Çanakkale’yi bilenlere anlatmak olmaz, bilmeyenlere ne söylesek azdır. Sayfalar yetersiz kalır.

Bir şarkıdır Çanakkale. İçinde Aynalı Çarşısı olan.

Hüzündür Çanakkale. Bir ulusun sabrını yazar.

Tatildir Çanakkale. Yeşilin her tonunu yaşar, mavinin adı denizinde yatar.

Umuttur Çanakkale. Gidenlere her zaman kucak açar.

Çanakkale’ye yıllar sonra yolum düştü geçenlerde. Yaza veda eden günlerdi. Güneş olması gerekenden cömertti. İstanbul’dan başlayan bir araba yolculuğunda iki kişiydik. Gerçek bir Çanakkaleliyle, Adnan’la uzanıyorduk bu kente. Adnan da biraz Çanakkale’ye benzer. Biraz da benzemez aslında. Tanımayanlara Adnan’ı anlatmak Çanakkaleyi anlatmaktan zordur. Tanıyanlar da zaten ne demek istediğimi anlamıştır.

Çanakkale’nin bir de Yücel’i vardır. Yani Adnan’ın çocukluk arkadaşı, eski dostu. Yücel’in de 12 yaşında bir oğlu…

Güneşli bir sonbahar günü karşılaştık Yücel ve oğluyla. İskelede biralarımızı yudumlarken çıkageldiler. Karadan beklerken denizden yaklaştılar. Motoru zor dönen bir teknenin içindeydiler.

Yücel’le sohbet güzel. Yücel ile içmek güzel. Yücel bir has adam. Hataları olmuş onun da. Tıpkı benim gibi… Tıpkı Adnan gibi… Araları açılmış bu iki dostun. Yılların sohbeti donmuş. Karşılaştıklarında konuşuyorlar ama bu yeter mi böylesi geçmişi olan dostluğa. Yetmez tabi…

Yücel, günbatımına yakın davet etti bizi teknesine. Dört kişiydik. Yarım kalan biralarımızı tekneye taşıdık. Açıldık boğaza. Güneş batıyordu. Boğazdan geçen gemiler sanki bize yol veriyordu. Denizin ortasında sordum Yücel’e. Doğru’yu anlatmanın telaşındaydı teknede.

‘Doğru nedir Yücel?’ dedim. ‘Senin doğrun nedir?’…

Doğru bir denizdir Yücel için. Bazen dalgalı bazen durgun. Doğru gökyüzüdür Yücel için. Bazen bulutlu bazen duru. Doğru bugündür yücel için. Dünün hesaplarının olmadığı, yarının kaygılarından uzak…

İçkilerimiz bitti, güneş battı, motorun zemindeki su arttı. Sohbet devam etti karada da. Yücel’i ve oğluna veda ettiğimizde onu tekrar ne zaman göreceğimizi, yarım kalan sohbetimize nerede devam edeceğimizi bilmiyorduk.

Çanakkale’nin gecesi serin olur. Boğazdan giren rüzgar sokak aralarında yolunu bulur. Yüzünüze çarptı mı kendinize gelirsiniz. Bir de denizin kokusunu tüm vucudunuzda hissedersiniz. Karnınızı acıktırır bu rüzgar. Balık ve salata bu rüzgarın size hatırlattığı olur Çanakkale’nin karanlık caddelerinde yürürken…

Çanakkale’nin insanı merttir. Çanakkale’de kurulan dostluklar ertesi gün unutulmaz. Dostlar dünyanın ayrı köşelerine düşse de Çanakkale’de yapılan sohbetler akıllarda kalır. Bu sohbetlerin bir başka kahramanı da Başkan Ömer’dir. Çanakkale’nin Marmaris’i olarak bilinen Kepez’in belediye başkanı. Gerçek insan, güvenilir bir dosttur Başkan Ömer. Onu tanıdıktan sonra insan biraz da üzülür. Bu kadar çalışkan, aynı zamanda dürüst yöneticilerin azlığına duyulan bir üzüntüdür bu. Kepez’in halkını kıskanmamak için zor tutar insan kendini.

Çanakkale ve insanı başkadır. Bu kentin harcı farklıdır. Yolunuz düşerse bir gün Çanakkale’ye, biraz da zamanınız varsa arabanızdan çıkın bir zahmet. Şöyle sokaklarında yürüyün. Saat kulesinin yakınlarında demli bir çay söyleyin. Fırından yeni çıkmış taze simitlerinizi almayı unutmayın. Bir de peynir helvasını. Ya da sahilde derin bir nefes çekin. Gözlerinizi kapatın, boğazın Ege kokan, Marmara kokan havasına bırakın kendinizi. Dünün tasalarından yarının kaygılarından arınacaksınız.

Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız…

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir