Java adasında unutulmaz bir seyahat yaptım, sabah mağarada gözümü açtım yanardağın kraterinde günü kapadım. Nehirlerde ıslattığım ayaklarımı aynı gün volkanik küllerde dinlendirdim. Üstüme sinen kahve kokusuna bazen sülfür karıştı bazen tropik ormanların meyveleri. Uykusuz geçen ama dolu dolu yaşanan bir haftadan sonra Java’nın en doğusunda bulunan Banyuwangi’den feribotla Bali’ye geçiyorum. Bu deniz yolculuğu Java seyahatimin de sonu anlamına geliyor. Endonezya’ya gidip muhteşem doğasında kaybolmak istemiştim ve bunu yedi güne sığdırdım. Aslında burada değil günler, haftalar, aylar geçirebilirdim ama gitme zamanı geldi çünkü Bali’de Yelda’yla buluşacaktık.

Yolculuklar aslında bitmiyor, ulaşılmak istenen hedefler değişiyor. Yani bir yol hikayesi sona ererken büyük kitabın yeni bir bölümü başlıyor ama romanın nerede nasıl sona ereceğini kimse bilmiyor. Bu bilinmezlik aslında yaşamın en güzel parçası. Gidiyoruz ama nereye ve nasıl? Her an her şey olabilir. Sürprizlere her zaman hazır olmalı.

Bali’yle tanışma

Bu manzaraya uyanmak

Bali’nin merkezine ulaştığımda hava kararmıştı. Sadece sırt çantamı değil, dün geceki Ijen krateri tırmanışında üstüme sinen sülfür kokusunu yanımda taşıyordum. Bu kokudan uzun süre kurtulamayacaktım.

Günlerdir yolda olmanın yorgunluğuyla otobüste uyudum. Son durakta indiğimde bir taksici önümü kesti. Pazarlıkta anlaştık ve Nusa Dua’daki Conrad Bali‘ye doğru yola çıktık. Taksici dikiz aynasından sürekli beni kesti, bir haftalık kıyafetlerime, sırt çantama bakıp neden böyle bir otele gittiğimi anlayamadı. Bir ara dayanamayıp “Gittiğimiz otelde mi kalacaksın?” diye sordu. Meraklı bir tip ve bu soruyla başlayacak sohbete pek dermanım yok. “Hayır” dedim “bir arkadaşla buluşacağım.” İçinden “Zaten anlamıştım” der gibi geçirmiş olabilir.

Otelde kayıt işlemleri bittikten sonra odaya geçtim. Sülfür kokularından hala kurtulamamıştım. Havuza girdim, orta boy bir gölü andırıyordu. Bali’ye geçerken, bir hafta boyunca giydiğim kıyafetleri çöpe atmıştım. Üstümdeki tişört ve pantolonu birkaç poşete koyup ağzını düğümledim. Ayakkabılar da çöpe…

Yelda otele geldiğinde saat 22:00’yi gösteriyordu. Yedi günlük maceramın sadece kısa bir özetini geçebildim. Burada dokuz günümüz vardı. Herkesten ve her şeyden uzak baş başa bir tatil yapacaktık, hikayenin tamamı için yeterince zamanımız olacaktı.

Seyahatler ve hayatın muhasebesi

Gün doğumu, gün batımı

Kasım’ın son günü, Bali sıcak, hava nemli, deniz davetkar… Odanın büyük havuza açılan bir kapısı var ve uyanır uyanmaz serin su iyi geldi. O günü sonraki günlerin planını yaparak sahilde, havuz başında, hamakta, restoran ve barda geçirdik.

Seyahat ederken yeni yerler dışında kendimiz hakkında da yeni şeyler öğreniyoruz. Yaşamın gizli kalmış anlarını keşfediyoruz. Endonezya tatili bu yüzden önemliydi. Belki de bir dersti. Sadece değişik mekanlar görmedim, daha önce varlığından habersiz olduğum onlarca kişiyle de tanıştım. Bu güzelliklerin fotoğraflarını çekmekle yetinmeyip tanıştığım insanların da kendi dünyalarını keşfetmeye çalıştım. Yaşadığım deneyim şimdi Bali’de devam ediyor. Adadaki tapınakları, yağmur ormanlarını, pirinç tarlalarını, volkanları Yelda ile birlikte gezeceğiz. Bunları yaparken upuzun sahillerin, palmiye gölgelerinin, havuz başı sohbetlerinin de tadını çıkaracağız.

Zaman Bali’yi keşfetme zamanı

Tegallalang pirinç tarlaları

Bali’ye gelmeden bu ada hakkında okuduklarımız genel olarak adanın yabancı turistler için bir cennet olduğunu yazıyordu. Tabii herkesin cennetten algıladığı farklı. Kimi sörf yaparak, kimi barlarda zaman geçirerek mutlu oluyor ama Bali, aradığınız her neyse size sunmaya hazır bekliyor.

Keşif gezilerimize başlamadan kaldığımız otelin keyfini doya doya çıkardık. Ben de bir haftanın yorgunluğunu üstümden atmıştım. Artık Bali’nin her köşesini keşfetme zamanı gelmişti.

Zaman birden hızlandı sanki

Tirta Empul Tapınağı

Bali’yi gezmek için farklı seçenekler var ama en uygunu günlük turlar. Biz adayı kiraladığımız arabayla gezdik, şoför de fiyata dahildi ve adanın çılgın trafiğinde araba kullanma stresinden kurtulduk. Önce Batuan Tapınağı‘na gittik. Sonra Tegenungan Şelalesi‘ni ve Tegallalang pirinç tarlalarını gördük. Dönüşte Tirta Empul Tapınağı‘nda mola verdik. İlk günkü turumuz yaklaşık 10 saat sürdü. Bali’ye gelen herkesin gördüğü bu yerler gerçekten görülmeye değer ve her birinde en az bir gün geçirilebilir. Süremizin kısıtlı olması ve Bali trafiğinin hiç de sakin olmayan hali nedeniyle ilk turu bitirip otele geri döndük.

Batuan Tapınağı

Ertesi günkü duraklarımız Tanah Lot ve Uluwatu tapınaklarıydı. Önce Seminyak‘ın çılgın cumartesi trafiğini aşarak Tanah Lot’a uğradık. Gittiğimizde kalabalıktı ve gelenlerin çoğu güneşin batışını bekliyordu. Biz bir sonraki tapınakta gün batımını izlemeye karar vermiştik bu yüzden fazla zaman geçirmeden Uluwatu’ya hareket ettik. Bu iki tapınak adanın batı bölgesinde yer alıyor. Birbirine mesafeleri de çok fazla değil ama hafta sonu trafiği nedeniyle zamanımızın büyük bölümünü yolda geçirdik. Şoförümüz Dwi, Balili ve yollara çok hakim. Trafiği farklı yollar kullanarak atlatmayı başardı ve bizi Uluwatu’da gün batımına yetiştirdi.

Aslında bugünkü manzaradan pek umutlu değildim. Bulutlu bir hava vardı ve güneş yüzünü göstermek istemiyor gibiydi. Gün batımına bir saat kala her şey değişti. Bulutlar gitti ve tam karşımızda muhteşem bir manzarayla güne veda ettik.

İkinci turumuz da yaklaşık yedi saat sürdü ve bu sürenin çoğunu iki tapınak arasında yolda geçirdik. Dört gün otel, iki gün tur derken geriye sadece üç günümüzün kaldığını fark ettik. Artık turlara katılıp zaman harcama dönemi bitmiş sahilde yatıp güneşin ve denizin keyfini çıkaracağımız üç gün başlamıştı.

Gün doğumu mu gün batımı mı daha güzel?

Uluwatu’da gün batımı

Burada zaman mı hızlı akıyor, biz mi yavaş hareket ediyoruz pek anlayamadık ama tatilimizin geri kalan bölümünü yine aynı sahilde fakat farklı bir otelde geçirdik. Her iki otelin en büyük avantajı gün doğumuydu ve bu an tam karşımıza denk geliyordu. Burada kaldığımız süre içinde bütün bu anları kaçırmadan izledik. Hangisi daha güzel derseniz tabi ki gün doğumu… Yeryüzünün uyanışı, uykuya gidişinden daha büyüleyici oluyor. Hele de kumsaldaysanız, etrafınızda kalabalık ve gürültü yoksa… Denizin ve dalgaların sesine eşlik eden renkler kusursuz bir tablo oluşturuyor.

Her bitiş yeni bir başlangıçtır. Her yolculuğun sonunda farklı bir yol görünür. Bali’de dokuz gün boyunca bol bol dinlendik, adayı tanıdık, kültürüne dokunduk. Bu süre elbette yeterli değil, bugüne kadar yaptığımız hiçbir tatilin yeterli olmaması gibi…

Tegenungan Şelalesi

Yolda geçen zaman bu yüzden çok değerli. Karşınıza çıkan fırsatları iyi değerlendirmeniz gerekir. Her zaman yoğun bir tempoyla listedeki yerleri görme telaşında olanlar bazen yanı başındaki hazineleri kaçırabilir. Bu yolculukta bizim hazinemiz yine bizdik. Birlikte zaman geçirip, birlikte eğlendik. Uzun zamandır unuttuğumuz sakin ve rahat bir tatili Bali’nin tertemiz havasında, serin sularında geçirdik.

Yolculuğun en zor anları yaklaştı. Bali’ye veda etme zamanı geldi. Bavullarımızı toplayıp son bir kez daha sahile indik. Her zaman yaptığımız ve artık gelenekselleşen veda ayinimizi denize karşı bir kez daha yaptık. “Hoşça kal Bali, seninle olduğumuz süre boyunca bizi üzmedin, belki bir gün tekrar buluşuruz” deyip kumsaldan ayrıldık.

9 Aralık 2019