab u yılın En Ýyi kadın Oyuncusu ünvanı olmadığını biliyordu. Hollywood tarihine geçecek bu gecenin, gelecek yıllarda Halle Berry adıyla anılacağının farkındaydı. 74. Oscar törenlerinde film tarihinde ilk kez siyah kadın oyuncuya Oscar heykelciği verilmişti ve yıllar sonra ‘Oscar’ı kazanan ilk siyah kadın oyuncu’nun gecesi’ olarak anılacaktı.</p>
<p>Gecenin ikinci sürprizi En Ýyi Erkek Oyuncu ödülünün açıklandığı anda yaşandı. Bu kategorinin en güçlü adayı Russel Crowe’du. Ancak ödülü kazanan sanatçı Training Day adlı filmindeki rolüyle Hollywood’un bir başka siyahi aktörü Denzel Washington oldu.</p>
<p>Üstüste üçüncü yıl Oscar&#8217;a aday olan Russell Crowe için A Beautiful Mind filminde canlandırdığı rol birçok aktörün hayalini kurduğu türdendi.</p>
<p>Crowe, John Nash karakterine bürünerek yaptığı performansla, özellikle Nash’ın kişisel davranışlarını başarıyla canlandırmasıyla ile adaylığı hakediyordu, Nash&#8217;in yaşlı halini oynadığı bölümlerde gayet başarılı olmuştu.</p>
<p>Ancak filmde gösterdiği başarılı performansı özel hayatında gerçekleştirmeyi başaramadı Crowe. Özellikle Ýngiliz Akademisi’nce geçtiğimiz ay verilen ödül törenlerinde yaptığı konuşması ve basın mensuplarına karşı olumsuz tutumu ödülü kazanamamasındaki en önemli olumsuz etkenlerdendi. Geçtiğimiz yıl Gladyatör adlı filmindeki rolüyle Oscar kazanmış olması da onun bu yılki başarılı performansının ikinci Oscar ile tamamlanmasını etkiledi.</p>
<p>Oscar töreninde, ödül verilmese de kendiliğinden oluşan bir kategori daha vardı. En şık sinema yıldızı. Bu gayriresmi kategori pekçok kişi tarafından Oscar’dan daha önemliydi. Ödül kazanan isimlerden çok kimin ne giydiği hangi takıyla geceye katıldığı konuşuldu. Bu konular bir sure daha konuşulacağa benziyor. Öyle ki internet siteleri ve töreni canlı yayınlayan ABC kanalının yaptığı anketlere göre gecenin en şık kadını Halle Berry ilan edildi.</p>
<p><em>25 Mart 2002<br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/halle-berry/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

