İki pencere, bir liman…
Kör Zaman…
O gün telefon çaldı..
Açtım..
Dediler ki:
- Erdal İnönü’ yü kaybettik.
- Ne zaman?.. diye sormadım.
*
Ölüm haberi bana ulaşıncaya dek Erdal Bey benim için yaşıyordu…
Oysa hayatta değildi…
Aradaki süre ‘kör zaman’ sayılabilir mi?..
Olgu ya da gerçek ile insan bilinci arasındaki iletişim bazen topallayabilir; ölüm haberini çok sonra duyduğum nice dostumu yitirdim son zamanlarda…
*
Ölüm ne uzağımızda ne de dışımızdadır..
Ölüm içimizdedir..
Biz doludizgin yaşarken bile Azrail ölümün yumurtasını bedenimizin münasip bir yerindeki kuluçkasına yatırmıştır…
*
Gariptir yaşam bilmecesi…
Uykuya dalarken hangi rüyayı saat kaçta göreceğin belli mi?..
Uyanır dersin ki:
- Hayırdır inşallah…
Olağanüstü rejimdeydik, hapishane ranzasında yatarken bir gün haber verdiler:
- Tahliye edildin…
Hiç beklemiyordum…
Tahliye kararı ile tebligatı arasındaki süre kör zaman değil mi!..
*
Ölümlerde, doğumlarda, aşklarda, politikada, darbelerde, daha nice yaşam olgusunda gerçek ile gerçeğin algılanması arasındaki kör zamanı bilinçsizlikle yaşamak hayatın kaçınılmaz bir cilvesi…
Yoğun bir aşk iki arada bir derede noktalanmıştır da haberin yoktur…
Kaldırımda yürürken on adım sonra kafana bir testi düşecektir…
Oysa sen farkında bile değilsin…
*
Kim bilir, belki de iktidar koltuğundan düşmüşsündür..
Oysa sen iktidar sarhoşluğu içindesin..
Ülkeyi avucunun içinde sanıyorsun…
Gerçeği öğrenmen için ille de birinin telefon etmesi mi gerekiyor:
- Zırrrr…
*
Ülke yaşamında kör bir zamanı yaşıyoruz…
İnsanların körlüğüyle zamanın körlüğü bir araya gelip birbirine dolandığı zaman körlemesine gidişat egemenleşir…
Gidişatımız körlemesine…
Gerçeği öğrenmek için ne kadar zamana gereksinme var?..
Evet, şimdilik kör mü kör bir zamanı yaşıyoruz!..
06 11 2007
////////////////////////////////////////////
A.. a.. a…
Bir sözlüğü açtığınız zaman bu yazının başlığındaki A’lar konusunda şöyle yazar:
“- Şaşkınlık ve hayret ifadesi..”
Ergenekon iddianamesinin ne olacağı aşağı yukarı belliydi; dinci ve liboş medyadaki yayınlar perşembenin gelişini çarşambadan haber veriyorlardı…
Ama, savrukluğun ve hayalatın bu kadarını düşünmek kimsenin haddi değildi…
İddianamenin tümünü okumuş değilim; gazetelere yansıdığı kadarıyla insanı şaşkına çeviriyor:
- A.. a.. a…
- Vay canına..
- Bu kadarı da olmaz..
- Hayret..
Deli saçması iddialardan oluşan bir potpuriyi bir ömür boyu sürecek bir davada sanıkların ve mahkemenin sırtına vurup boynuna dolamak fikrini kim keşfetti?..
Helal olsun!..
*
İddianameye göre ben neyim?..
Terörist…
Örgütle birlikte işlediğimiz ve işleyeceğimiz cinayetlerin haddi hesabı yok…
Üstelik örgütün fikri lideriyim…
Nasıl?..
Yazılarımla bu makama oturtuluyorum…
Her gün bu gazetede bu köşede çıkan yazılar terorizme delil mi oluşturuyorlar?..
Ülkede şu kadar basın savcısı var, bunlar her gün gazetelerde yayımlanan köşe yazılarını okurlar, bir suç varsa peşine düşerler…
Sizler de her gün bu köşedeki yazıları izliyorsunuz…
‘Pencere’ köşesinde her gün dünya âlemin gözleri önüne sergilenen fıkralar yıllar sonra Ergenekon terör örgütünün ideolojisini oluşturan delillere mi dönüşüyor?..
İddianamede, hukuk mantığının ötesinde, düz mantığın bile m’si yok…
*
Mantıksızlığın al birini vur ötekine…
Ama, insanın aklına takılan bir kuşkunun soru işareti de daha az önemli değil…
İddianame bilisizlik yüzünden mi balonlaştı?..
Yoksa bir başka amaçla mı dipten dolma şişirildi?..
Gazete manşetlerine bakarsanız çok ilginç…
“Şok suçlamalar…”
“Suikast planları…”
“Kaos planı…”
“İhanet davası…”
“Suçlamalar tüyler ürpertici…”
“Kan, kaos, cunta…”
“Yüzyılın en büyük davası…”
*
Allah bizim medyamıza akıl fikir ihsan eylesin…
Ben Ergenekon’un fikri lideri, yedi yöneticisinden biri, 500 yıllık ceza yaptırımıyla sanık terörist İlhan, bugünlük bu kadar yazıyorum…
Yarına Allah kerim…
27.7.2008
Karikatür: Namık Zafer/Cumhuriyet
Benzer Yazılar:
- Ölüm Vadisi’nde iki gün 1800′lü yıllar Vahşi Batı’ya başlayan göçün en yoğun olduğu bir...



“İki pencere, bir liman…” hakkındaki görüşünüz?