Askere gitme kararı aldığımda nedenini bilmediğim bir rahatlık vardı içimde. Bir değişiklik olacaktı benim için, farklı bir ortamda, yeni bir yaşam tarzının inceliklerini öğreneceğimi düşünüyordum. Rahatlığımın bir nedeni de askerliğimi 8 ay kısa dönem olarak yapacağıma inanmamdan kaynaklanıyordu. Uzun dönem askerlik yapacağımı aklımdan geçirmiyordum. Tuzla Piyade Okulu’nda sonuçların açıklandığı gün yedek subay olacağımı öğrendim. Bu 12 ay askerlik anlamına geliyordu. Bütün planlarım alt üst olmuştu. Artık bu sürenin nasıl geçeceğini düşünmeye başlamıştım.

Piyade okuluna arkadaslarim Oya ve Adnan ile gitmistik, uzerimdeki kiyafetlerimin disinda yanimda hicbir sey yoktu. Yuzlerce kisi avluda bekliyorduk. Birileri saga sola kosusturuyor, durmadan emirler yagdiriyor, bizler de bu emirlere uyup siraya giriyor, siradan cikiyor, yere oturuyor, ayaga kalkiyorduk. Ilk gun buradaki egitimimi komando olarak yapacagim soylendi bana. Bu benim acimdan surprizdi. Sol ayagimdaki telin ve dizimdeki sorunun basima bela olacagini biliyordum, ancak yaptigim itirazlarin hic biri kabul edilmedi. Doktor kontrolunden gecmeme izin verilmedi. Sol dizimi bir uctan bir uca kaplayan dikis izi de revirdekilerin umrunda degildi. Tuzla Piyade Okulu’nda uc ay surecek egitiminin ilk gunleri de boyle baslamisti.

Dusundugumden cok daha farkli ve kati kurallarla karsilastim. Kisiligimizi kapidan iceri girdigimizde unutmamiz gerektigi soylenmisti bize. Bu emire ister istemez uyduk. Adimiz yoktu orada, sadece 5 rakamli numaradan ibarettik.

65-70 kisilik bir kogusta kaliyorduk, kucucuk bir yerdi ve bir turlu uyuyamiyordum, uykusuz kalan sadece ben degildim kogusta, o ortama kimsenin alisacagini sanmiyordum. Sular akmiyordu cogu zaman. Sabahlari tras olabilmemiz her muslugun basina 17 kisi dusuyordu. Gec kalirsak bizi agir cezalar bekliyordu. Birinin ufak bir hatasi hepimizi etkiliyordu. Karisinin ozlemiyle yanip tutusan bir arkadasimiz vardi. Bir gun atesi cikti ve onu revire kaldirdilar, egitime katilmayacagi icin sansliydi. Aksam saatlerinde revire dondugumuzde uzaktan alay komutanimizin aracini gorduk, birligimizin yaninda durdu, sinirli bir sekilde aracindan inip yuzbasiya bagirip cagirmaya basladi. Yuzbasi bizi yaklasik bir saat yemekhanenin onunde bekletti. Diger birliklerin hepsi yemegini yeyip koguslarina cekilirken biz ayakta, hazir ol pozisyonunda bekliyorduk. Hava karardiginda da beklemeye devam ettik. Sonra yuzbasi geldi ve neden bekledigimizi ve daha uc saat niye bu noktada beklemeye devam edecegimizi bize anlatti. Sabah revire giden arkadasimiz bizim birlik icin calistigi ozel radyo kanalindan bir parca caldirmis. Alay komutani da odasinda otururken bu radyoyu dinliyormus ve “Ic istihbarati radyo yoluyla aciklamak” sucuna giriyormus arkadasimizin bu yaptigi. Once bu arkadasimizin egitim suresince tum izinlerinin iptal edildigini ogrendik. Ayni sekilde biz de iki hafta boyunca ziyaretci yasagina carptirildik ve Tuzla Piyade Okulu’nun calilarinin temizlenmesi gorevine tabi olduk. Uc ay boyunca her hafta sonu binlerce metrekarelik egitim alanindaki calilari ellerimizle koparttik.

Ilk gunden baslayan agir egitimlerden yuruyecek halimiz kalmiyordu ve ranzaya uzandigimda basimi yastiga bile koyamadan uyumaya basliyordum.

Gun saat 4.30’da “kalk” komutuyla basliyordu. Bir saat suren sabah egitiminden sonra “Ye” komutuyla kahvaltiya basliyor, “istirahat” komutuyla bir sigara icimlik zamanda oturdugumuz yerde dinleniyor, aksamlari “Yat” komutuyla da yatagimiza yatiyorduk. Sabah ciktigimiz kogusa aksam girdigimizde gozlerimi kapatip gecen bir gune seviniyor, baslayacak bir gunu dusunmeye cesaret edemiyordum. Tatbikatlarda, agir egitimlerde cevremde benim hissettiklerimi paylasan kisiler olmasina ragmen yalnizligimi iliklerime kadar hissediyordum. Oradan gitme dusuncelerimin imkansizligini anliyor, caresizligimi farkediyordum. Kamuflaj uniformam, siyah agir botlarim ve gun boyu tasidigim tufegin agirligina dayanamadigim anlarda, gunun birinde bu ortamdan kurtulacagimi ve olup bitenleri arkadaslarima gulerek anlatacagim gunleri hayal ediyordum. Gece nobetlerimde kulagimda kalmis eski sarkilari fisildiyordum, ilk kez tanimadigim onca insanla ayni ortamda bulunuyor, anilarimizi sevinclerimizi birbirimize anlatiyor, uc aylik bu egitim doneminin bitecegi gunu iple cekiyorduk.

Egitimimizin bitimine yakin kura cekme gunu yaklastikca o gune dek hissetmedigim bir heyecani yasiyordum. Uc ay icinde savas sanatinin tum detaylari ogretilmisti bize, artik bu bilgilerimizi kullanmamiz isteniyordu. Piyade okulunun kapali spor salonunda askerligimizin geri kalan bolumunu tamamlayacagimiz yerlerin belirlenmesi sirasinda herkeste heyecan doruktaydi. Az sonra cekecegimiz kura bir anlamda yasamimizi degistirecek nitelikteydi.Oyle de oldu…

Kuralar iki bolgeye ayriliyordu, olaganustu hal bolgesi ya da Turkiyenin diger illeri. Benim bulundugum basin yayin mezunlarinin olusturdugu grup 7 kisiydi. Adlarimiz okundugunda masanin onunde tek siraya dizildik. Sag kolumuzun dirsege kadar olan bolumunu kaplayan uniformamizin kivrilmasi emredildi. Bize kura torbasini gosteren yarbay icinde 5 OHAL, 2 Ankara gorevi oldugunu soyledikten sonra hepimize sans diledi. Sansa gercekten de ihtiyacim vardi o an. Kurayi ilk ceken Ankara’lardan birini yakaladi ve sevincten sapkasini havaya firlatti. Geride 6 kisiydik ve ben sondan bir once kura cekecektim. Ankara cekme sansim cok zayifti. Onumdeki uc kisi OHAL kuralari cekti. Sira bendeydi ve cekecegim kura arkamdaki arkadasimin da kaderini etkileyecekti. Torbada iki kucuk kagit duruyordu ve birinin uzerinde Ankara yaziliydi. Sag elimi derin siyah torbanin icine soktum, gozum spor salonunun tepesindeki kucuk pencerelerden birine ilisti. Bir guvercin duruyordu pencerede. Cektigim kurayi yarbaya verdim. Okuma islemini o yapiyordu. Mikrofona yaklasti. “Hayirli olsun astegmen adayi, OHAL, Hakkari…..” gerisini duyamadim ya da duymak istememistim. Sol elimde tuttugum sapkayi basima gecirdim “Sagol komutanim” deyip kura alanindan uzaklasirken arkamda bekleyen arkadasimin yuzundeki sevinci gormustum, beni teselli edercesine omuzuma vurdu. Ankara kurasi ona kalmisti. Birkac adim sonra salonda yarbayin sesi yankilandi, sert ve tok bir tonla emrediyordu. “Astegmen adayi sana cekilmeni emreden oldu mu?”. Onune gidip basimla selamimi verdim ve “Ne cektigini gormek istemiyor musun” dedikten sonra mikrofona “Cektigin kura Ankara, komutanin cekilmeni emretmeden karsisinda beklemeyi ogren” dedi. Salondaki arkadaslarimin sevincini gordum, kendi sevincimi hissedemeyecek kadar saskindim, basimi gokyuzune kaldirip haykirmak istedim, ama salonun tavanindan baska bir sey gorememistim. Bu essek sakasi benden sonra kura icin bekleyen astegmende tam bir yikim oldu. OHAL’in yeni bir neferiydi o artik. Sonraki aylar Tuzla’da kurulan arkadasliklariiz da devam etti. Birbirimizle telefonlasiyor arada bir kura sirasinda birliket bekledigimiz arkadaslarimdan mektuplar aliyordum. Bir gun o grupta birlikte kura cektigim arkadaslarimdan birinin guneydoguda bir catisma sirasinda oldugu haberini aldigimda o kura gununu dusundum. Insanlarin hayatini belirleyen o siyah derin torbayi gordum, bir de spor salonunun tepesinde sanki bana bakarcasina duran o guvercin geldi aklima, gozlerime ise yas.

tuzla piyade okulu

Hava Kuvvetleri Komutanlığı

Askerligimin kalan bolumunu Ankara’da gecirdim. Birligim Hava Kuvvetleri Komutanligi Karargahi’ydi. Merkez Daire Baskanligi’na bagli olarak gorev yapacaktim. Yeni komutanimla ilk karsilasmam beni biraz rahatlatmisti. Tuzla’da gormeye alistigim kati disiplin kurallari uygulayan birine benzemedigini farkettim. Kendimi tanitirken sozumu hic kesmeden dinledi. Sonra bana uymam gereken kurallari soyledi. Gorevimiz karargahta yayinlanan aylik bir derginin sorumluluguydu. Sonraki gunlerde onun kisiligini kesfettigimde uniformasinin altinda dunya tatlisi bir insan buldum. Benim gozumde komutandan daha ote bir yerdeydi, bir abiydi. Cok gizli sirlarimizi bile paylastigimiz, birlikte gulup birlikte uzuldugumuz bir dosttu. Askeri kisiligi her zaman on plandaydi dogal olarak ama ast-ust iliskisinin bittigi saatten itibaren, yani uniformalarimizi cikartip sivillerimizi giydigimiz mesai bitiminden sonra aramizda bu hiyerarsi kalmiyordu. Ona her zaman “komutanim” diye hitap ediyordum, aramizdaki saygi cercevesinde kurulan dostlugun en keyifli bolumlerini merkezde birlikte calistigimiz diger astegmenlerin de katildigi sohbet anlarinda yasiyorduk. Benimle birlikte 4 astegmen daha calisiyordu ayni dairede. Digerleriyle kaynasmamiz cok kolay oldu. Ozellikle birisi kafama cok uygundu. O gunlerde baslayan askerlik arkadasligimiz bugunku sivil hayatimizda da devam ediyor Omer ile. Tuzla’dan Ankara’ya birlikte geldigimiz uc arkadasimla birlikte karargaha yakin bir yerlerde, Buklum Sokak’ta bir ev kiraladik. Gunduz kati kurallarin egemen oldugu bir ortamdaydik, aksamlari ise bambaskaydi. Alper ve Ahmet ile zamanimizin hemen tamamina yakin bolumunu birlikte geciriyorduk. Keyifli bir askerlik donemiydi bu benim icin ve gunler anlamadan geciyordu.

7 numaralı koltuk

Nobetimin olmadigi her hafta sonu solugu Istanbul’da aliyordum. Artik bu yolculuklar benim icin iki kisa durak arasi mesafeler gibiydi. Ancak bunlardan birinde olumun soguk nefesini ilk kez o kadar yakindan hissettim. Yine bir cuma gunu Istanbul’a gitmek icin evimizin yakinindaki bir seyahat sirketnin burosuna gidip bir bilet istedim. Saat 7 otobusunde bir kisilik yer ayirttim. Koltuk numaram da 7 idi. Otobuste fazla kalabalik yoktu. Hareketi beklerken bir arkadasimi gordum. O da Istanbul’a gidiyordu. Birlikte oturmak istedik, konusacak cok seyimiz vardi. Yanimdaki yolcuya durumu anlattim ve 5-6 sira arkadaki arkadasim ile yer degistirip degistiremeyecegini sordum. Kabul etmedi. Otobusun en arkasindaki bes kisilik koltuklarda iki bos yer oldugunu farkettim ve birlikte bu koltuklara oturduk. Arka siralardan bir kisi de benim bosalttigim 7 nolu koltuga gidip oturdu. Otobus Bolu yakinlarina geldiginde korkunc bir patlama sesiyle sallandi. On taraftan kirilan camlar bize kadar geldi. Barut ve agir bir duman kokusu vardi, bir de herkesteki panik, Insanlar kapiya dogru kosmaya basladi, on taraftan cigliklar geliyordu. Disari ciktigimizda valiz boslugunda acilan deligi gorduk. Bunun bir parca tesirli bomba oldugunu ogrendik. On iki sirada oturanlar cesitli yerlerinden yaralanmisti. Benden bosalan 7 nolu koltuga gecen kisinin dizinden kanlar akiyordu. Yaninda arkadasimla yer degistirmesini rica ettigim kisinin yuzu kan icindeydi. Polis ve istihbaratin otobuse ulasmasi yarim saati buldu. Yaklasik iki saat otobuste incelemeler yapildi ve hepimizin tek tek ifadesi alindiktan sonra baska bir otobusle Istanbula sabaha dogru gitmemize izin verildi. Ertesi gun teroristlerin sivil hedeflere duzenledigi sehir saldirilarinin basladigi haberleri vardi televizyon ekranlarinda. Bu saldirilarin ilk hedefi benim de icinde bulundugum 4 otobusten biriydi. Hareket etmeden once otobusun bagajina zaman ayarli, parca tesirli bir bomba konmustu. Ayni saatlerde 4 ayri otobuse yerlestirilen bombalardan bir benim bulundugum otobuse denk gelmisti. Diger otobustekiler bizim kadar (hele benim kadar) sansli degillerdi. Saldirilarda toplam uc kisi hayatini kaybetmis cok sayida kisi agir bir sekilde yaralanmisti. Ben ise tesaduf ya da sans kelimeleriyle aciklamaya calistigim bu olaydan bir cizik almadan kurtulmustum. Sonraki yolculuklarimda 7 numarali koltukta nedense hic yer ayirtmadim.

Özgürlüğe 25 kala

Askerligimin bitimine cok az bir sure kala sivil hayata geri donme hazirliklarina baslamistim. Uzerimde 12 ay tasidigim uniformamdan kurtuluyordum yakinda. Bu kati disiplin ortamini terkedip alistigim yasam duzenine gecmeme 25 gun kalmisti.

Yine bir hafta sonu tatillerinden biriydi. Istanbul’daydim, Rumelihisari’nda arkadaslarimla sohbet ediyorduk. Karsimda oturan bir kisinin elindeki gazetenin mansetini okumustum ama ne anlam ifade ettigini birkac dakika sonra kavrayabildim. Gazetenin mansetinde “Terhisler ertelendi.” basligi vardi. O an bulundugum sivil ortamdan olsa gerek kendi uzerime hic almadim bunu. Yani asker oldugum bir an icin aklima gelmedi. Olayi kavradigimda soguk bir ter kavradi bedenimi, gazeteyi isteyip haberi okudum. PKK ile yurutulen operasyonlar nedeniyle o donem askerligini yapanlarin terhislerinin 5 ay sureyle ertelendigi kararini iceren bu haberin satirlarini defalarca okudum. Dogru olmamasi icin dua ediyordum.

Cumhuriyet Gazetesi’nde aldim solugu. Belki de abartiliyor diye dusundum. Belki de boyle bir karar vardir ama henuz uygulamaya girmemistir dedim kendi kendime. Ama butun bunlar bos bir avuntuydu. Gercegi farkettigimde 25 gun sonra baslayacak sivil yasamim, planlarim, cikacagim tatil, yapmayi hayal ettigim seyler, hersey ertelenmisti. Yikilmistim…

Boyle bir kararin askerligimin bitmesine 25 gun kala alinmasinin ne anlama geldigini sorup durdum kendime, sorularimin hepsi cevapsizdi. Tegmen rutbesine yukselmistim, bir de plaket vermislerdi bize, “Bu olaganustu sartlarda gosterdigimiz ozveri ve sadakate” TSK’nin bir tesekkuruydu bu plaket. Bundan sonra 5 ay suren uzatmali askerlik donemim basladi. 8 ay dusuncesiyle geldigim, elimi verip kolumu kaptirdigim, bir turlu bitecegine kendimi inandiramadigim 17 aylik bu uzun askerlik donemim 1994’un eylulunde sona erdi.




2 Comments

  1. fatma 23/01/2008 at 13:02

    (((…ya gerçekten askerlik yapmak çok güzel birşey.ben bir bayan olarak askere gitmeyi çok istiyorum.şu an 18 yaşında ve meslek yüksek okulu okuyan bir öğrenciyim.ama okulum bittiğinde dikey geçiş sınavına giricem.4 yıllık lisans eğitimimi tamamlıycam.ardındanda teğmen olmak istiyorum.tabi bu mümkünmü onu bilmiyorum.ama şimdiden araştırmalar yapmaya başladım.inşallah bende her türkoğlu gibi vatanım için elimden gelen herşeyi son nefes ve son damla kana kadar yapıcam…)))

    Reply
  2. kerem 17/12/2009 at 17:49

    benımde bır askerlıgım vardı hayatımda yaptıgım en buyuk hata ve anlamlı bir fedakarlık içeren durum

    Reply

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir