<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Remzi Gökdağ &#187; cumhuriyet</title>
	<atom:link href="http://www.remgo.com/11/category/cumhuriyet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.remgo.com/11</link>
	<description>sıradan yazılar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Aug 2010 13:24:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>İki pencere, bir liman&#8230;</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/bir-pencere/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/bir-pencere/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 08:48:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=587</guid>
		<description><![CDATA[Kör Zaman&#8230; O gün telefon çaldı.. Açtım.. Dediler ki: - Erdal İnönü&#8217; yü kaybettik. - Ne zaman?.. diye sormadım. * Ölüm haberi bana ulaşıncaya dek Erdal Bey benim için yaşıyordu&#8230; Oysa hayatta değildi&#8230; Aradaki süre &#8216;kör zaman&#8217; sayılabilir mi?.. Olgu ya da gerçek ile insan bilinci arasındaki iletişim bazen topallayabilir; ölüm haberini çok sonra duyduğum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kör Zaman&#8230; </strong></p>
<p>O gün telefon çaldı..</p>
<p>Açtım..</p>
<p>Dediler ki:</p>
<p>- <strong>Erdal İnönü&#8217;</strong> yü kaybettik.</p>
<p>- Ne zaman?.. diye sormadım.</p>
<p>*</p>
<p>Ölüm haberi bana ulaşıncaya dek Erdal Bey benim için yaşıyordu&#8230;</p>
<p>Oysa hayatta değildi&#8230;</p>
<p>Aradaki süre <em>&#8216;kör zaman&#8217;</em> sayılabilir mi?..</p>
<p>Olgu ya da gerçek ile insan bilinci arasındaki iletişim bazen topallayabilir; ölüm haberini çok sonra duyduğum nice dostumu yitirdim son zamanlarda&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Ölüm ne uzağımızda ne de dışımızdadır..</p>
<p>Ölüm içimizdedir..</p>
<p>Biz doludizgin yaşarken bile Azrail ölümün yumurtasını bedenimizin münasip bir yerindeki kuluçkasına yatırmıştır&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Gariptir yaşam bilmecesi&#8230;</p>
<p>Uykuya dalarken hangi rüyayı saat kaçta göreceğin belli mi?..</p>
<p>Uyanır dersin ki:</p>
<p>- Hayırdır inşallah&#8230;</p>
<p>Olağanüstü rejimdeydik, hapishane ranzasında yatarken bir gün haber verdiler:</p>
<p>- Tahliye edildin&#8230;</p>
<p>Hiç beklemiyordum&#8230;</p>
<p>Tahliye kararı ile tebligatı arasındaki süre kör zaman değil mi!..</p>
<p>*</p>
<p>Ölümlerde, doğumlarda, aşklarda, politikada, darbelerde, daha nice yaşam olgusunda gerçek ile gerçeğin algılanması arasındaki kör zamanı bilinçsizlikle yaşamak hayatın kaçınılmaz bir cilvesi&#8230;</p>
<p>Yoğun bir aşk iki arada bir derede noktalanmıştır da haberin yoktur&#8230;</p>
<p>Kaldırımda yürürken on adım sonra kafana bir testi düşecektir&#8230;</p>
<p>Oysa sen farkında bile değilsin&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Kim bilir, belki de iktidar koltuğundan düşmüşsündür..</p>
<p>Oysa sen iktidar sarhoşluğu içindesin..</p>
<p>Ülkeyi avucunun içinde sanıyorsun&#8230;</p>
<p>Gerçeği öğrenmen için ille de birinin telefon etmesi mi gerekiyor:</p>
<p>- Zırrrr&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Ülke yaşamında kör bir zamanı yaşıyoruz&#8230;</p>
<p>İnsanların körlüğüyle zamanın körlüğü bir araya gelip birbirine dolandığı zaman körlemesine gidişat egemenleşir&#8230;</p>
<p>Gidişatımız körlemesine&#8230;</p>
<p>Gerçeği öğrenmek için ne kadar zamana gereksinme var?..</p>
<p>Evet, şimdilik kör mü kör bir zamanı yaşıyoruz!..</p>
<p>06 11 2007</p>
<p>////////////////////////////////////////////</p>
<p><strong>A.. a.. a&#8230;</strong></p>
<p>Bir sözlüğü açtığınız zaman bu yazının başlığındaki A’lar konusunda şöyle yazar:</p>
<p><em>“- Şaşkınlık ve hayret ifadesi..”</em></p>
<p>Ergenekon iddianamesinin ne olacağı aşağı yukarı belliydi; dinci ve liboş medyadaki yayınlar perşembenin gelişini çarşambadan haber veriyorlardı&#8230;</p>
<p>Ama, savrukluğun ve hayalatın bu kadarını düşünmek kimsenin haddi değildi&#8230;</p>
<p>İddianamenin tümünü okumuş değilim; gazetelere yansıdığı kadarıyla insanı şaşkına çeviriyor:</p>
<p>- A.. a.. a&#8230;</p>
<p>- Vay canına..</p>
<p>- Bu kadarı da olmaz..</p>
<p>- Hayret..</p>
<p>Deli saçması iddialardan oluşan bir potpuriyi bir ömür boyu sürecek bir davada sanıkların ve mahkemenin sırtına vurup boynuna dolamak fikrini kim keşfetti?..</p>
<p>Helal olsun!..</p>
<p>*</p>
<p>İddianameye göre ben neyim?..</p>
<p>Terörist&#8230;</p>
<p>Örgütle birlikte işlediğimiz ve işleyeceğimiz cinayetlerin haddi hesabı yok&#8230;</p>
<p>Üstelik örgütün fikri lideriyim&#8230;</p>
<p>Nasıl?..</p>
<p>Yazılarımla bu makama oturtuluyorum&#8230;</p>
<p>Her gün bu gazetede bu köşede çıkan yazılar terorizme delil mi oluşturuyorlar?..</p>
<p>Ülkede şu kadar basın savcısı var, bunlar her gün gazetelerde yayımlanan köşe yazılarını okurlar, bir suç varsa peşine düşerler&#8230;</p>
<p>Sizler de her gün bu köşedeki yazıları izliyorsunuz&#8230;</p>
<p><em>‘Pencere’ </em>köşesinde her gün dünya âlemin gözleri önüne sergilenen fıkralar yıllar sonra Ergenekon terör örgütünün ideolojisini oluşturan delillere mi dönüşüyor?..</p>
<p>İddianamede, hukuk mantığının ötesinde, düz mantığın bile m’si yok&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Mantıksızlığın al birini vur ötekine&#8230;</p>
<p>Ama, insanın aklına takılan bir kuşkunun soru işareti de daha az önemli değil&#8230;</p>
<p>İddianame bilisizlik yüzünden mi balonlaştı?..</p>
<p>Yoksa bir başka amaçla mı dipten dolma şişirildi?..</p>
<p>Gazete manşetlerine bakarsanız çok ilginç&#8230;</p>
<p><em>“Şok suçlamalar&#8230;”</em></p>
<p><em>“Suikast planları&#8230;”</em></p>
<p><em>“Kaos planı&#8230;”</em></p>
<p><em>“İhanet davası&#8230;”</em></p>
<p><em>“Suçlamalar tüyler ürpertici&#8230;”</em></p>
<p><em>“Kan, kaos, cunta&#8230;”</em></p>
<p><em>“Yüzyılın en büyük davası&#8230;”</em></p>
<p>*</p>
<p>Allah bizim medyamıza akıl fikir ihsan eylesin&#8230;</p>
<p>Ben Ergenekon’un fikri lideri, yedi yöneticisinden biri, 500 yıllık ceza yaptırımıyla sanık terörist <strong>İlhan</strong>,<strong> </strong>bugünlük bu kadar yazıyorum&#8230;</p>
<p>Yarına Allah kerim&#8230;</p>
<p>27.7.2008</p>
<p><em>Karikatür: Namık Zafer/Cumhuriyet</em></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/olum-vadisinde-iki-gun/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ölüm Vadisi&#8217;nde iki gün'>Ölüm Vadisi&#8217;nde iki gün</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/bir-pencere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hedefte Almanlar var</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/hedefte-almanlar-var/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/hedefte-almanlar-var/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 11:44:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=513</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yıl kasım ayında yapılan referandumla minareleri yasaklayan İsviçre yeni sürprizlere hazırlanıyor. Bu kez hedefte Almanlar var. Yüksek ev kiraları ve işsizlikten yakınan muhafazakâr kesim geçenlerde bunun sorumlusunun İsviçre’ye göç eden Almanlar olduğunu söyledi. Bugüne dek muhafazakârların hedefindeki yabancılar listesine bu tartışmayla Almanlar da katıldı. Karşılıklı suçlamalar siyasi tansiyonu yükseltti. Resmi kayıtlarda İsviçre’nin üç ana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl kasım ayında yapılan referandumla minareleri yasaklayan İsviçre yeni sürprizlere hazırlanıyor. Bu kez hedefte Almanlar var. Yüksek ev kiraları ve işsizlikten yakınan muhafazakâr kesim geçenlerde bunun sorumlusunun İsviçre’ye göç eden Almanlar olduğunu söyledi. Bugüne dek muhafazakârların hedefindeki yabancılar listesine bu tartışmayla Almanlar da katıldı. Karşılıklı suçlamalar siyasi tansiyonu yükseltti. Resmi kayıtlarda İsviçre’nin üç ana dilinden biri Almanca olarak görünse de Almanlar, İsviçrelilerin konuştuğu dilin Almancayla ilgisi olmadığını ve kendi dillerinin katledildiği görüşündeler. İsviçreliler de beş yüz yıllık demokrasi, barış ve tarafsızlık ilkelerini fırsat buldukça Almanlara hatırlatıyor.</p>
<p>Yıllardır hasıraltı edilen bu küçük atışmalar geçen günlerde bir gazete ilanıyla farklı boyuta ulaştı. İsviçreli bir grup öğretim görevlisinin ortak imzasıyla yayınlanan ilanın başlığı “Yabancılar yüzünden kiralar tavana fırladı” şeklindeydi. Bu konuda İsviçre’de çalışan Almanların büyük rol oynadığı belirtiliyordu. 200 öğretim görevlisi Almanları “ekmeklerini çalmakla” suçladı. İsviçre’deki iş imkânlarını kuruttuğu iddia edilen Almanların haksız rekabete neden olduğunu ileri süren öğretim görevlileri, tavan yapan ev kiralarından da yine kuzey komşularını sorumlu tuttu. İlan bir anda siyasi gündemin ilk sırasında yerini aldı. Aşırı sağcı İsviçre Halk Partisi de muhafazakârların tepkisinden faydalanma konusunda hiç tereddüt etmedi. Öğretim üyelerini destekleyen açıklamalarda bulunan parti yetkilileri, yabancı düşmanlığı konusunda çıtayı biraz daha yükseltti ve ilk kez kuzey komşularını hedef alan açıklamalar yayımladı.</p>
<p>AB’ye üye olmayan İsviçre ile Almanya arasında 2002’den bu yana vizesiz sınır geçişleri yapılabiliyor. Şengen kapsamına girdikten sonra İsviçre’nin Almanlar tarafından istila edildiğini savunan muhafazakârların dayanağı resmi rakamlar. Nüfusu 7.6 milyon olan İsviçre’de, 28 bini Zürih’te olmak üzere 250 bini aşkın Alman yaşıyor. Bu sayı, her gün biraz daha artan işsizliğin nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Almanlar ise bu durum karşısında biraz şaşkın biraz da kırgın. Yabancı düşmanlığı politikasının kendileri üzerinden yürütülmesine anlam veremiyorlar. Minare referandumundan sonra İsviçre dünya kamuoyunun gündemindeydi. Farklı düşünceler, analizler, sosyolojik araştırmalar birbiri ardına yayınlansa da “Hoşgörünün beşiği olarak bilinen bir ülke nasıl olur da böyle bir yasağı onaylar” sorusuna net bir yanıt verilemedi. Yaşanan son gelişmeler bazıları tarafından doğrudan demokrasinin, halkın karar verme mekanizmasının bir sonucu olarak yorumlandı. Bazıları da bunun halkın bilinçaltında yatan yabancı düşmanlığı korkusunun dışa vurumu olduğunu söyledi. Farklı tezler tartışıladursun İsviçre’de son yıllarda yaşanan değişimden kârlı çıkanlar ülkenin sağ görüşlü siyasi partileri. Almanlara karşı yürütülen kampanyanın temelinde de yine oy kapma yarışı yatıyor. Yabancı düşmanlığının pirim yaptığı şu günlerde muhafazakârlar bu kozlarını sonuna kadar kullanmaya kararlı. Yaklaşan yerel seçimler de göz önüne alındığında Almanlara gösterilen tepkinin nedenleri anlaşılıyor. Bugün sırada Almanlar var. Bir sonraki seçimlerde hangi milletin hedef seçileceğini kestirmek güç. İsviçre, yıllardır savunduğu değerleri yavaş yavaş yitiriyor. Bir zamanların masal diyarı topraklarına ırkçılığın tohumları ekiliyor.</p>
<p>( Bu yazı 28 Şubat 2010 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr/" target="_self">Cumhuriyet Gazetesi</a>’nde yayınlanmıştır.)</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-515" title="20100228_Hedefte_Almanlar_Var" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2010/03/20100228_Hedefte_Almanlar_Var.jpg" alt="" width="477" height="706" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-516" title="20100228_Hedefte_Almanlar_Var_Anasayfa" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2010/03/20100228_Hedefte_Almanlar_Var_Anasayfa.jpg" alt="" width="477" height="706" /></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/hedefte-almanlar-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortaçağ kentinde zaman yolculuğu</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/ortacag-kentinde-zaman-yolculugu/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/ortacag-kentinde-zaman-yolculugu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 11:37:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[bern]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=508</guid>
		<description><![CDATA[BERN &#8211; 1905 yılı onun yaşamında önemli bir dönüm noktası oldu. Doktorasını o yıl aldı. Aralarında İzafiyet Teorisi’nin de bulunduğu ve bilim dünyasını altüst edecek tezlerini hazırladı. Hayatının en verimli yılını yaşadığının farkındaydı. Yaşamı boyunca 1905’i mucizelerin yılı anlamına gelen Annus Mirabilis olarak anacaktı. Eşi Mileva ile birlikte Avrupa’nın göbeğinde, ortaçağ mimarisiyle ünlü bir kente [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BERN &#8211; 1905 yılı onun yaşamında önemli bir dönüm noktası oldu.  Doktorasını o yıl aldı. Aralarında İzafiyet Teorisi’nin de bulunduğu ve bilim dünyasını altüst edecek tezlerini hazırladı. Hayatının en verimli yılını yaşadığının farkındaydı. Yaşamı boyunca 1905’i mucizelerin yılı anlamına gelen Annus Mirabilis olarak anacaktı. Eşi Mileva ile birlikte Avrupa’nın göbeğinde, ortaçağ mimarisiyle ünlü bir kente taşındılar. Kentin tarihi yapıları arasında uzanan bir caddede iki odalı küçük bir apartman dairesine yerleştiler. Dünyanın geleceğini değiştireceğinin henüz farkında olmayan bu bilim insanının adı Albert Einstein, ona hayatının fırsatlarını sunan kent ise Bern’di.</p>
<p>Bern’deki yaşamını devam ettirebilmesi için iş bulması gerekiyordu. Bir yandan matematik ve fizik dersleri veriyor bir yandan da kalıcı bir iş arıyordu. Kısa süre içinde İsviçre Patent Ofisi’nde teknik asistan olarak göreve başladı. 1905 yılında Zürich Üniversitesi&#8217;den doktor ünvanını almasına neden olacak tezlerini birbiri ardına yayınlıyordu. &#8220;Annus Mirabilis Papers&#8221; adlı bu çalışmaları birçok üniversitede tartışılmaya başladı. Makalelerden üçü Nobel Ödülü&#8217;ne aday gösterildi. Modern fizikte ortaya atılan problemleri çözerken atomun yapısı ve kuantum teorisi ile de ilgileniyordu.</p>
<p>Albert Einstein ve eşi Mileva’nın yaşadığı apartman dairesi, kentin simgelerinden biri olan ünlü saat kulesi Zytglogge’ye birkaç adım mesafedeydi. İşe giderken evinin önünden geçen tramvaya biniyor, dönüşte Bern’in tarihi sokaklarındaki küçük dükkanların vitrinlerine bakarak Kramgasse caddesindeki 49 numaralı apartmanına ulaşıyordu. Binanın ağır kapısını açıp dar merdivenden ikinci kata çıkarken belki de evrenin sınırlarına ulaşmaya çalıştığı yeni yolculuklara hazırlanıyordu. Girişin tam karşısında, caddeye bakan iki pencere bulunuyordu. Kentin buram buram tarih kokan havasını bu pencerelerden solurken bir yandan da zaman yolculuğu, uzay ve evren gibi konularda derin düşüncelere dalıyordu.</p>
<p>Einstein’ın yaklaşık altı yıl yaşadığı bu küçük apartman dairesi bugün Bern’i ziyaret eden turistlerin uğrak yeri.  Einstein, İsviçre’nin başkenti Bern ile özdeşleşmiş durumda. Onun adına düzenlenen törenler, anma toplantıları ve paneller Bern’in en aktif etkinliklerinden kabul ediliyor ve kent yönetimi bu etkinliklere son derece önem veriyor. Bütün bu ilginin odak noktası da Einstein’ın Bern’de yaşadığı yıllar boyunca kaldığı apartman dairesi. 2005 yılında büyük bir restorasyondan sonra tekrar ziyarete açılan Einstein’ın evine gelen misafirler önce dar bir merdivenle ikinci kata ulaşıyor. Beyaz yağlı boyalı ahşap kapıdan girdikten sonra aslına uygun olarak döşenmiş mobilyalardan oluşan salona geçiyorlar. Aile fotoğrafları ve mektupların da sergilendiği oturma odası caddeye bakıyor. Sokak aynı sokak ama tabelalar ve vitrindeki malzemeler farklı. Apartmanın giriş katında yer alan ve Einstein’ın sık sık uğradığı çikolatacıda bugün bir internet cafe hizmet veriyor.</p>
<p>Einstein, Bern’de 6 yıl yaşadı. 1909 yılında sevdiği bu kenti terkedip Zürih’e yerleşti. Sonraki yıllarında çok daha uzaklara yolculuklar yaptı ancak yaşadığı hiçbir kent onu Bern kadar etkilemedi. ‘Hayatımın en mutlu yılları’ dediği zaman dilimini geçirdiği Bern de onu hiç unutmadı.</p>
<p>( Bu yazı 07 Şubat 2010 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr/" target="_self">Cumhuriyet Gazetesi</a>’nde yayınlanmıştır.)</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-509" title="20100207_OrtacagKentindeZaman" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2010/03/20100207_OrtacagKentindeZaman.jpg" alt="" width="477" height="706" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-510" title="20100207_OrtacagKentindeZaman_AnaSayfa" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2010/03/20100207_OrtacagKentindeZaman_AnaSayfa.jpg" alt="" width="477" height="706" /></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/ortacag-kentinde-zaman-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fondü masasının bitmeyen tartışması</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/fondu-masasinin-bitmeyen-tartismasi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/fondu-masasinin-bitmeyen-tartismasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 11:54:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Fondü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=488</guid>
		<description><![CDATA[İsviçrelilerin yıllardır çözemediği fondü tartışması bugünlerde yine gündemde. En iyi fondü hangi peynirle yapılır, en lezzetli fondü nerede yenir? İsviçrelilerin bu soruya verdiği cevaplar farklı. Soruyu sorduğunuz kişiye göre alacağınız yanıtlar da değişebiliyor. Fondü konusundaki görüş ayrılığına son noktayı koymak amacıyla geçenlerde yayınlanan bir yemek kitabı ortalığı büsbütün karıştırdı. Kitap, “İsviçre’yi seven ve yemekten hoşlanan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İsviçrelilerin yıllardır çözemediği fondü tartışması bugünlerde yine gündemde. En iyi fondü hangi peynirle yapılır, en lezzetli fondü nerede yenir? İsviçrelilerin bu soruya verdiği cevaplar farklı. Soruyu sorduğunuz kişiye göre alacağınız yanıtlar da değişebiliyor. Fondü konusundaki görüş ayrılığına son noktayı koymak amacıyla geçenlerde yayınlanan bir yemek kitabı ortalığı büsbütün karıştırdı. Kitap, “İsviçre’yi seven ve yemekten hoşlanan herkesin yanından ayırmayacağı bir kılavuz” sloganıyla piyasaya çıktı. 140 geleneksel yemek tarifinin bulunduğu kitabın tahrik edici bölümü fondü başlığı altında toplanıyor. Kitaba göre en iyi fondü  Fribourg kontonunda hazırlanıyor. Bunun nedenlerine geçmeden önce kısa bir fondü açıklaması yapmakta fayda var.</p>
<p>Fondü, İsviçrelilerin yüzyıllardır yaygın olarak tükettiği geleneksel bir yemek. Hafif ateşte eritilen peynirin ekmek ve sebze parçalarıyla yenmesi olarak da özetlenebilir. Farklı uygulamalar denense de fondünün ana maddesi peynir. Peynirin içinde eritildiği kap, masada hafif ateş üzerine ısıtılıyor ve eriyen peynir masa başındakiler tarafından yeniyor. İsviçreliler önemli günlerini, sevdikleriyle fondü masasında geçirmekten gurur duyuyor ve herkes kendine göre iyi bir fondünün tarifini anlatabiliyor. Görüş birliğine varılamayan konunun en hassas noktası fondüyü oluşturan peynirin çeşidinde. İsviçre’nin geleneksel mutfağını dünyaya tanıtmak amacıyla yayınlanan yemek tarifi kitabına göre en lezzetli fondü ülkenin Almanca ve Fransızca konuşulan bölgelerinin ortasındaki Fribourg kantonunda yapılıyor. Nedeni de burada üretilen dünyaca ünlü Gruyere ve Vacherin peynirleri. Peynirlere ek olarak yine aynı bölgede üretimi yapılan Fendant şarapları da Fribourg fondüsünün vazgeçilmez unsuru olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Basit hazırlanış tekniklerine bakıp fondünün kolay bir akşam yemeği olduğu sonucunu çıkarmak da yanlış olur. Fondünün ana maddesi peynir ama masanın vazgeçilmez kuralı sohbet. İsviçreliler yakın dostları ve aile fertleriyle saatlerce fondü masasında zaman geçirmekten büyük zevk alıyor. Kabın dibini bulmak için kimse acele etmiyor, aksine sona yaklaşmak için gereken süre sanki devamlı erteleniyor. Konuşmaya dalıp erimekte olan peyniri karıştırmayı da unutmamak gerekiyor.  Yapılacak tek şey çatala bir parça ekmek saplayıp kabın içinde dolaştırmak. Peynir kabındaki çatal trafiğine de hazır olmak gerekiyor. Aynı anda birkaç çatal fondü kabında yolunu bulmaya çalışabiliyor. Bu sırada gözden kaçırılmaması gereken en önemli kural çatala sapladığınız ekmek parçasının erimiş peynir kabında kaybolmaması.  Bu durumda kalanlar diğerlerinin vereceği cezaya da katlanmak zorunda. Fodüyü aslına uygun yemek için sudan uzak durmak lazım. Eriyen peynir ve su karışımı masadan kalkmayı zorlaştırabilir. Yapılacak sohbetler uzun sürmesinin en cazip yolu beyaz şarap.</p>
<p>Fondü tartışmalarına tanık olduktan sonra İsviçrelileri bölüp parçalamanın tek yolunun onları bu konuda konuşturmak olduğuna inanıyorum. Fondünün tarifini sorun ve cevaplarını bekleyin. Herkes en iyi fondünün nerede ve hangi tür peynirden hazırlandığını anlatmaya başlayacaktır. Kendi halinde barışsever bir millet olarak tanınan İsviçreliler, konu fondü olunca bir türlü görüş birliğine varamıyor, uzlaşma yıllardır sağlanamıyor.</p>
<p>( Bu yazı 10 Ocak 2010 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr" target="_self">Cumhuriyet Gazetesi</a>’nde yayınlanmıştır.)</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-492" title="20100110_Fondu" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2010/01/20100110_Fondu.jpg" alt="" width="487" height="709" /></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/fondu-masasinin-bitmeyen-tartismasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demokrasinin minare sınavı</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/demokrasinin-minare-sinavi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/demokrasinin-minare-sinavi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 14:28:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[İsviçre ay sonunda önemli bir sınava hazırlanıyor. 29 Kasım’da yapılacak referandumla ülkedeki minarelerin geleceği belirlenecek. Referandumda ‘evet’ oyu çıkması halinde minare yasağı uygulanacak ve İsviçre anayasasına ‘Ülkede her türlü minare inşaası yasaktır’ maddesi eklenecek. Reddedilmesi durumunda ise minarelerin şartlarını belirleyen bölgesel yasaların uygulanmasına şu anda olduğu gibi devam edilecek. Ülkede son zamanlarda artan milliyetçilik akımlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İsviçre ay sonunda önemli bir sınava hazırlanıyor. 29 Kasım’da yapılacak referandumla ülkedeki minarelerin geleceği belirlenecek. Referandumda ‘evet’ oyu çıkması halinde minare yasağı uygulanacak ve İsviçre anayasasına ‘Ülkede her türlü minare inşaası yasaktır’ maddesi eklenecek. Reddedilmesi durumunda ise minarelerin şartlarını belirleyen bölgesel yasaların uygulanmasına şu anda olduğu gibi  devam edilecek.<br />
Ülkede son zamanlarda artan milliyetçilik akımlarına bir de minare krizi eklenince konu diğer Avrupa ülkelerinin dikkatini çekti. Herkesin referandumdan sonra İsviçre’nin diğer ‘sıradan’ demokrasilerine benzeyip benzemeyeceğini merak ediyor. İsviçre’deki sistem dünyanın en eski kesintisiz demokrasisi olarak biliniyor. Halkın ülke yönetiminde doğrudan karar verebilme imkanı var. Bunu referandumlar aracılığıyla yapabiliyorlar. Referandumlarda çıkan sonuç ülkeyi yöneten hükümetleri de bağlıyor. Bir konunun referandumla halkın oyuna sunulabilmesi için 100 bin imza yeterli. Tıpkı minare referandumunda olduğu gibi. </p>
<p>İsviçre’yi minare referandumuna götüren süreç geçtiğimiz yıl göçmen karşıtı İsviçre Halk Partisi ve Federal Demokratik Birlik partilerinden bir grup politikacının sponsorluğunda gündeme gelmişti. Referandum için yaklaşık 114 bin imza toplandı. Bu sayı konunun sandık başında karara bağlanabilmesi için yeterliydi. Sonuçta mahkeme referanduma gidilmesi konusunda karar verdi ve minare tartışmaları İsviçre’nin siyasi gündemine ilk sıradan girdi. </p>
<p>Milliyetçi akımları destekleyen partilerin oy toplama stratejisi olarak geliştirdiği kampanyada, sağcı siyasiler minareleri demokrasinin en büyük tehdidi olarak tanıtıyor. Hazırladıkları posterlerde minarelerin İsviçre bayrağını delen görüntüleri sokaklarda yerini alıyor. Yasağı destekleyenler, minarelerin ‘İslam’ın yayılmasının işareti’ olduğunu ve İsviçre’deki geleneksel düzeni tehdit ettiğini savunuyor. Onlara göre minareler  anayasal dini özgürlüğe zarar veriyor ve ibadet için değil, İslam hukukunun bir sembolü olarak yükseliyor. Mücadelelerini İsviçre demokrasisini korumak adına yaptıklarını söylemekten de çekinmiyorlar. Ortaya atılan iddiaların temelinde ise durum biraz farklı. İsviçre genelinde dört camide  minare bulunuyor ve yasalara göre bu minarelerden yüksek sesle ezan okunamıyor. Minarelerin yasaklanmasına karşı çıkan grup da yasağın kabul edilmesi halinde İsviçre’de henüz varolmayan bir sorunun zorla yaratılacağı endişesini taşıyor. Her iki tarafın arasında dengeyi kurmaya çalışan hükümet üyeleri ise Arap ülkelerinden İsviçre bankalarına akan paranın hatırına olsa gerek yasağı desteklemiyor. İsviçre hükümeti niteliğindeki yedi üyeli Federal Konsey’in geçtiğimiz günlerdeki  açıklamasında referandumun kabul edilmesi halinde insan haklarını ve İsviçre anayasasının zarar görebileceğine dikkat çekilmişti. Konu sadece siyasilerin gündeminde değil. Ülkedeki diğer dini gruplar da ister istemez tartışmaya katıldı. Hıristiyan ve Yahudi cemaatinin önde gelen isimleri de minare yasağının ülkedeki yaygın hoşgörü ilkesini zedeleyeceği görüşünde. Referandumda çıkabilecek evet oyunun dini özgürlüğü kısıtlayacağını söylüyorlar. </p>
<p>Referandum öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında yasağın kabul edilme ihtimali zayıf görünse de minare yasağı tartışmaları İsviçre’nin durgun siyasi gündemini son yıllarda en çok hareketlendiren konulardan biri haline geldi. </p>
<p>( Bu yazı 22 Kasım 2009 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.)</p>
<p><img src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/11/22112009_Minare.jpg" alt="22112009_Minare" title="22112009_Minare" width="445" height="656" class="alignnone size-full wp-image-486" /></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/hedefte-almanlar-var/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hedefte Almanlar var'>Hedefte Almanlar var</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/demokrasinin-minare-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu filmi en iyi Polanski çeker</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/bu-filmi-en-iyi-polanski-ceker/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/bu-filmi-en-iyi-polanski-ceker/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 12:07:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Polanski]]></category>
		<category><![CDATA[Zürih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Yönettiği filmler gibi kendi hayatı da gerilimi yüksek bir senaryoyu andırıyor. Çocukluk yıllarında Yahudi soykırımından kurtulmayı başardı ama yıllar sonra 9 aylık hamile eşinin vahşi bir şekilde öldürülmesine engel olamadı. Mesleğinin zirvesine doğru yükselirken küçük bir kıza yaptığı cinsel tacizle yaşamı bir kez daha değişti. Adaletin pençesinden kaçıp geçmişin izlerini unutmaya çalıştı. Bunu 32 yıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yönettiği filmler gibi kendi hayatı da gerilimi yüksek bir senaryoyu andırıyor. Çocukluk yıllarında Yahudi soykırımından kurtulmayı başardı ama yıllar sonra 9 aylık hamile eşinin vahşi bir şekilde öldürülmesine engel olamadı. Mesleğinin zirvesine doğru yükselirken küçük bir kıza yaptığı cinsel tacizle yaşamı bir kez daha değişti. Adaletin pençesinden kaçıp geçmişin izlerini unutmaya çalıştı. Bunu 32 yıl başarabildi. Fransa’ya yerleşti. Kendi halinde bir yaşam sürdürmeye çalışıyordu. Her şey çıktığı bir gezi sonunda altüst oluverdi. Hayatının son dönemecinde başına gelenleri kendisi dahil kimse tahmin edememişti.</p>
<p>Yönetmen Roman Polanski’nin tutuklanmasıyla başlayan gelişmeler bir filme ilham kaynağı olabilir. Film muhtemelen Zürih Havaalanı’nda başlar. Sonraki sahneleri de tahmin etmek zor değil. Zürih Film Festivali kapsamında kendisine verilecek ödülü almak için İsviçre’ye gelen Roman Polanski geçen ay tutuklanıp hapse gönderildi. Kırmızı halı, alkış ve kameraları hayal eden yönetmeni İsviçre polisi havaalanında kelepçeyle karşıladı. Tutuklamaya neden olan olay 32 yıl önce ABD’nin Los Angeles kentinde yaşanmıştı. Polanski, 13 yaşında bir kıza modellik vaadiyle cinsel tacizde bulunmuştu. Bugün 45 yaşında üç çocuk annesi olan mağdur Samantha Geimer daha sonra davasından vazgeçtiğini söylese de Polanski’nin mahkûm olmasına engel olamadı. Mahkeme kararını önceden haber alan Polanski, 1977 yılında bir daha dönmemek üzere ABD’yi terk edip Fransa’ya yerleşti. Rosemary’nin Bebeği, Chinatown ve Piyanist gibi filmlerin ünlü yönetmenini hapse gönderen İsviçre’nin bu kararı bir anda ortalığı karıştırdı. Woody Allen, David Lynch ve Martin Scorsese gibi adı efsaneleşen yönetmenler meslektaşlarının tutuklanmasını protesto eden dilekçelere imza attı. Polanski’nin serbest kalmasını isteyenler film dünyasının ünlü isimleriyle sınırlı değildi. Polonya ve Fransa vatandaşı olan Roman Polanski için bu iki ülke hemen devreye girdi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, diplomatik baskılarla uğraşırken Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy sahneye çıktı ve İsviçre’yi küçümseyen laflar edip ABD’nin adli sistemine ağır eleştiriler yöneltti. Bütün bu karmaşa içinde tarafsızlığını her fırsatta dile getirmeyi beceri sayan İsviçre, kimseyi kızdırmamak adına yine sessiz kalmayı tercih etti. Tartışmaların diğer tarafı olan çocuk hakları örgütleri de gelişmelere karşı tepkili. Onlara göre kişinin ünü davayı etkilememeli ve suçunu hafifletmemeli.</p>
<p>Gelişmeleri mahkemeye intikal etmiş bir olay olarak düşünenlerin yanı sıra komplo teorilerine alet edenler de var. Onlara göre Polanski aslında bir günah keçisi. ABD’nin asıl amacı İsviçre’deki bankalarda gizli hesabı bulunan 50 binin üzerindeki Amerikan vatandaşına gözdağı vermek. Birkaç ay önce İsviçre’yi köşeye sıkıştıran ABD, isimlerin açıklanması konusunda ülkenin dev bankası UBS’den güvence almıştı. Yurtdışında gizli hesabı bulunan Amerikalılar da Polanski olayını yakından takip ediyor. Acaba bu yaşananlar, “Amerikan adaletinin kolu uzun, sizi bulur ve cezanızı verir” kavramını dünyaya duyurma çabası olabilir mi?</p>
<p>Polanski’yi yargılamak isteyen ABD, gelişmeleri yakından izliyor. İsviçre baskılara daha ne kadar dayanır tahmin etmek zor. Geçenlerde İsviçreli yetkililer Polanski’nin şiddetli bunalım tanısıyla hastaneye sevk edilmesine izin vermişti. Yakında yüklü bir tazminatla serbest kalması sürpriz olmayacak.</p>
<p><em>( Bu yazı 01 Kasım 2009 tarihinde <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/" target="_blank">Cumhuriyet Gazetesi</a>‘nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-477" title="011109_polanski" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/11/011109_polanski.jpg" alt="011109_polanski" width="529" height="750" /></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/bu-filmi-en-iyi-polanski-ceker/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/ve-teknoloji-dogayi-bastan-yaratti%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/ve-teknoloji-dogayi-bastan-yaratti%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 11:11:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Zürih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[Zürih’i Zürih yapan özelliklerin başında bankaları gelir. Doğası, mimarisi, tarihi dokusu ve aksamayan temposunu da unutmamak lazım. Gizli köşelerinde farklı sürprizlerle turistleri her zaman şaşırtmayı başaran Zürih’in değişik bir özelliğiyle geçenlerde tanıştım. Zürih Hayvanat Bahçesi’ni sonunda ziyaret ettim. Aslında amacım hayvanat bahçesindeki farklı hayvan türlerini görmek değildi. Parkın sınırları içinde yer alan Madagaskar tropik ormanında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zürih’i Zürih yapan özelliklerin başında bankaları gelir. Doğası, mimarisi, tarihi dokusu ve aksamayan temposunu da unutmamak lazım. Gizli köşelerinde farklı sürprizlerle turistleri her zaman şaşırtmayı başaran Zürih’in değişik bir özelliğiyle geçenlerde tanıştım. Zürih Hayvanat Bahçesi’ni sonunda ziyaret ettim. Aslında amacım hayvanat bahçesindeki farklı hayvan türlerini görmek değildi. Parkın sınırları içinde yer alan Madagaskar tropik ormanında dolaşmak istiyordum. Ormandan çıktığımda Zürih’in bir inancımı daha yerle bir ettiğini farkettim. İnsan eliyle hazırlanan bu ormanı gördükten sonra teknolojinin doğayı yok ettiği yönündeki düşüncelerimi tekrar gözden geçirdim. Çünkü burada teknolojinin doğayı sıfırdan yarattığına tanık oldum. İki ülke düşünün. Biri Avrupa’nın ortasında, diğeri Afrika’nın doğu kıyılarına bakan Hint Okyanusu’nda. Birkaç yıl öncesine kadar hiçbir benzerliği olmayan İsviçre ve Madagaskar artık ekolojik ortaklık yapıyor.</p>
<p>Zürih’e gelip kentin şık mağzalarında soluğu almak isteyenlere ya da klasik kent  gezilerine katılacak turistlere artık bu ilginç mekanı görmelerini tavsiye ediyorum.  Zürih’teki yağmur ormanının dar patikalarında yürümeden buradan ayrılmayın. Teknolojinin sıfırdan yarattığı bu ortamı gezerken Avrupa’nın merkezinde bir yağmur ormanı görmenin ayrıcalığını hissedeceksiniz.  Dünyanın hiçbir yerinde tadamayacağınız bir deneyim yaşayacaksınız.<br />
Zürih’in doğal şartlarında böylesine dev bir tropikal ormanın yaşaması olanaksız. Burada teknoloji devreye giriyor. Önce ormanın dış dünyayla hava teması kesiliyor. Madagaskar iklimine benzer bir ekolojik ortam yaratılıyor. Ormandaki özel havalandırma sistemi, ısıyı 20-30 derecede sabitliyor, nem oranı yüzde 80’in üstünde tutuluyor ve hergün 80 tonluk yapay yağmur yağdırılıyor. Son derece hassas olan bu ortamın dışardaki havayla karışmaması için de ışığa aşırı duyarlı bir yalıtım sistemiyle kent ortamından izole ediliyor. Ormanda yaşayan on yedi bin bitki türü ve yüzün üzerinde hayvanın nakli ise bir başka ‘küçük’ ayrıntı. Madagaskar’dan özel gemilerle taşınan bitkiler ve ağaç fidanları önce Hollanda’da kurulan bir serada bekletiliyor. Bitkilerin toprağa alışması sağlanıyor. 12 metreye kadar uzayan ağaçlar tek tek Zürih’e taşınıyor. Ormanın altyapısı hazırlandıktan sonra sıra Madagaskar’daki hayvanların buraya dahil edilmesine geliyor. Lemurlar, dev kaplumbağalar, maymunlar, uçan tilkiler, kuşlar, böcekler… Ormanda olması gereken ne kadar hayvan türü varsa Zürih’e getiriliyor. 2003 yılında bu çabalar mutlu sonla noktalanıyor. 12 yıllık uğraştan ve 50 milyon dolarlık harcamadan sonra Madagaskar’dakinin bire bir kopyası olan Masaola yağmur ormanı kapılarını ziyaretçilere açıyor. Yılda 300 bin kişinin ziyaret ettiği park kendi geliriyle ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Park yönetimi, Madagaskar’ın tehdit altındaki ekolojik sisteminin korunabilmesi için her yıl 10 bin dolarlık bağışta bulunuyor.<br />
Ormanın dar patikalarında biraz merak biraz da şaşkınlıkla yürürken aynı meraklı bakışlarla bizleri izleyen hayvanlarla göz göze geliyoruz. Tercihlerini yapabilseler hangi ortamı seçerler? Doğdukları toprakları mı, yoksa yaşadıkları bu ormanı mı? Ormandan çıkarken de sorular peşimizi bırakmıyor. Bunca emek, milyonlarca franklık haracamayla Avrupa’nın ortasında yağmur ormanı yaratmak yerine tehdit altındaki gerçek yağmur ormanlarını korumak daha faydalı bir girişim olmaz mıydı?</p>
<p>( Bu yazı 11 Ekim 2009 tarihinde <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/" target="_blank">Cumhuriyet Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.)</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-466" title="111009_Yagmur_Ormani" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/10/111009_Yagmur_Ormani.jpg" alt="111009_Yagmur_Ormani" width="510" height="754" /></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Saat gibi işleyen bir kent'>Saat gibi işleyen bir kent</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/ve-teknoloji-dogayi-bastan-yaratti%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 16:53:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Zürih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=344</guid>
		<description><![CDATA[Zürih’in en ünlü caddesi Bahnhofstrasse akşam saatlerine hazırlanıyor. Cadde her zamanki gibi telaşsız bir kalabalığı ağırlıyor. Hava karardıktan sonra birden ıssızlaşan caddede alışveriş yapabilmek için henüz bir kaç saat daha var. Cüzdanı kabarık Zürihliler birazdan kapanacak mağazaların içinde dengeli bir zerafetle dolaşıyor. Burası kente gelen yabancıların da uğrak yeri. Ellerindeki alışveriş listeleriyle, trafiğe kapalı caddenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zürih’in en ünlü caddesi Bahnhofstrasse akşam saatlerine hazırlanıyor. Cadde her zamanki gibi telaşsız bir kalabalığı ağırlıyor. Hava karardıktan sonra birden ıssızlaşan caddede alışveriş yapabilmek için henüz bir kaç saat daha var. Cüzdanı kabarık Zürihliler birazdan kapanacak mağazaların içinde dengeli bir zerafetle dolaşıyor.</p>
<p>Burası kente gelen yabancıların da uğrak yeri. Ellerindeki alışveriş listeleriyle, trafiğe kapalı caddenin kaldırımları arasında mekik dokuyorlar.</p>
<p>Dünyaca ünlü markaların gösterişli mağazalarını barındıran Bahnhofstrasse’yi kesen sokaklar, hediyelik eşya mağazalarıyla da ünlü. Mağazaların hiç eksik olmayan potansiyel bir kalabalığı var. Turistler İsviçre gezisinden geriye kalabilecek anlamlı bir hediyenin peşinde.<br />
Zurich28 600&#215;402 Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?</p>
<p>Kaliteli hediyelik eşyaların merkezi de diyebiliriz Zürih’e. Mağazalardaki ürünlerin tamamına yakınını İsviçre malı. “Made in China” etiketli ürün satmadıkları için kendileriyle gurur duyuyorlar.</p>
<p>İsviçre’ye gelip Çin’de üretilen bir saati hediyelik eşya niyetine almayı da zaten kimse aklından geçirmiyor. Turistler genellikle saat ve çikolataların bulunduğu alanlarda biraz daha fazla zaman harcıyor. Kimi saatlerin üstündeki imzayı okumaya çalışıyor, kimi çikolataların ambalajlarını inceliyor. Saat, İsviçre’den alınabilecek en kaliteli hediyelik eşyalardan. Ancak fiyatları malum. Çikolata ise ağızda bıraktığı mükemmel tadın dışında kalıcı bir seçim değil. Bavula girdiği şekliyle çıkması da pek mümkün olmuyor.</p>
<blockquote><p>Hayat kurtarma lafını mecazi anlamda kullanmıyorum. Çoğu zaman gerçekten hayat kurtarıyor. Saat ve çikolatayla birlikte bu ülkeyle bütünleşen İsviçre çakısından bahsediyorum.</p></blockquote>
<p>Bu durumda seçenekler arasında başka bir ürün öne çıkıyor. Sevdiklerine bu ülkeyi en iyi anlatan bir hediye bulabilmek için mağazaların içini dolduran turistlerin hayatını kurtaran bir ürün… Hayat kurtarma lafını mecazi anlamda kullanmıyorum. Çoğu zaman gerçekten hayat kurtarıyor. Saat ve çikolatayla birlikte bu ülkeyle bütünleşen İsviçre çakısından bahsediyorum.</p>
<p>İsviçre’nin adı kadar ünlü çakıları her zaman alışveriş listelerinin zirvesinde. Yerliler kadar turistlerin de gözdesi olan çakılarının sergilendiği reyonların önü gün boyu kalabalık. İsviçrelilerin Schweizer Offiziersmesser dediği, yabancıların Swiss Army Knife olarak tanıdığı çakılar aynı zamanda ülkenin gururla sunduğu bir mükemmellik, kalite ve titizliğinin de simgesi. Her İsviçrelinin bir İsviçre ordu çakısı bulunuyor. Kadın, erkek, yaşlı, genç fark etmiyor. Çakı taşımak İsviçrelilerin geleneksel bir alışkanlığı. Tren istasyonunda beklerken çakısının törpüsüyle tırnaklarını şekillendiren bayanlara rastlama ihtimali yüksek. Cep telefonlarını bu çakılarla tamir etmeye çalışanlar da sıkça gördüğüm manzaralardan. Kamplarda, dağların zirvelerine yaptığım yolculuklarda karşılaştığım çakılı İsviçrelilerin sayısı ise bir hayli fazla. Son zamanlarda taşınabilir bellek adapte edilen çakılar teknolojiyle de kolayca kaynaşmışa benziyor.</p>
<p>Hayat kurtaran çakılar, dünya üzerinde yapılan pekçok keşfin de vazgeçilmezi. Uzay mekiğini tamire çıkan astronatların bile yanlarından ayırmadıkları bu ürün zor anlarımda bugüne kadar beni de hiç hayal kırıklığına uğratmadı. Son olarak geçen akşam ATM makinasına sıkışan kredi kartımı kurtarma operasyonumda bana verdiği destekten sonra bir kez daha gözüme girdi. Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı siz karar verin ama 125 yıldır üretilen bu çakıların sahiplerini yarı yolda bıraktığını bugüne dek hiç duymadım.</p>
<p><em>( Bu yazı 13 Eylül 2009 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-345" title="20090913_cumh_caki" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/09/20090913_cumh_caki.jpg" alt="20090913_cumh_caki" width="476" height="694" /></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/09/130909_Caki.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-374" title="130909_Caki" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/09/130909_Caki.jpg" alt="130909_Caki" width="542" height="782" /></a></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Saat gibi işleyen bir kent'>Saat gibi işleyen bir kent</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/sarap-tadinda-bir-yolculuk/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Şarap tadında bir yolculuk'>Şarap tadında bir yolculuk</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şarap tadında bir yolculuk</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/sarap-tadinda-bir-yolculuk/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/sarap-tadinda-bir-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2009 21:45:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Lavaux]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=332</guid>
		<description><![CDATA[Lavaux &#8211; “Geçiyor İsviçre camdan güneşli bir akvaryumdan geçen bir balık gibi, çok renkli bir balık. Bakıyorum vagonumdan kederli alaycı öfkeli biraz da alık bakıyorum vagonumdan not alıyorum İsviçre üstüne doğru yanlış bildiklerimi gördüklerime katarak” Nazım Hikmet, Fransa’ya yaklaşırken gördüklerini “İsviçre’den Geçerken” adlı şiirinin girişinde böyle aktarıyor. Usta’nın tren penceresinden izlediği manzara muhtemelen Cenevre Gölü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Lavaux</strong> &#8211; “Geçiyor İsviçre camdan<br />
güneşli bir akvaryumdan<br />
geçen bir balık gibi,<br />
çok renkli bir balık.<br />
Bakıyorum vagonumdan<br />
kederli<br />
alaycı<br />
öfkeli biraz da alık<br />
bakıyorum vagonumdan<br />
not alıyorum<br />
İsviçre üstüne doğru yanlış bildiklerimi<br />
gördüklerime katarak”</p>
<p>Nazım Hikmet, Fransa’ya yaklaşırken gördüklerini “İsviçre’den Geçerken” adlı şiirinin girişinde böyle aktarıyor. Usta’nın tren  penceresinden izlediği manzara muhtemelen Cenevre Gölü civarı. Aynı hatta Fransa’ya doğru yol alırken Nazım’ın penceresinden izliyorum İsviçre’yi. Kederli, alaycı, öfkeli biraz da alık…</p>
<p>Cenevre Gölü’ne yaklaşırken tren bir tünele giriyor. Ortam, ışıkları bir anda kararan sahneyi andırıyor. Sanki gizemli bir el, dekoru yeniliyor. Tünel çıkışında bambaşka bir manzara beliriyor. Rayların hemen dibinden başlayan yamaçta irili ufaklı binalar, karşıda Fransa, sağ tarafta yükselen dağlar ve ortasından geçtiğimiz zümrüt yeşili üzüm bağları&#8230;</p>
<p>‘Şarap Hattı’ da deniliyor bu güzergaha. Tren ağır ağır ilerlerken, nereden geldiğini anlayamadığım bir sese kulak veriyorum: <em>“İlk durakta in ve manzaranın içine karış. Dönüş biletini unut. Burada harcayacağın zamanın değerini daha sonra anlayacaksın! ”</em> Bu sesi dinlemek lazım deyip şarap ülkesinin kalbinde trenden iniyorum. İstasyonun Lozan olduğunu öğreniyorum. Az önce gördüğüm manzaranın düş mü yoksa gerçek mi olduğunu anlamam ise biraz zaman alacak. Hedefim az önce belirip kaybolan üzüm bağları. Cenevre Gölü kıyısından Montrö’ye doğru geri dönüyorum. Vevey’de dağlara sapan bir yol kıvrıla kıvrıla yükseliyor ve az önceki düşsel mekana doğru devam ediyor. Birazdan, tren camından izlediğim üzüm bağları arasında buluyorum kendimi. Gökyüzünün parlak mavisi, beyaz bulutlarla süslü. Bulunduğum noktanın her açısı, kartpostal görünümündeki manzarayla kaplı. Gölün diğer kıyısında yükselen Savoie dağının lacivert gölgesi suya düşüyor. Doğanın büyüleyici güzelliği içinde tarihin armağanı köyler gizlenmiş. Bağların arasında kaybolan kırmızı çatılı taş evler birer üzüm salkımını andırıyor. Gördüklerimin hayal olmadığını Lavaux bağlarındaki üzümlerin kokusunu aldığımda anlıyorum.</p>
<p>Chexbres köyü yakınlarında, bağların ortasında, yüksekçe bir yamaçta bulunan Le Baron Tavernier ile yolum kesiştiğinde, şarabın olduğu yerde lezzetli yiyeceklerin de olduğunu bir kez daha hatırlıyorum. Bu restoran, göldeki tatlısu levreğinin karadaki adresi olarak ün yapmış. Sunduğu lezzetlerin dışında en önemli özelliği manzarası. Üzüm salkımları bahçeye kadar uzanıyor. Masalardaki balık kokusuna Chasselas şarapları eşlik ediyor. Bağların arasında uzanan köyleri ve şarap evlerini de görmek mümkün. Grandvaux, Epesses, Cully, St.-Saphorin… Her biri sanki tanınmış birer markayı andıran bu köyler yüzyıllardır şarapçılıkla uğraşıyor. Üretilen şaraplar yerel halk tarafından tüketiliyor. Bir kısmı da diğer kentlere gönderilmek üzere saklanıyor. Üretilen tüm şarap markalarını köy meydanlarında tatmak mümkün. 270 şarap üreticisi, ürünlerini burada sergiliyor. Degüstasyonda sunulan şarabın yanında ikram edilen gevrek grisinileri, peynir çeşitlerini ve ev yemeklerini de unutmamak lazım. Kaliteli şarabı ve lezzetli mutfağının yanında gelenlere bölgenin manzarasını da sunan şarap üreticileri geleneksel metodlara sadık kalıp globalleşmeden de uzak duruyor. Chasselas üzümlerinden elde edilen şarapların en önemli özelliği damakta pürüzsüz bir tad bırakması. Bu tadın oluşmasında üzümler kadar bağların eğimi ve gölün konumu da etkili oluyor. Yerel halk, göle düşen güneş ışınlarının yamaçlara yansımasını işin sırrı olarak özetliyor. Tabi asırlık taş binalardaki serin mahzenleri de unutmamak lazım.<br />
İsviçre’nin en iyi şaraplarını üreten bölge dünya şarap liginin de zirvesinde. Dézaley, Calamin, Epesses ve St Saphorin gibi isimlerin de bulunduğu sekiz marka Fransız hükümeti tarafından verilen kalite belgesi AOC etiketi taşıyor. Üzüm bağları, bölgeye gelen turistleri etkilemekle kalmayıp UNESCO’nun da dikkatini çekmiş. 2007 yılında Dünya Mirası Listesi&#8217;ne alınan Lavaux bağları ve çevredeki köyler, Çin Seddi ya da Taç Mahal kadar tanınmasa da 800 yıllık geçmişe sahip. Asırlık binalarda sesiz sakin yaşayan ailelerin soyları, bölgedeki ilk şarap üreticisi Romalı askerler dek uzanıyor.</p>
<p>Lavaux bölgesinden ayrılırken trende kulağıma fısıldayan esrarengiz sesi hatırlıyorum. Bağların arasında kaybolmanın şarap tadındaki keyfi, iptal edilen biletlere değiyor.<br />
Buraya yolu düşen herkesin dönüş biletini yakması dileğiyle.</p>
<p><a href="http://photo.remgo.com/2009/07/lausanne-lozan/">Lavaux Fotoğrafları</a></p>
<p><em>( Bu yazı 02 Agustos  2009 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr/">Cumhuriyet Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/08/020809_sarap.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-376" title="020809_sarap" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/08/020809_sarap.jpg" alt="020809_sarap" width="542" height="782" /></a></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?'>Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Saat gibi işleyen bir kent'>Saat gibi işleyen bir kent</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/sarap-tadinda-bir-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mark Twain&#8217;in izinde</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/mark-twainin-izinde/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/mark-twainin-izinde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 21:21:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Luzern]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=315</guid>
		<description><![CDATA[LUZERN -İsviçre’yi keşfetmek amacıyla başladığımız yolcuğun ilk durağı Luzern’di. Hedefimiz bu romantik kenti yakından tanıyıp Amerikalı yazar Mark Twain’in yaklaşık 130 yıl önce hayranlıkla izlediği ‘Luzern’in Aslanı’nı anıtını bulmaktı. Zürih’in yaklaşık 50 kilometre güneyindeki kente bir saatlik tren yolculuğundan sonra ulaştık. İstasyondan çıkıp kent merkezine doğru yürürken karşılaştığımız manzara kent hakkında söylenenleri doğruluyordu. Çarşaf gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LUZERN -İsviçre’yi keşfetmek amacıyla başladığımız yolcuğun ilk durağı Luzern’di. Hedefimiz bu romantik kenti yakından tanıyıp Amerikalı yazar Mark Twain’in yaklaşık 130 yıl önce hayranlıkla izlediği ‘Luzern’in Aslanı’nı anıtını bulmaktı. Zürih’in yaklaşık 50 kilometre güneyindeki kente bir saatlik tren yolculuğundan sonra ulaştık.</p>
<p>İstasyondan çıkıp kent merkezine doğru yürürken karşılaştığımız manzara kent hakkında söylenenleri doğruluyordu. Çarşaf gibi bir gölün kıyısından yükselen Alpler, Ortaçağ mimarisinin sembolleri, dar sokakların bağlandığı küçük meydanlar, şirin apartmanlar, temiz caddeler ve yemyeşil dokusuyla  İsviçre’nin tamamını bu kentte görmek mümkün. Turistlere sunulabilecek bütün sürprizler Luzern’in dar sokakları ve köprülerinde mevcut. İkram ettiği görsel şölenle yetinmeyen kent, İsviçre’nin disiplin ve düzenini de turistlere armağan ediyor. Bütün bunlara beş yıldızlı turistik altyapısı da eklendiğinde Luzern rahatlıkla İsviçre’nin turizm cenneti sıfatını hak ediyor. Çevredeki yüksek dağlar uçak seferlerine engel oluyor. Kentin tek olumsuz yanı havaalanının olmayışı, ancak düzenli  ve sık tren seferleri bu eksikliği fazla hissettirmiyor.</p>
<p>Kente adını veren Luzern Gölü, İsviçre’nin en çok ziyaret edilen doğal güzelliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Alplerin gölgesindeki gölü keşfetmenin en iyi yolu özel tekne turları. Her saat başı hareket eden ve bazıları buharla çalışan tekneler gölün farklı köşelerine uğrayıp gizli cennetin kapılarını aralıyor.</p>
<p>Luzern’in Aslanı’nı  aramak için başladığımız yürüyüşün ilk dakikalarında Avrupa’nın en eski ahşap köprüsü Kappelbrucke ile karşılaştık. Kenti ikiye bölen Reuss Nehri’ndeki bu garip köprünün yosunlu ahşap ayakları kadar kent tarihinin resimlerle anlatıldığı tavanı da ilgi çekici. Köprü, aynı zamanda Luzern’in simgesi olan ve nehrin ortasında yükselen Ortaçağ kulesine de ulaşmanın tek yolu. Bir zamanlar hapisane olarak kullanılan bu kule günümüzde Luzern’in en çok fotoğrafı çekilen yapısı olarak da biliniyor. Köprüyü benzerlerinden ayıran en önemli özelliği ise konumu. Bu yapıyı inşa edenler her iki yakayı kestirme yoldan geçmek yerine 45 derecelik bir açıyla yolu uzatmayı tercih etmiş. Boğaz köprüsünün bir ayağının Bebek’te diğerinin  Üsküdar’da olması gibi birşey. Köprüyü gören turistlerin ilk tepkisi ‘İnşa edenlerin bir bildiği vardır’ şeklinde oluyor. Ama bu ilginç durumu kentin yerlileri dahil kimse açıklayamıyor.</p>
<p>Luzern’in Aslanı’na doğru ilerlerken kenti çevreleyen bir duvar ve kuleler dikkatimizi çekiyor. 14. yüzyılda inşa edilen ve eski kenti koruyan yüksek duvarı 9 kule birbirine bağlıyor. Bu kulelerden üçü ziyarete açık. Luzern’i tepeden seyretmek isteyenlerin vazgeçemeyeceği bir fırsat…</p>
<p>2 saatlik yürüyüşten sonra nihayet Luzern’in Aslanı’na ulaştık. 130 yıl önce Mark Twain’in yolu Luzern’e düştüğünde ona bu anıtı göstermek istemişler. Herkesin heyecanla bahsettiği anıtı gören Twain, Avrupa seyahatini yazdığı kitabında anıtı dünyanın en hüzünlü kaya parçası olarak yorumlamış. Doğal bir kaya parçası oyularak oluşturulan anıt, Danimarkalı heykeltraş Bertel Thorwaldsen tarafından 1820’de yapılmış. Kırık bir mızrak ve koruma kalkanı üzerinde uzanan aslan Fransız Devrimi sırasında Kral 16. Lui’yi korumakla görevli 42 İsviçreli muhafızın sarayı işgal eden halk tarafından linç edilmesi anısına yapılmış. Aslanın yüzünde ölüm uykusuna dalan bir hükümdarın ifadesi var. Bu eseri gördükten sonra Mark Twain ile aynı duyguları paylaşmamak mümkün değil.</p>
<p><em><strong><a href="http://photo.remgo.com/2009/06/romantic-town-luzern/">Luzern Fotoğrafları</a></strong></em></p>
<p><em>( Bu yazı 05 Temmuz  2009 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr/">Cumhuriyet Gazetesi</a>‘nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/07/060709_mark.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-378" title="060709_mark" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/07/060709_mark.jpg" alt="060709_mark" width="542" height="782" /></a></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/07/cumh090705.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-316" title="cumh090705" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/07/cumh090705.jpg" alt="cumh090705" width="593" height="858" /></a></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/mark-twainin-izinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saat gibi işleyen bir kent</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 May 2009 09:18:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Zürih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[Uçağımız Zürih’e yaklaşırken yanımdaki koltukta oturan İtalyan yolculuk boyunca sayfalarını hızla çevirdiği kitabı kapadı. Sağ elini sol avucunun içine alıp sıkı sıkı kavradı ve birşeyler mırıldanmaya başladı. İnişe hazırlanan uçağın gürültüsü artmıştı, ne dediğini duyamadım. Muhtemelen dua ediyordu. Onu bu halde görünce ‘Korkacak birşey yok, dünyanın en güvenli kentine iniyoruz’ demek istedim. Bu durumda birine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uçağımız Zürih’e yaklaşırken yanımdaki koltukta oturan İtalyan yolculuk boyunca sayfalarını hızla çevirdiği kitabı kapadı. Sağ elini sol avucunun içine alıp sıkı sıkı kavradı ve birşeyler mırıldanmaya başladı. İnişe hazırlanan uçağın gürültüsü artmıştı, ne dediğini duyamadım. Muhtemelen dua ediyordu. Onu bu halde görünce ‘Korkacak birşey yok, dünyanın en güvenli kentine iniyoruz’ demek istedim. Bu durumda birine espiri yapmanın anlamsız olduğuna karar verip uçağın penceresinden Zürih’i izlemeye devam ettim.</p>
<p>Havalimanından çıktığımızda dünyanın en yüksek yaşam kalitesine sahip kentine ayak bastığımı sanıyordum. Yanılmışım. Yönetim danışmanlığı alanında faaliyet gösteren ve merkezi Londra’da bulunan Mercer adlı bir şirket, her yıl dünyanın 215 kentinde gerçekleştirdiği Yaşam Kalitesi Araştırmasının bu yılki sonuçlarını 28 Nisan 2009’da açıkladı. Buna göre Zürih yaşanabilir kentler sıralamasında birinciliği Viyena’ya kaptırıp ikinci sıraya düştü. Yıllardır ‘en yaşanılır kent’ ünvanını taşıyan Zürih bu yıl ikincilikle idare edecek. Kariyerindeki bu leke nasıl temizlenir bilmiyorum ama kent yöneticilerinin hemen bir formül bulup yaşam kalitesini eski düzeye yükseltmesi gerekiyor.</p>
<p>Zürih sahip olduğu sıfatlardan birini yitirse de diğerlerini gururla taşımaya devam ediyor. Kentin toplu taşımacılık sistemi bunlardan biri. İsviçre, asla şaşmayan düzeniyle Avrupa’nın en düzenli işleyen ulaşım sistemine sahip. Toplu taşımacılık ağı tıpkı bir İsviçre saati gibi işliyor. En küçük bir gecikmeye tahammülü yok bu sistemin. Beklediğiniz otobüs, tren, tramvay, tam zamanında durakta. Zürihliler bir yere yetişememe gibi bir duyguyu henüz yaşayamamış. İnsanın aklına ister istemez ‘Bu kadar kusursuz bir kent olabilir mi?’ sorusu geliyor. Zürih hakkında yazılıp çizilenleri daha iyi anlayabilmek için bu kenti keşfetmek gerekiyor. Bunun için ilk adım kent içi toplu taşım sistemini denemek. Havaalanından kent merkezine ulaşabilmek için iki seçeneğiniz var. Taksi ya da tramvay… Tıkır tıkır işleyen raylı sistemini bırakıp taksiyi tercih etmek hem pahallı hem de zaman kaybı. Havaalanının hemen önündeki tramvay durağına yönelirken benimle birlikte kalabalık bir grubun da aynı yöntemi tercih ettiğini görüyorum. Durağın dijital tabelasına göre bir sonraki tramvayın üç dakika sonra gelmesi gerekiyor. Saatime bakıyorum. İsviçre hakkında okuduklarımın beni yanıltmasını, tramvayın biraz rötarlı gelmesini de istemiyor değilim. En azından hiçbirşeyin söylendiği kadar kusursuz olmadığının bir kanıtı olacak bu gecikme. Geç gelen tramvayı zamanlamalarıyla övünen İsviçreli arkadaşlarıma kanıt olarak gösterip ‘Sizin de tramvaylarınız gecikiyor, bizzat şahit oldum…’ diyebileceğim. Bütün bunları düşünürken tramvay geliyor. Hem de tam vaktinde. Tramvayın içinde bulunan elektronik ekrandan sonraki duraklara ne zaman uğrayacağımız yazılı. Her durağa tam zamanında ulaşıp yine zamanında ayrılıyoruz. Bu durum kent merkezine kadar yol boyunca devam ediyor.</p>
<p>Hergün bu kentte yaşayan ve hareket halinde olan yaklaşık bir milyon kişi tam zamanında istedikleri yerde olabiliyor. Trafik sıkıştı, yol kapalıydı, köprüde kaza vardı bahaneleri yok. Zaten bu nedenle nufusun yüzde 65’i, toplu taşım araçlarını tercih ediyor. Arabasını kullananların sayısı ise yüzde 17. Geç kalma korkusu olmayınca istasyonlarda yaşanan panik ve telaş durumları da olmuyor. Herkes ve herşey saat gibi işliyor bu kentte.</p>
<p><em><strong><a href="http://photo.remgo.com/2009/07/night-in-zurich/" target="_blank">Zürih Fotoğrafları</a></strong></em></p>
<p><em>( Bu yazı 24 Mayıs 2009 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr/">Cumhuriyet Gazetesi</a>‘nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/05/240509_Saatgibi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-380" title="240509_Saatgibi" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/05/240509_Saatgibi.jpg" alt="240509_Saatgibi" width="542" height="782" /></a></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?'>Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/zurih%e2%80%99ten-bahar-manzaralari/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Zürih’ten bahar manzaraları'>Zürih’ten bahar manzaraları</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/ve-teknoloji-dogayi-bastan-yaratti%e2%80%a6/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…'>Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zürih’ten bahar manzaraları</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/zurih%e2%80%99ten-bahar-manzaralari/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/zurih%e2%80%99ten-bahar-manzaralari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2009 11:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Zürih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=277</guid>
		<description><![CDATA[Bu yıl Zürih’e bahar erken gelmiş. Geçen yıla oranla güneş yüzünü gösterme konusunda biraz daha cömertmiş. Hatta daha önceki yıllarla kıyaslayanlar bunun bahar değil yaz olabileceği konusunda tartışıyor. Bunlar Zürih’te uzun yıllar yaşayanladan duyduklarım&#8230; Kente kışı yaşamadan baharla merhaba diyen benim gibiler bu tartışmaları pek de önemsemiyor aslında. Sokaklara açılıp parkları keşfetmek “Bahar mı geldi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl Zürih’e bahar erken gelmiş. Geçen yıla oranla güneş yüzünü gösterme konusunda biraz daha cömertmiş. Hatta daha önceki yıllarla kıyaslayanlar bunun bahar değil yaz olabileceği konusunda tartışıyor. Bunlar Zürih’te uzun yıllar yaşayanladan duyduklarım&#8230; Kente kışı yaşamadan baharla merhaba diyen benim gibiler bu tartışmaları pek de önemsemiyor aslında. Sokaklara açılıp parkları keşfetmek “Bahar mı geldi yaz mı?” sorusuna cevap aramaktan daha keyifli.</p>
<p>Uzun bir kışı geride bırakan Zürihlilerin büyük bölümü güneşin tadını Zürih Gölü’nün kıyılarında çıkarıyor. Havanın ısınmasını fırsat bilen birkaç kişi kendini şimdiden gölün serin sularına bırakmış. Onlar mı bu konuyu biraz abartıyor biz mi kente yabancıyız bunu zaman içinde öğreneceğiz ama görünen o ki Zürihliler baharı en az kış kadar seviyor. Kent merkezinden görünen Alplerin zirvesini örten kara inat gölün etrafı rengarenk. Parklardaki ağaçlar çicek açmış, insanlar da bu renk cümbüşüne ayak uydurmuş. Zerafet konusunda birbiriyle yarışan Zürihliler sanki resmi olmayan bir moda şovu seriliyor. Dondurma bu mevsimin en çok rağbet edilen yiyeceği. Bira ve şampanyanın yanında  sosis ızgara ve patates kızartması da sokaklarda atıştırmayı tercih edenlerin vazgeçilmez seçeneklerinden.</p>
<p>Şehir merkezindeki yeşil alanlar kadar restoran ve kafeteryalar da kalabalık. Avrupa mutfağının değişik tadlarını arayanlar kent merkezindeki restoranların kapısında kuyruk oluşturuyor. İsviçre’nin meşhur fondüsünü sunan restoranlarda ise yer bulmak neredeyse imkansız. Fondü masalarından dar sokaklara yayılan peynir ve şarap kokusu birbirine karışıyor. Yemek yiyen ve parklarda güneşlenenlerin dışında kenti keşfetmeye çalışan turistlerin sayısı da az değil. Tarihi binaların etrafında ağır adımlarla yürüyen turistler bir yandan geçtikleri her sokağı görüntülüyor bir yandan da ellerindeki haritalarından yollarını bulmaya çalşıyor. Tramvay ve otobüslerin aksine nehirde sefer yapan teknelerde boş koltuk yok. Hafta içinde yaygın olan ulaşım alışkanlıkları hafta sonu değişiyor. Kent merkezinde baharın tadını çıkaran kalabalığa karşın araç trafiği şaşılacak kadar az.<br />
Sıradan bir cumartesi günü kent merkezinde yoğunlaşan kalabalığı üç gruba ayırmak mümkün. Parklarda güneşin keyfini çıkaran ve kenti keşfeden turistlerin dışındaki üçüncü grubu haftalık alışverişlerini yapanlar oluşturuyor. Yasalara göre pazar günleri İsviçre’deki restoran ve cafe dışında kalan işyerleri kapalı. Havaalanı ve kent merkezindeki tren istasyonunda bulunan küçük dükkalar hariç pazar günleri açık bir yer bulmak imkansız. Hafta içi saat 21:00’de kapanan mağazalara yetişmek çalışan her İsviçreli için mümkün değil. Cumartesi mahkumlarının ortak hedefi kalabalık bir alışveriş merkezine dalıp dar koridorlar arasında süren amansız bir yarıştan sonra kasaya ulaşabilmek. Aslında buna ‘cumartesi kaosu’ demek de mümkün. Raflara konan ürünler kısa sürede tükeniyor. Görevliler boşalan rafları dolduruyor, müşteriler de bu ürünleri sepetlerine almak için yarışıyor. Hedefine ulaşabilen hızla bir sonraki koridora geçiyor. Bu sırada seri hareket etmek ve hızlı refleks hayati önem taşıyor. Aksi halde gözü ketçapa kilitlenmiş üzerinize doğru gelen iri yarı birinin altında kalabilirsiniz. Yavaş hareket edip ürünlerin üzerindeki Almanca etiketleri tercüme etmeye çalışıyorsanız, panik halinde rafları boşaltan diğer müşterlere engel olabilirsiniz. Her fırsatta kurallarıyla övünen İsviçre’nin cumartesi günleri yaşanan alışveriş kaosuna çözüm üretememesi şaşırtıcı.<br />
İsviçreliler sokakta, trende, otobüste birbirlerine ne kadar mesafeliyse cumartesi günleri yarıştıkları alıveriş koridorlarında şaşırtıcı bir oranda yakın mesafeyi tercih ediyor. Bu durum yabancılar tarafından yadırgansa da farklı bir kültürle iç içe olmanın yollarını arayanlar için kaçırılmıza bir fırsat olabilir.</p>
<p><em>( Bu yazı 26 Nisan 2009 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr">Cumhuriyet Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/04/260409_bahar.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-383" title="260409_bahar" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/04/260409_bahar.jpg" alt="260409_bahar" width="537" height="790" /></a></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Saat gibi işleyen bir kent'>Saat gibi işleyen bir kent</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/ve-teknoloji-dogayi-bastan-yaratti%e2%80%a6/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…'>Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?'>Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/zurih%e2%80%99ten-bahar-manzaralari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Günleri</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gunleri/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gunleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 05:02:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde calistigim gunleri hayatimin sonuna kadar unutmayacagim. Ama hatirladiklarim sadece yasanmis guzellikler degil. Gazetenin kotu gunlerine de tanik oldum. Ozellikle 1992 yilinda patlak veren tatsiz gelismeler o yillarda Cumhuriyet ile yakindan, uzaktan ilgisi olan herkesi etkilemisti. Ama saniyorum kimse calisanlar kadar etkilenmedi bu olaydan. Zirvede yasanan bu olaylar sonucunda Cumhuriyet agir darbe yedi. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-545" title="emecodulu1" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2006/12/emecodulu1.jpg" alt="" width="299" height="753" />Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde calistigim gunleri hayatimin sonuna kadar unutmayacagim. Ama hatirladiklarim sadece yasanmis guzellikler degil. Gazetenin kotu gunlerine de tanik oldum. Ozellikle 1992 yilinda patlak veren tatsiz gelismeler o yillarda Cumhuriyet ile yakindan, uzaktan ilgisi olan herkesi etkilemisti. Ama saniyorum kimse calisanlar kadar etkilenmedi bu olaydan. Zirvede yasanan bu olaylar sonucunda Cumhuriyet agir darbe yedi. Bu darbenin izlerini bugun hala tasidigina inaniyorum. Olaylar nedeniyle okur protestosuyla karsilasmistik ve trajda ciddi bir dusus yasaniyordu. Hersey, gazetenin sahibi Nadir Nadi’nin olumunden sonra basladi. Ic cekismeler yillardir suruyordu ancak Nadir Nadi hayattayken kimsenin boyle bir hesaplasma icin kollari sivamaya yanasamayacagi da biliniyordu. Genel Yayin Yonetmenimiz Hasan Cemal’di. Fakat bir de Yayin Kurulu adi altinda bir yapilasma vardi. Bu kurul Cumhuriyet’in temel politikasini belirliyordu, kurulun en guclu ismi de hic kuskusuz Ilhan Selcuk’tu. Cemal’in amaci yetkilerini daha rahat kullanacagi bir ortam hazirlamakti, ancak Selcuk ve grubunun buna izin vermeyecegini de biliyordu. Bu temel cekisme, Osman Ulagay&#8217;in bir yazisinin yayinlanip yayinlanmamasi tartismasiyla patlak verdi. Bu aslinda sorunun cok kucuk bir parcasiydi ve iki grup arasindaki gorus ayriligini gidermesi beklenen, gazetenin Nadir Nadi’nin olumunden sonra en buyuk hisse sahibi olan Emine Usakligil tavrini Hasan Cemal’den yana kullandi. Ilhan Selcuk ve grubu bunun uzerine istifa etti. Olay, detaylarina girmeden genel olarak buydu. Hasan Cemal gazeteyi daha yenilikci bir yapiya donusturmek, kadroyu degistirmek, mizanpaji yenilemek istiyordu. Ilhan Selcuk ve diger yazar ve calisanlar ise bunun Cumhuriyet&#8217;in cizgisini degistirmek anlamina geldigini ve kimsenin buna gucunun yetmeyecegi gorusundeydi.</p>
<p>Tepede patlak veren bu kavganin gelismeleri gazetenin koridorlarinda kulaktan kulaga yayiliyordu. Herkes olaylarin ne gibi zararlar doguracaginin farkindaydi. Kadronun hemen hemen tamamini olusturan bir bolumu istifa karari aldiginda olayin ciddiyetini herkes daha iyi anladi. Bir gun icinde gazete bosaldi. Cumhuriyet ile ismi ozdeslesmis pekcok yazar, muhabir, teknik kadro Hasan Cemal ve grubunun tavrina bu hareketle cevap verdi.</p>
<p>Toplu istifa olayini ogrendigimde ISKI’de donemin baskani Ergun Goknel ile bir roportajdaydim. Dondugumde neredeyse kimse kalmamisti. Gordugum birkac kisi ise raflarindaki esyalari kutulara yukluyordu. Ben istifa etmeyip calismaya devam eden gruptaydim. Zirvede yasanan bu kavga dogal olarak beni de etkileyecekti. Istifa ederek gazeteyi ucurumun kenarina suruklemenin anlamsizligina inaniyordum. Ayrilanlarin hemen tumu yakindan tanidigim cok da sevdigim kisilerdi. Benim meslege baslamama neden olan Yalcin Bayer’den sefim Kemal Kucuk’e kadar sevdigim, guvendigim herkes Cumhuriyet’ten bir gun icinde ayrilmisti ve benim calismaya devam etmem onlarla aramada bir soguklugun yasanmasina neden olmustu. Adi konmamis bir tavirdi bu. Onlara ihanet ediyordum belki de ama onlarin bu toplu hareketi icinde hissetmiyordum kendimi. Yani istifa ederek ayrilmamin Cumhuriyet’e yapilacak asil ihanet olacagini dusunuyordum. Bu karsit grubun bir neferi oldugum anlamina da gelmiyordu. Tek dusuncem o gunlerde benim icin hayati onemi olan Cumhuriyet’i terkedemeyecegim, ona ihanet edemeyecegimdi.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-544" title="emec_odulu" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2006/12/emec_odulu.jpg" alt="" width="251" height="356" />Istifa olayindan sonra Cumhuriyet belki de tarihinin en karanlik gunlerini yasiyordu. Hergun yazisini gormeye alistigim Ugur Mumcu’nun “Gundem”i , Ilhan Selcuk’un “Pencere”si yoktu, severek okudugum yurtdisi muhabirlerinin pazar yazilari yayinlanmaz oldu. Karikaturistlerin o cizgilerinin yerine hic de tanidik olmayan yeni goruntuleri gorur olduk. Sayfa duzeni degismisti, bu bana gore olumlu bir degisimdi ve benim gozume daha iyi gorunuyordu ama icerik bombostu. Herkes onlarsiz Cumhuriyet’in Cumhuriyet olamayacagini biliyordu. Bu durum okur tepkisiyle de butunlesti. Gazete okumama kampanyalari baslatildi. Traj cok komik rakamlara dusmustu. Cumhuriyet okuru gucunu burada cok aci bir bicimde gosterdi. Gazetenin gercek sahipleri onlardi aslinda. Sonralari calistigim hicbir ortamda rastlamadim boyle bir okur kitlesine. Haberde bir imla hatasi gorduklerinde ararlardi. Katilmadiklari gorus oldugunda gazeteyi telefon yagmuruna tutarlardi. Kapalicarsi’dan Eminonu’ne yururken ugrayip cay icen hal hatir soran okurlarla cok karsilastim. Bu kitlenin tutumu yeni yoneticilerini de korkutuyordu.</p>
<p>Ilk gunlerde her zamankinden daha fazla calismamiz gerekiyordu. Kadronun tamamina yakinin ayrilmasi nedeniyle herkes her isi yapiyordu. Cok gecmeden yeni isimler gelmeye basladi. Bir sure sonra sistem rayina oturdu. Gazeteyi yapiyorduk ancak satacak kimse yoktu.</p>
<p>Bu durum birkac ay boyle devam etti. Hissedarlar arasinda yeni bir yonetim olustu ve yetkiler Emine Usakligil’in elinden alindi. Bu “yenilikci” grubun da sonu oluyordu. Toplu istifa, boykot ise yaramisti. Gazeteyi birkac ay yoneten bu grubun artik gitme zamani gelmisti.</p>
<p>Birgun masama oturdugumda bir zarf gordum. Ayni zarftan her masanin uzerinde vardi. Emine Usakligil imzali bir veda notu vardi icinde. Ozetle yonetimde devir teslim zamaninin geldiginden bahsediyordu ve istifa edip ayrilan grubun yonetime geri donecegini yaziyordu. O gun kendisinden hic de gormeye alisik olmadigimiz bir tavirla calisanlarla tek tek vedalasti, ardindan digerleriyle vedalastik. Yeni bir devir teslim toreni gibi birseydi bu yasadiklarimiz. Birkac ay once gazeteden ayrilan grup Cumhuriyet’e girdiginde hemen hepsinde savas kazanmis yurekli komutan havasi vardi. Bir anda gidenlerden bosalan masalar kapildi, gorev dagilimi kisa surede yapildi. Cumhuriyet eski kimligine burunmustu ancak aldigi darbeyi uzerinden atmasi mumkun olmadi. Kaybolan traj bir daha hic tutturulamadi. Ciddi gelir kaybi yasaniyordu. Zaten istifa olayindan sonra yasanan mali bunalim nedeniyle maaslarimizi alamiyorduk, bu durum devam etti. Bes parasiz aylarca calistik. Bu arada istifa eden kadronun tamami donmemisti. Bir bolumu baska yerlerde ise baslamisti, donen ekip yarali donmustu bir anlamda.</p>
<p>Birkac ay bu durumda devam ettim calismaya ama huzursuzdum, eskisi gibi yaptigim ise konsantre olamiyordum. Yasanan tatsizliklar gazeteye ve kadroya olan guvenimi yikmisti. Cumhuriyete bu kadar zarar verdikten sonra yonetime gecip batan gemiyi kurtarma girisimlerine burunmek bana samimi gelmiyordu.</p>
<p>Careyi askere gitme karari almakta buldum. Askerlik subesine gidip islemlere basladigimda gazetecilige 1.5 yillik bir ara veriyordum.</p>
<p><strong>“Unutmayacağız…”</strong></p>
<p>Gazetede yasadigim tatsiz gunler sadece bundan ibaret degil. Yasadigim bir gun, 24 Ocak 1993, herkes gibi bende de cok derin bir iz birakti.</p>
<p>Ugur Mumcu’nun olduruldugu gundu bu. Pazar gunuydu. Her zamanki gibi gazete sessizdi. Birkac kisinin disinda kimse yoktu ortalikta. Ben istihbarat servisinde tektim ve gazetelerin Pazar eklerini okuyup bir yandan da polis telsizini dinliyordum. Ogle saatleri olsa gerek haber merkezi calisanlari ortalikta yoktu. Yazi isleri kati garip bir sessizlik icindeydi. Arada bir telefon caldikca ben haber merkezi masasina gidip cevap veriyordum. Haber merkezindeki kirmizi telefonlardan biri yine caliyordu. Arayan Ankara burosundandi. Sesindeki panigi hatirliyorum. Once Haber Muduru Mustafa Balbay’i sordu yerlerinde olmadigini soyleyip kendimi tanittim. “Ugur Mumcu’ya suikast yapildigini ogrendik az once” dedi. Soru soramadan telefonu kapatti. Sokla karisik bir panik duygusuydu o an yasadiklarim. Tek bildigim Ankara’dan gelen bu mesaji gazeteye duyurmam gerektigiydi. Etrafta hala kimse yoktu, yemekhaneye dogru kosarken, teleks servisinden “flas” haber gecildiginde makinalarin cikarttigi ozel zil sesini duydum. Anadolu Ajansi olayi tek cumleyle geciyordu. Olayi duyan herkes bir anda haber merkezinde toplandi, cok kalabalik degildi gazete ama teknik calisanlardan gazetenin bekcilerine kadar o anda herkes ikinci kattaydi. Ankara ile baglantilar kuruldu. Insanlarin yuzunde sok vardi, kimse konusamiyordu. Genel Yayin Yonetmeni Ozgen Acar, haberin dogru oldugunu ve Ugur Mumcu’nun yasamini yitirdigini soyledi bize. Uzunca bir sure oturdugumuz yerde kaldik, gozleri dolanlar oldu, hickira hickira aglayanlar vardi.</p>
<p>Ilk soku yasiyorduk ve Ozgen Acar gazetenin yeniden hazirlanacagini herkesin bu konuda calismasi gerektigini soyledi. Mumcu’nun arsivden yazilarini cikarma isi bana verilmisti. Kisa surede calisanlar Cagaloglu&#8217;ndaki merkeze geldi. Her gelenin yuzunde ayni sok ifadesi vardi, kimse konusmuyordu. Arsivden dondugumde gazetenin yazi isleri katinda buyuk bir kalabalik vardi, olayi duyan herkes Cumhuriyet’in Cagaloglu’ndaki merkezine geliyordu, vali, belediye baskani, sanatcilar, okurlardan olusan buyuk bir kalabalik vardi ikinci katta. Gelenler bahcede toplanmaya basladi. Kimse olayin dogru olduguna inanmak istemiyordu. Aksam oluyordu ve gazetenin bahcesini okurlar doldurmustu. Okuldan cikan ogrenciler vardi aralarinda, alisveristen donerken haberi duyanlar, herkes bahcede toplaniyordu. Bir ilkokul ogrencisi dikkatimi cekti o kalabaligin icinde. Babasinin elinden tutmustu. Gazete binasinin bahcesindeki eski konagin ahsap cephesine elindeki tebesirle birseyler yazdi. “Unutmayacagiz”. Kucuk kizin yazdigi bu tek kelime ertesi gunku gazetenin mansetiydi. Gelenler gitmiyordu, gecenin gec saatlerinde bu kalabalik gazetede kalmaya karar verdi. Ertesi gun hava agirirken koltuklarda, merdivenlerde oturan insanlar birkac gun gazeteyi terketmedi.</p>
<p>Ugur Mumcu ile ne yazik ki cok yakin bir iliskim olmadi. Yalova’daki bir tarikatin haberini yaparken onu birkac kez aramistim, bana haberde adi gecen tarikatla ilgili bir dosya verdi, gecmiste bu konuyla ilgili yazilarini okumami isterdi. Yine “Islami Kardesler Orgutu”nun kasasi olarak anilan bir kisiyle yaptigim roportajdan sonra beni arayip adi gecen kisi hakkinda bilgi istemisti. Bir de kuran kurslariyla ilgili bir haberimi kosesinde kullanmisti, bu telefon konusmalarimizin disinda Istanbul’a geldiginde birkac kez yemekhanede karsilasip selamlasmistik. Onun yazilarini araliksiz okuyan biriydim. Gazeteyi ilk elime aldigimda yaptigim ilk is kosesini okumak olurdu. Onun olumunden sonra cok sey degisti.</p>
<p>1993 yilinin nisan ayinda askerdim. Cumhuriyet’ten izinli ayrildim. Bu ayrilik askerlik bittiginde de devam etti. Dondugumde gazetede daha fazla calisamayacagima karar verdim. 12 Eylul 1994 gunu Cumhuriyet&#8217;in Genel Yayin Koordinatoru Hikmet Cetinkaya ile konustuktan sonra istifa dilekcemi personel mudurlugune verdim. Kolay olmamisti Cumhuriyet’ten ayrilisim. Baska bir ortamda gazetecilik yapmayi hic dusunmemistim. Eminim Cumhuriyet’i bir sekilde birakmaya karar veren digerleri de bu duyguyu yasamislardir. Orasi bir okuldu, evimizdi bir anlamda. Ama yasanan tatsiz olaylar o guzel gunleri sildi goturdu. Artik yeni bir yasam basliyordu yeni bir adreste, bu adresin adi Yeni Yuzyil’di.</p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gazetesi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Cumhuriyet Gazetesi'>Cumhuriyet Gazetesi</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gunleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Hoşçakal Ölüm Vadisi’</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/%e2%80%98hoscakal-olum-vadisi%e2%80%99/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/%e2%80%98hoscakal-olum-vadisi%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 07:19:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm vadisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[1800’lü yıllar Vahşi Batı’ya başlayan göçün en yoğun olduğu bir dönemdir. Batıda varolduğuna inanılan altın uğruna zorlu yolculuklar başlamıştır. Bu dönemde batıya yönelen bazı insanların yolu bir vadide kesişir. Yıl 1849’dur ve bu vadinin adı sonraları Ölüm Vadisi (Death Valley) olarak anılacaktır. O yıl, yolu bu ıssız çöle düşenlerin büyük bir bölümü, vahşi yaşam şartları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1800’lü yıllar Vahşi Batı’ya başlayan göçün en yoğun olduğu bir dönemdir. Batıda varolduğuna inanılan altın uğruna zorlu yolculuklar başlamıştır. Bu dönemde batıya yönelen bazı insanların yolu bir vadide kesişir. Yıl 1849’dur ve bu vadinin adı sonraları Ölüm Vadisi (Death Valley) olarak anılacaktır. O yıl, yolu bu ıssız çöle düşenlerin büyük bir bölümü, vahşi yaşam şartları nedeniyle şanslarını başka topraklarda aramaya karar verip bu ‘uğursuz’ bölgeyi terkederler. Ancak kendilerine “49’lular” denen bir grup, altın aramak için ısrar eder ve vadiye girer. Çıkışları biraz zor olur&#8230;</p>
<p>Grubun yarısına yakını son nefeslerini vadide verir. Hayatta kalanların bölgeyi terketmesi zannettikleri kadar kolay olmaz. Yollarını kaybederler. Erzakları tükenmiştir. Vadiden çıkmayı başaranlardan biri geride kalan vadiye bakar ve ‘Hoşçakal Ölüm Vadisi’ der. O günden sonra bu söz yolu vadiye düşenlerin en çok kullanmak istedikleri söz olur. Bu üç kelime Ölüm Vadisi’nden çıkışı simgeler. Geride kalan cehennemi bir daha görmemek üzere veda edişin simgesi olur. Yolu bu vadiye düşenlerin söylemek için can attıkları bir sözdür ‘Hoşçakal Ölüm Vadisi’.</p>
<p>Los Angeles’tan başlayan yolculuğumuzun büyük bölümü Mojave Çölü’nde geçti. San Bernardino, Victorville ve sonrasında başlayan o uçsuz bucaksız çöl. 395 numaralı karayolu bizi önce Ridgecrest kasabasına sonra da Death Valley’in sınırına kadar götürdü. Bugüne kadar yaptığım yolculuklar içinde gördüğüm en ıssız karayoluydu bu. Dümdüz bir yolda ortalama 120 km. hızla saatlerce gitmemize rağmen manzarada en küçük bir değişiklik olmamıştı.</p>
<p>Dünyanın bu en sıcak, en kuru ve aynı zamanda en derin noktasında uzanan kum tepeciklerine günün ilk ışıklarıyla ulaştık. Yaklaşık iki saatlik bir yürüyüşten sonra bölgedeki en yüksek kum tepesine tırmanmayı başarmıştık. Nefes kesen büyülü bir görüntüydü gördüklerimiz. Lacivert dağlar, tuz kraterlerinden oluşan dümdüz bir vadi tabanı ve üzerinde bulunduğumuz kum tepecikleri&#8230;</p>
<p>Tuz Deresi vadinin ilginç noktalarından biri. Yılın birkaç ayı akan su, kalan zamanda sıcak nedeniyle dere yatağına ulaşamadan buharlaşıyor. Su içilemeyecek kadar tuzlu. Tuz oranının fazlalığı nedeniyle derede yaşam yok. Furnace Creek adı verilen turistik kasaba aynı zamanda vadinin merkezi olarak da biliniyor. Başka bir deyişle çöldeki vaha. Palmiye ağaçları, golf sahaları, müzesi, retorant ve kafeleriyle modern bir vaha.</p>
<p>Vadinin güneyindeki Badwater, Amerika kıtasının karadaki en derin noktası. Deniz seviyesinin 85 metre altında, tuz kraterleri üzerinde yürümek oldukça ilginç, bir o kadar da zevkli. Bu nokta yaz aylarında dünyanın en sıcak ve kurak yeri olarak da biliniyor. Kış aylarında ortalama 35 derece olan sıcaklık yazın 60 dereceye kadar ulaşabiliyor. Zemin ısısı ise 90 dereceyi buluyor. Yazın bu noktada yapılacak kısa bir yürüyüş ayakkabıların erimesine neden olabiliyor. Vadide gece ise son derece soğuk oluyor. Gündüz kavrulan vadi akşam olunca donuyor.</p>
<p>Dünyanın en derin noktalarından birinin yanında yükselen 1670 metrelik Dante Zirvesi, vadide güneş batımını seyretmek için bölgenin en ideal noktası. Kızılın tüm tonlarını buradan görmek mümkün.<br />
Vahşi Batının bu ilginç köşesinde geçirdiğim iki uzun günden sonra Death Valley’e veda etme zamanı gelmişti. Las Vegas’a doğru yola çıktım. Önümde uzanan yolun vadiyi gören bir noktasında durdum. Yaklaşık 150 yıl önce &#8220;49 lular&#8221; ın o ünlü vedasını hatırlamıştım.</p>
<p>‘Hoşçakal Death Valley’&#8230;<br />
<em>12 Aralık 2004 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlandı</em></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/olum-vadisinde-iki-gun/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ölüm Vadisi&#8217;nde iki gün'>Ölüm Vadisi&#8217;nde iki gün</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/%e2%80%98hoscakal-olum-vadisi%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Blues İmparatorluğu</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/blues-imparatorlugu/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/blues-imparatorlugu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 07:16:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[monterey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[Monterey, California Eyaleti’nin renkli bir kentidir. San Francisco yakınlarında, okyanus kenarında bir yarımada üzerinde yer alır. Eyaletin eski yerleşim birimlerinden bir olarak anılır. Balıkçılığıyla ve istakozlarıyla ünlüdür. Bir de her yıl düzenlenen Müzik Festivali’yle… 2002 yılının bulutlu bir sonbaharında Monterey kentine girerken arabanın teybinden yükselen müziği dinliyordum. Okyanusu gören bir yerde arabayı durdurdum. Müzik devam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Monterey, California Eyaleti’nin renkli bir kentidir. San Francisco yakınlarında, okyanus kenarında bir yarımada üzerinde yer alır. Eyaletin eski yerleşim birimlerinden bir olarak anılır. Balıkçılığıyla ve istakozlarıyla ünlüdür. Bir de her yıl düzenlenen Müzik Festivali’yle… 2002 yılının bulutlu bir sonbaharında Monterey kentine girerken arabanın teybinden yükselen müziği dinliyordum. Okyanusu gören bir yerde arabayı durdurdum. Müzik devam ediyordu. Jimi Hendrix’i dinliyordum.<br />
Monterey ve Hendrix…</p>
<p>Yıllar önceki bir buluşmanın tarihe kazıdığı iki isim… Bir efsaneye tanık olan topraklar…<br />
Bundan 35 yıl önce bu kent yine bir Müzik Festivali’ne ev sahipliği yapmıştı. Festivalin gözdesinin Jimi Hendrix olduğu söylenir.</p>
<p>Onu dinlemek için ülkenin dört bir yanından gelen hayranları, California’nın bu kasabasında buluşmuştu.</p>
<p>‘The Jimi Hendrix Experience’ sahne aldı. Müzikseverler unutamayacakları, bugün bile konuştukları bir müzik ziyafetinin tadını çıkartıyorlardı. Hendrix alanı dolduranları coşturuyordu. Fender Stratocaster marka beyaz gitarıyla Monterey’e ve aynı zamanda Amerika’ya blues’u dinletiyordu.<br />
O günkü olağanüstü performansı hem kendisi hem de blues müziği için bir dönüm noktasıydı.</p>
<p>O tarihten sonra blues tarzı, rock müziğinin de kapılarını aralayacaktı. Tıpkı daha önceleri farklı müziklerin doğmasına neden olduğu gibi…</p>
<p>Hendrix’in o gün müzikseverlere dinlettiği blues, Amerika’nın tarihi kadar eski. Temeli Afrika’ya dayanan bir müzik türü.</p>
<p>Köle ticareti için Amerika’ya getirilen zencilerin o dönemde sahip olduğu tek değer belki de müzikleriydi. Kendi kültürlerini koruyabilmenin ve gelecek nesillere iletebilmenin bir aracıydı blues.</p>
<p>Amerika’da ilk kez Mississipi Nehri’nin uzandığı güney eyaletlerinde duyuldu. Ýlk köleler bu eyaletlerde çalıştırılıyordu. Tarlalarda tütün, pamuk toplarken bir yandan da şarkı söylüyorlardı. Þarkıyı oluşturan sözler umudu, birliği, özgürlüğü bir de hüznü anlatıyordu. Cumartesi günleri kendi müziklerini serbestçe dinlemelerine izin verildiğinde blues’un ilk besteleri oluşmaya başladı.</p>
<p>Zaman içinde Amerika başka göçmenlere de ev sahibi oldu. Her grup kendi kültürünü beraberinde getiriyordu Amerika’ya. Kölelerin bu yeni göçmenlerle tanışması blues’un geleceğini de belirleyecekti.</p>
<p>Afrikalı zenciler, Güney Amerikalılardan gitarı, Ýrlanda ve Ýskoç göçmenlerden kemanı duydu. Bunları kendi müzikleriyle birleştirdiler. Blues müziğinin temeli gitarla farklı bir boyuta geçti.</p>
<p>Köleliğin son bulmasından sonra blues özgürce çalınır, dinlenir oldu. Amerikalılar bu yeni müziği dinledikçe sevdi.</p>
<p>Blues’un başkenti Memphis kentiydi. 1900’lü yılların başında çok sayıda grup ortaya çıktı. Amerika’nın farklı yerlerinden blues dinlemek için Memphis’e gelenlere ilk kez bu yıllarda rastlandı. Bu kentten yayılan blues farklı bölgelerde kendi sesini bulmaya başladı. Her grup kendi bölgesine özgü besteler çalıyor, farklı gitaristler kendi teknikleriyle bölgelerinin müziğini yaratıyorlardı. Bu gruplar yaşadıkları bölgeyle anılmaya başlamıştı. Texas Blues, Delta Blues gibi çeşitleri türedi.</p>
<p>Blues’u 1930’lu yıllara kadar sadece Amerikalılar, özellikle güney eyaletler tanıyordu. Bu müziği dünyaya dinleten isim Louis Armstrong oldu.<br />
Blues’un cazla karışıp kaynaştığı yıllardı. Ella Fitzgerald ve Billie Holiday gibi isimler yine bu yıllara denk geldi. Onları Lonnie Johnson, Big Bill Broonzy, Robert Johnson, Sonny Boy Williamson, Willie Dixon, Muddy Waters, Little Walter, Howling Wolf, John Lee Hooker izledi.</p>
<p>Ýlk zenci radyosu olan WDIA Memphis’in Riley King isimli bir diskjokeyi blues’un gelişiminde önemli bir rol oynadı. Daha sonraki yıllarda bu diskjokey Blues Boy ya da kısaca B.B. King olarak tanınacaktı.<br />
Blues 1955 yılında Chuck Berry ismini, Berry de yeni bir müzik türünü Amerika’ya tanıttı.</p>
<p>Rock’n Roll.</p>
<p>Bu türün temsilcileri arasında yükselen bir isim vardı. Fiziği ve sesiyle gönüllere taht kuran bu isim Elvis Presley’di. 60’lı yıllara damgasını vuran Presley, Rock’n Roll’u dünyaya sevdirdi.</p>
<p>Mississipi Nehri’nin uzandığı güney eyaletlerde doğan ve Ameriya’ya yayılan blues, zaman içinde evrim değiştirse de aslını yitirmedi. Amerikan müziğini yaratan blues, dünya müziğine de damgasını vurdu.</p>
<p>Monterey’de bundan 35 yıl önce yaşanan efsaneye tanık olamasam da bu kültürün topraklarında dolaşmak güzel bir duygu.</p>
<p>Yolunuz California’ya düşerse Monterey’e uğrayın. Balıkçı Köyü’nü ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Bir de istakoz çorbası içmeyi unutmayın. Monterey’in keyfine varacağınızdan eminim.<br />
Hele okyanusu gören bir yerdeyseniz…<br />
Ve blues dinliyorsanız…<br />
<em>5 Aralık 2004 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlandı</em></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/blues-imparatorlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
