Cumhuriyet Günleri
Cumhuriyet Gazetesi’nde calistigim gunleri hayatimin sonuna kadar unutmayacagim. Ama hatirladiklarim sadece yasanmis guzellikler degil. Gazetenin kotu gunlerine de tanik oldum. Ozellikle 1992 yilinda patlak veren tatsiz gelismeler o yillarda Cumhuriyet ile yakindan, uzaktan ilgisi olan herkesi etkilemisti. Ama saniyorum kimse calisanlar kadar etkilenmedi bu olaydan. Zirvede yasanan bu olaylar sonucunda Cumhuriyet agir darbe yedi. Bu darbenin izlerini bugun hala tasidigina inaniyorum. Olaylar nedeniyle okur protestosuyla karsilasmistik ve trajda ciddi bir dusus yasaniyordu. Hersey, gazetenin sahibi Nadir Nadi’nin olumunden sonra basladi. Ic cekismeler yillardir suruyordu ancak Nadir Nadi hayattayken kimsenin boyle bir hesaplasma icin kollari sivamaya yanasamayacagi da biliniyordu. Genel Yayin Yonetmenimiz Hasan Cemal’di. Fakat bir de Yayin Kurulu adi altinda bir yapilasma vardi. Bu kurul Cumhuriyet’in temel politikasini belirliyordu, kurulun en guclu ismi de hic kuskusuz Ilhan Selcuk’tu. Cemal’in amaci yetkilerini daha rahat kullanacagi bir ortam hazirlamakti, ancak Selcuk ve grubunun buna izin vermeyecegini de biliyordu. Bu temel cekisme, Osman Ulagay’in bir yazisinin yayinlanip yayinlanmamasi tartismasiyla patlak verdi. Bu aslinda sorunun cok kucuk bir parcasiydi ve iki grup arasindaki gorus ayriligini gidermesi beklenen, gazetenin Nadir Nadi’nin olumunden sonra en buyuk hisse sahibi olan Emine Usakligil tavrini Hasan Cemal’den yana kullandi. Ilhan Selcuk ve grubu bunun uzerine istifa etti. Olay, detaylarina girmeden genel olarak buydu. Hasan Cemal gazeteyi daha yenilikci bir yapiya donusturmek, kadroyu degistirmek, mizanpaji yenilemek istiyordu. Ilhan Selcuk ve diger yazar ve calisanlar ise bunun Cumhuriyet’in cizgisini degistirmek anlamina geldigini ve kimsenin buna gucunun yetmeyecegi gorusundeydi.
Tepede patlak veren bu kavganin gelismeleri gazetenin koridorlarinda kulaktan kulaga yayiliyordu. Herkes olaylarin ne gibi zararlar doguracaginin farkindaydi. Kadronun hemen hemen tamamini olusturan bir bolumu istifa karari aldiginda olayin ciddiyetini herkes daha iyi anladi. Bir gun icinde gazete bosaldi. Cumhuriyet ile ismi ozdeslesmis pekcok yazar, muhabir, teknik kadro Hasan Cemal ve grubunun tavrina bu hareketle cevap verdi.
Toplu istifa olayini ogrendigimde ISKI’de donemin baskani Ergun Goknel ile bir roportajdaydim. Dondugumde neredeyse kimse kalmamisti. Gordugum birkac kisi ise raflarindaki esyalari kutulara yukluyordu. Ben istifa etmeyip calismaya devam eden gruptaydim. Zirvede yasanan bu kavga dogal olarak beni de etkileyecekti. Istifa ederek gazeteyi ucurumun kenarina suruklemenin anlamsizligina inaniyordum. Ayrilanlarin hemen tumu yakindan tanidigim cok da sevdigim kisilerdi. Benim meslege baslamama neden olan Yalcin Bayer’den sefim Kemal Kucuk’e kadar sevdigim, guvendigim herkes Cumhuriyet’ten bir gun icinde ayrilmisti ve benim calismaya devam etmem onlarla aramada bir soguklugun yasanmasina neden olmustu. Adi konmamis bir tavirdi bu. Onlara ihanet ediyordum belki de ama onlarin bu toplu hareketi icinde hissetmiyordum kendimi. Yani istifa ederek ayrilmamin Cumhuriyet’e yapilacak asil ihanet olacagini dusunuyordum. Bu karsit grubun bir neferi oldugum anlamina da gelmiyordu. Tek dusuncem o gunlerde benim icin hayati onemi olan Cumhuriyet’i terkedemeyecegim, ona ihanet edemeyecegimdi.
Istifa olayindan sonra Cumhuriyet belki de tarihinin en karanlik gunlerini yasiyordu. Hergun yazisini gormeye alistigim Ugur Mumcu’nun “Gundem”i , Ilhan Selcuk’un “Pencere”si yoktu, severek okudugum yurtdisi muhabirlerinin pazar yazilari yayinlanmaz oldu. Karikaturistlerin o cizgilerinin yerine hic de tanidik olmayan yeni goruntuleri gorur olduk. Sayfa duzeni degismisti, bu bana gore olumlu bir degisimdi ve benim gozume daha iyi gorunuyordu ama icerik bombostu. Herkes onlarsiz Cumhuriyet’in Cumhuriyet olamayacagini biliyordu. Bu durum okur tepkisiyle de butunlesti. Gazete okumama kampanyalari baslatildi. Traj cok komik rakamlara dusmustu. Cumhuriyet okuru gucunu burada cok aci bir bicimde gosterdi. Gazetenin gercek sahipleri onlardi aslinda. Sonralari calistigim hicbir ortamda rastlamadim boyle bir okur kitlesine. Haberde bir imla hatasi gorduklerinde ararlardi. Katilmadiklari gorus oldugunda gazeteyi telefon yagmuruna tutarlardi. Kapalicarsi’dan Eminonu’ne yururken ugrayip cay icen hal hatir soran okurlarla cok karsilastim. Bu kitlenin tutumu yeni yoneticilerini de korkutuyordu.
Ilk gunlerde her zamankinden daha fazla calismamiz gerekiyordu. Kadronun tamamina yakinin ayrilmasi nedeniyle herkes her isi yapiyordu. Cok gecmeden yeni isimler gelmeye basladi. Bir sure sonra sistem rayina oturdu. Gazeteyi yapiyorduk ancak satacak kimse yoktu.
Bu durum birkac ay boyle devam etti. Hissedarlar arasinda yeni bir yonetim olustu ve yetkiler Emine Usakligil’in elinden alindi. Bu “yenilikci” grubun da sonu oluyordu. Toplu istifa, boykot ise yaramisti. Gazeteyi birkac ay yoneten bu grubun artik gitme zamani gelmisti.
Birgun masama oturdugumda bir zarf gordum. Ayni zarftan her masanin uzerinde vardi. Emine Usakligil imzali bir veda notu vardi icinde. Ozetle yonetimde devir teslim zamaninin geldiginden bahsediyordu ve istifa edip ayrilan grubun yonetime geri donecegini yaziyordu. O gun kendisinden hic de gormeye alisik olmadigimiz bir tavirla calisanlarla tek tek vedalasti, ardindan digerleriyle vedalastik. Yeni bir devir teslim toreni gibi birseydi bu yasadiklarimiz. Birkac ay once gazeteden ayrilan grup Cumhuriyet’e girdiginde hemen hepsinde savas kazanmis yurekli komutan havasi vardi. Bir anda gidenlerden bosalan masalar kapildi, gorev dagilimi kisa surede yapildi. Cumhuriyet eski kimligine burunmustu ancak aldigi darbeyi uzerinden atmasi mumkun olmadi. Kaybolan traj bir daha hic tutturulamadi. Ciddi gelir kaybi yasaniyordu. Zaten istifa olayindan sonra yasanan mali bunalim nedeniyle maaslarimizi alamiyorduk, bu durum devam etti. Bes parasiz aylarca calistik. Bu arada istifa eden kadronun tamami donmemisti. Bir bolumu baska yerlerde ise baslamisti, donen ekip yarali donmustu bir anlamda.
Birkac ay bu durumda devam ettim calismaya ama huzursuzdum, eskisi gibi yaptigim ise konsantre olamiyordum. Yasanan tatsizliklar gazeteye ve kadroya olan guvenimi yikmisti. Cumhuriyete bu kadar zarar verdikten sonra yonetime gecip batan gemiyi kurtarma girisimlerine burunmek bana samimi gelmiyordu.
Careyi askere gitme karari almakta buldum. Askerlik subesine gidip islemlere basladigimda gazetecilige 1.5 yillik bir ara veriyordum.
“Unutmayacağız…”
Gazetede yasadigim tatsiz gunler sadece bundan ibaret degil. Yasadigim bir gun, 24 Ocak 1993, herkes gibi bende de cok derin bir iz birakti.
Ugur Mumcu’nun olduruldugu gundu bu. Pazar gunuydu. Her zamanki gibi gazete sessizdi. Birkac kisinin disinda kimse yoktu ortalikta. Ben istihbarat servisinde tektim ve gazetelerin Pazar eklerini okuyup bir yandan da polis telsizini dinliyordum. Ogle saatleri olsa gerek haber merkezi calisanlari ortalikta yoktu. Yazi isleri kati garip bir sessizlik icindeydi. Arada bir telefon caldikca ben haber merkezi masasina gidip cevap veriyordum. Haber merkezindeki kirmizi telefonlardan biri yine caliyordu. Arayan Ankara burosundandi. Sesindeki panigi hatirliyorum. Once Haber Muduru Mustafa Balbay’i sordu yerlerinde olmadigini soyleyip kendimi tanittim. “Ugur Mumcu’ya suikast yapildigini ogrendik az once” dedi. Soru soramadan telefonu kapatti. Sokla karisik bir panik duygusuydu o an yasadiklarim. Tek bildigim Ankara’dan gelen bu mesaji gazeteye duyurmam gerektigiydi. Etrafta hala kimse yoktu, yemekhaneye dogru kosarken, teleks servisinden “flas” haber gecildiginde makinalarin cikarttigi ozel zil sesini duydum. Anadolu Ajansi olayi tek cumleyle geciyordu. Olayi duyan herkes bir anda haber merkezinde toplandi, cok kalabalik degildi gazete ama teknik calisanlardan gazetenin bekcilerine kadar o anda herkes ikinci kattaydi. Ankara ile baglantilar kuruldu. Insanlarin yuzunde sok vardi, kimse konusamiyordu. Genel Yayin Yonetmeni Ozgen Acar, haberin dogru oldugunu ve Ugur Mumcu’nun yasamini yitirdigini soyledi bize. Uzunca bir sure oturdugumuz yerde kaldik, gozleri dolanlar oldu, hickira hickira aglayanlar vardi.
Ilk soku yasiyorduk ve Ozgen Acar gazetenin yeniden hazirlanacagini herkesin bu konuda calismasi gerektigini soyledi. Mumcu’nun arsivden yazilarini cikarma isi bana verilmisti. Kisa surede calisanlar Cagaloglu’ndaki merkeze geldi. Her gelenin yuzunde ayni sok ifadesi vardi, kimse konusmuyordu. Arsivden dondugumde gazetenin yazi isleri katinda buyuk bir kalabalik vardi, olayi duyan herkes Cumhuriyet’in Cagaloglu’ndaki merkezine geliyordu, vali, belediye baskani, sanatcilar, okurlardan olusan buyuk bir kalabalik vardi ikinci katta. Gelenler bahcede toplanmaya basladi. Kimse olayin dogru olduguna inanmak istemiyordu. Aksam oluyordu ve gazetenin bahcesini okurlar doldurmustu. Okuldan cikan ogrenciler vardi aralarinda, alisveristen donerken haberi duyanlar, herkes bahcede toplaniyordu. Bir ilkokul ogrencisi dikkatimi cekti o kalabaligin icinde. Babasinin elinden tutmustu. Gazete binasinin bahcesindeki eski konagin ahsap cephesine elindeki tebesirle birseyler yazdi. “Unutmayacagiz”. Kucuk kizin yazdigi bu tek kelime ertesi gunku gazetenin mansetiydi. Gelenler gitmiyordu, gecenin gec saatlerinde bu kalabalik gazetede kalmaya karar verdi. Ertesi gun hava agirirken koltuklarda, merdivenlerde oturan insanlar birkac gun gazeteyi terketmedi.
Ugur Mumcu ile ne yazik ki cok yakin bir iliskim olmadi. Yalova’daki bir tarikatin haberini yaparken onu birkac kez aramistim, bana haberde adi gecen tarikatla ilgili bir dosya verdi, gecmiste bu konuyla ilgili yazilarini okumami isterdi. Yine “Islami Kardesler Orgutu”nun kasasi olarak anilan bir kisiyle yaptigim roportajdan sonra beni arayip adi gecen kisi hakkinda bilgi istemisti. Bir de kuran kurslariyla ilgili bir haberimi kosesinde kullanmisti, bu telefon konusmalarimizin disinda Istanbul’a geldiginde birkac kez yemekhanede karsilasip selamlasmistik. Onun yazilarini araliksiz okuyan biriydim. Gazeteyi ilk elime aldigimda yaptigim ilk is kosesini okumak olurdu. Onun olumunden sonra cok sey degisti.
1993 yilinin nisan ayinda askerdim. Cumhuriyet’ten izinli ayrildim. Bu ayrilik askerlik bittiginde de devam etti. Dondugumde gazetede daha fazla calisamayacagima karar verdim. 12 Eylul 1994 gunu Cumhuriyet’in Genel Yayin Koordinatoru Hikmet Cetinkaya ile konustuktan sonra istifa dilekcemi personel mudurlugune verdim. Kolay olmamisti Cumhuriyet’ten ayrilisim. Baska bir ortamda gazetecilik yapmayi hic dusunmemistim. Eminim Cumhuriyet’i bir sekilde birakmaya karar veren digerleri de bu duyguyu yasamislardir. Orasi bir okuldu, evimizdi bir anlamda. Ama yasanan tatsiz olaylar o guzel gunleri sildi goturdu. Artik yeni bir yasam basliyordu yeni bir adreste, bu adresin adi Yeni Yuzyil’di.
İlgili Konular
anılar, cumhuriyet, gazeteBu yazılar da ilginizi çekebilir!
Sivas, ozel tim-PKK kiskacinda
Sivas- PKK yaklasik iki yildir sistemli bir sekilde Sivas’ta varligini surduruyor. 12 Eylul’den sonra milliyetci-muhafazakar yapiya burunen Sivas halki PKK’ya sicak bakmiyor. Ama silah zoruyla da olsa kirsal kesimde orgute lojistik destek saglaniyor. Guvenlik gucleri bu destegi kirabilmek icin bolgeyi ablukaya almis durumda. Halk bir yandan PKK’dan kendilerini korumanin yollarini ararken, bir yandan da askere hedef olmamaya calisiyor.Ozellikle alevi nufusun yasadigi koylere potansiyel suclu gozuyle bakiliyor. PKK terorunun estigi bu bolgede halk ozel timden de tedirgin gorunuyor. Bu tedirginligi en cok hissedenlerden biri de Divrigi Belediye Baskani Muharrem Yagbasan. Baskana gore mezradaki her koyluye suclu gozuyle bakiyor ozel tim. Yagbasan, koylulerin PKK ile guvenlik gucleri arasinda sikistigini, ozel timin PKK ile mucadele ederken vatandasa zarar vermemesi gerektigini soyledi. Bolde halkinin PKK’dan nefret ettigini ve orgutun Sivas’ta aradigi destegi bulamayacagini soyleyen Yagbasan sunlari dedi: “Burada koyluler PKK’ya destek sagladiklari gerekcesiyle goce zorlaniyor. , Guvenlik gucleri koylulerin yaz aylarinda yaylaya ciklamalarini yasakliyor. Guneydogu’dan gelen ve hayvancilikla ugrasan insanlarin yaylaya cikmasina izin verilmiyor. Ozel tim vatandasi sorguluyor. Devlet gorevlisi, vatandasin dini inancina karisamaz. Burada vatandasin inanci sorgulaniyor. Bu planliu bir uygulama, amac koyluleri tedirgin etmek.”
Divrigi’nin 18 kilometre kuzeyindeki Agilcik koyu operasyonlardan en cok etkilenen koylerden biri. Muhtar Muharrem Kilic, devam eden operasyonlar nedeniyle PKK ve guvenlik gucleri arasinda kaldiklarini belirtiyor. PKK’ya yardim ettigi gerekcesiyle bir cobanin kecelerinin yakildigini ve koyden iki kisinin gozaltina alindigini soyluyor. Divrigi CHP Ilce Baskani Zeynel Yayla da sunlari anlatiyor: “Mezrada ve koylerde yasayan insanlarda huzur kalmadi. Gece bazi kisiler koye gelip ekmek ve as istiyorlar. Vatandas da korkusundan veriyor. Sabah guvenlik gucleri gelip bu kisiyi eliyle koymus gibi bulup aliyor. Bu bolgede yasayanlar rencide ediliyor. Guvenlik guclerini gorevi bolgede huzur ve guveni olusturmak.”
PKK’nin varligini en cok hissttirdigi Zara da da durum ayni. Operasyonlar nedeniyle gectigimiz gunlerde ilceye alay seviyesinde bir birlik kaydirildi. Zara Belediye Baskani Aydin Kurt, askerlerin Zara’ya yerlesmesinden halkin guc aldigini soyluyor. Operasyonlar nedeniyle pek cok koyun bosaltildigini kaydeden Kurt, halkin Zara’ya goc ettigini ve ilce nufusunun 16 binden 25 bine ulastigini belirtiyor.
İlgili Konular
gazete, yeniyüzyılBu yazılar da ilginizi çekebilir!
Amerikalının petrol sevdası
Petrole olan dış bağımlılığa son vermek bir Amerikan başkanının halkına bulunabileceği son vaatlerdendir. Bu, Washington’ın yazılı olmayan siyasi kuralları arasındadır. Amerikan halkının petrole bağımlılığını değiştirmeye siyasi kararlar yetmez. Son 30 yıldaki başkanlara göz atmak yeter. Richard Nixon, Jimmy Carter, Ronald Reagan ve Bill Clinton petrol tüketimini azaltmayı hedeflemiş ama bunu başaramadan Beyaz Saray’dan ayrılmışlardı. Amerikan halkının petrol bağımlılığı Bush’un bu yılki ‘Ulusa Sesleniş’ konuşmasında tescillendi. Bush, dış kaynaklı petrol bağımlılığını azaltmayı kendine hedef seçtiğini söyledi. Kendisinden duymaya alışık olmadığımız sözlerdi bunlar. Petrol ile haşır neşir olmuş, geçmişinde petrol şirketlerinin yönetimlerinde yer almış bir başkan böyle diyorsa ciddiye almakta fayda var.
Petrol fiyatlarında son dönemdeki artış Amerikan ekonomisinde alarm zilleri çaldırıyor. Bugün önlem alınmazsa Amerika’nın 2025′te durumu karanlık gözüküyor. Ülkenin petrol bağımlılığının ilk sinyalleri 1970′lerde ortaya çıktığında tüketilen petrol günlük 17 milyon varili aşmıyordu. Bugün bu rakam 20 milyon varile ulaştı. Petrol ithalatı son 30 yılda yüzde 35′ten yüzde 60′lara çıktı. Ama Bush’un yeni enerji planı ve radikal önlemler alması halinde bile Amerikalıların bol silindirli araçlarından vazgeçeceği görüşünü kimse gerçekçi bulmuyor. Elektrik enerjisiyle çalışan araçlar yıllardır piyasada. Lakin Amerikalılar konforlu araçlarından inip, küçük elektrikli araçlara binmek istemiyor.
Bu alanda dışa bağımlılığı azaltmanın tek yolu teknolojiden geçiyor. Yani yeni yakıt türlerinin günlük yaşama uygulanması gerek. Bunlardan biri halen Brezilya’da başarıyla kullanılan bitkisel kaynaklı etanol. Ama bu araçları Amerika’da pazarlamak o kadar kolay değil.
Dolayısıyla Amerikan otomotiv devlerinin etanollü yakıtları tüketecek araçlar üretmesini beklemek de hayal.
Petrole bağımlılığı her geçen gün artan Çin ve Hindistan’ı unutmamakta fayda var. Ýran’la yaşanan krizin savaşa dönüşmesi halinde bugün varili 60-70 dolar civarında seyreden petrolün 100 doların üzerine fırlayacağı herkesin dile getirdiği bir olasılık.
Amerika’da en çok sevdiğim gün
Yeni yılla birlikte kendime bir takvim aldığımda, önce şubat ayının sayfalarını açarım. Ve şubatın ilk pazarını kırmızı kalemle işaretlerim. Bu, o gün arabama atlayıp kentin boş sokaklarında gönlümce gezeceğim, tenha mağazalarda sıra beklemeden alışveriş yapacağım anlamına gelir. Bu durum diğer Amerikan kentleri için de geçerlidir. Bugün geleneksel ‘Super Bowl’ yani Amerikan futbol liginin şampiyonluk maçının yapıldığı gündür. Amerikalılar televizyonlarının başına kilitlenir. Bu kez de 5 Þubat’ta 133 milyon Amerikalı televizyonlarının başındaydı. Evlerde mangallar yakıldı, tavuk kızartmaları, hamburger, cips ve biradan oluşan mönü eşliğinde şampiyonluk maçı izlendi. Amerikan futboluyla ilgisi olmayan benim gibiler de trafiksiz yolların keyfini çıkardı.
14 Subat 06
İlgili Konular
abdBu yazılar da ilginizi çekebilir!
Bizi izliyorlar
Bunlara yanit aramaya basladi ama her seferinde agzini kapatmasi ogutlendi buyukleri tarafindan. Meraki onu terketmedi. Tanri, doga ve insan uzerine yogunlastikca cevabini bulamadigi yeni sorular cikiyordu karsisina. Antik caglara ait dinsel metinlerde tanrilarin gokten arabalariyla yeryuzune indiklerini okumustu. Gercek bir tanrinin yeryuzune inebilmesi icin boyle bir araca ihtiyaci var miydi? Diger antik cag toplumlarinin da boyle inanclarinin olup olmadigini arastirdi. Her arastirmasinda benzer bulgularla karsilasti. Calismalarini bir kitapta topladi. Kitap 28 dile cevrildi, yuzlerce baskisi yapildi. Kitabin adi “Tanrilarin Arabalari”ydi, yazari da Erich Von Daniken’di.
Kimine gore bir hayalperestti o. Bilinmeyeni bilinir kilan bir misyon adami diyenler de var ona, ya da modern bir masalci.
Gectigimiz gunlerde Fenomen Dergisi ve Cep Yayinlari’nin konugu olarak iki gunlugune Istanbul’a gelen Daniken, yine ilginc gorusler atti ortaya.
Erich Von Daniken artiHaber’in sorularini cevapladi:
Soru: Size gore binlerce yil once uzaydan bir takim yaratiklar dunyayi ziyaret ettiler. Yildizlar arasi mesafe cok buyuk. Bu dunya disi varliklar bu mesafeyi nasil astilar? NASA, gelecekte bunun bir benzerini gerceklestirmeyi dusunuyor mu?
Daniken: NASA’nin bu konuyla ilgili bir projesi bulunuyor. Uzayda bir istasyon insa edilecek ve bu istasyon yildizlara yolculugun ilk noktasi olacak. Bu istasyon 10 isik yili mesafesini 500 yilda katedecek. Zaman cok uzun. Bu nedenle bu tur yapilar kusak yapilari olacak. Bu istasyonun icinde insanlar evlenecek, yeni nesiller yeryuzune yetisecek. Bu nesiller yeryuzune karsi hic ozlem duymayacak cunku yeryuzu diye birsey bilmeyecek. Bu istasyonlar Samanyolu’nu izleyerek insan soyunu yildizlara tasiyacak.
Soru: Ayni sistemi binlerce yil once kesfedenler boyle bir yolculuga cikmis olabilirler mi?
Daniken: Binlerce yil onceki Vimana adi verilen kutsal Hint kaynaklarinda bundan bahsediliyor. Dunyanin etrafinda devasa kentlerin bulundugu, bu kentlerden cikan kucuk araclarin dunyayi ziyaret ettigi belirtiliyor. Bugunku sorunumuz ise kendimizden yuksek bir uygarlikla karsilastigimizda bunu tasvir edemeyisimizdir.
Soru: Eski caglarda bir takim yaratiklarin dunyayi ziyaret ettiginden nasil emin olabiliyorsunuz?
Daniken: Bes bin yil oncesinin kutsal metinlerinde gokten gelen bazi araclar tasvir ediliyor. Bunu eski Sumer yazitlarinda gormek mumkun. Orta Amerika’daki butun kavimler tanrilarin goklerin icinde bulutlarin arasinda oturduklarina, bunlarin buyuk bir ates topuyla yeryuzune ineceklerine inaniyorlardi. Dogal olarak insanlar bu yaratiklara tanri gozuyle baktilar ve onlari tasvir ettikler. Birbirinden binlerce kilometre uzakliktaki bu medeniyetlerin hepsi de gokte yasayan varliklari taniyorlardi. Atalarimiz uzaylilarin varligina inanmislardi. Onlar da varliklarini bize gosterebilmek icin geride birtakim izler birakti.
Soru: Nedir bu izler?
Daniken: Bu izler o kadar cok ki saymakla bitmez. Ornegin Fransa’nin guneyinde belirli bir dogrultuda kilometrelerce uzayan bir hatta bulunan buyuk taslar var. Efsaneye gore bunlarin Romali askerlerin taslasmis hali oldugu da one suruluyor. Ama gercek baska. Tas sutunlar rastgele burada durmuyor. Belirli aciya gore yerlestirilmis. 5 bin yil once bu taslar buraya yerlestirildiginde atalarimiz geometriden habersizdi. Ama bu taslarin siralanisi incelendiginde bir geometrik sistem icinde olduklari goruluyor. Geometrik tas duzenlerinin yardimiyla dunya disi yaratiklar kendilerinin nasil varliklar olduklarini gelecek nesillere anlatmak istediler. En buyuk kesiflerden biri de Meksika’nin Palenke bolgesinde yapildi. Burada bir tapinagin zemininde 3.80 metre eninde 2.20 metre boyunda 10 tonluk bir levha bulundu. Bunun uzerine bir teknolojinin figurleri kazinmisti. Bilim adamlari bununla ilgili bir yigin aciklama yapti hepsi cok gulunc ve sapma.
Soru: Arastirmalariniz buyuk bir bolumu Peru’daki Nazca cizgilerinde yogunlasti.
Daniken: Nazca, Lima’nin 470 kilometre guneyinde kucuk bir kasaba. Piste benzeyen genis ve uzun geometrik sekillerle cizgiler bulunuyor. Cizgilerin bir tarafinda daglar var. balik, insan, kus, maymun figurleri de var. Bilim adamlari bunlarin kabile sembolleri oldugunu iddia ediyor. Eger bu sekilleri o yillarda yasayan kabileler cizdiyse niye kendi gorebilecekleri bir bicimde cizmediler. Cunku bu cizgiler sadece havadan gorunuyordu. Cizgiler 25 kilometre uzunlugundaydi ve daglari asarak bir noktada birlesiyordu. Bu noktada ise birbirini kesen ince ve uzun cizgiler de bulunuyordu. Genis pistler 3 kilometre uzunlugundaydi. Figurleri insa edenler de bize bazi mesajlar birakmislardir. Bu figurlerdeki yaratiklarin bir eli gokyuzunu bir eli yeryuzunu gosteriyor. Bu cizgilerin ne anlama geldigini ben de bilmiyorum ama bunlar binlerce yil onceki bir uygarligin eseri. Daglarin uzerinde dijital bir kodlamaya benzer bazi isaretler de var. Basini her soylenene sallamaktan baska birsey yapmayan insanlar bunlari gormemekte direniyor.
Soru: Bilim, uzayda varolduklari iddia ettiginiz canlilarla ilgili gercekleri neden sakliyor? Bilim adamlari yoksa sizi ciddiye almiyor mu?
Daniken: Gayet durust ve tutarli bilim adamlari var. Ama gercegi insanliktan saklamak icin buyuk gayret gosteren bilim cevreleri de var. Bunlar insanligin uzayli varliklar hakkinda bilgi edinmesini istemiyorlar. Eski yazitlari ceviren kisiler kamuoyunu yaniltti. Gercekleri sakladilar. Dunya disinda herhangi bir yapay nesne gorduklerinde bunu aciklamamaya kararlilar. Toplumun sok gecireceginden korkuyorlar. Boyle bir bilgi aciklandiginda toplum yapisinda kaymalar olabilir diye korkuyorlar.
Soru: Dunya disi varliklar neden arkalarinda somut izler birakmadilar?
Daniken: Dunya disi varliklarin biraktigi bilgiler bizim genlerimizde sakli. Geriye bir bilgi birakmis olsalar bu bilginin en az iki kosulu yerine gerceklestirmis olmasi gerekiyor. Binlerce yil yok olmayacak nitelikte olmasi gerekiyordu. Ikincisi bu bilgiye ilk ulasan kusagin uzayi taniyan onu kesfe cikan bir kusak olmasini istediler. Bu bilginin ulasacagi adres teknolojik duzeye ulasmis olan kusakti. Biz bu isaretleri almayi basaran ilk kusagiz. Bilgiler biryerlerde bunlari arayip bulmaliyiz. Dunya gizemli olaylarla dolu. Bunlarin hepsi bazi varliklarin dunyayi ziyaret etmis olduklarini gosteriyor. Bu varliklar o zamanlar tekrar dunyaya doneceklerini insanlara bildirmisler.
Soru: Turkiye’de gizemli diyebileceginiz yerler var mi?
Daniken: Nemrut Dagi’ndaki tumulus… Kimse bu tumulusun altinda neyin oldugunu bilmiyor ve arastirmiyor.
Soru: Dunya disi canlilar bugun niye yoklar?
Daniken: Onlarin burada olduklarini ve bizi gozlediklerini biliyorum. Onlari gormeye hazir olmadigimiz icin varliklarini gizliyorlar.
Soru: Baska dunyalardan gelenlerin bize sok yasatmak istemediklerini belirtiyorsunuz. Binlerce yil once geldiklerinde o gunun insanlari nasil bir sok yasadi?
Daniken: Biz herseye at gozluguyle bakiyoruz. Eski toplumlar kendilerinden baska bir suru seyin evrende var oldugunu kabul ediyordu. Onlar bu tur bir olguyu iclerine indirebiliyorlardi. Bunlar zamanimiza aktarilirken tanrilar olarak bildirildi. Ozellikle bilim adamlarinin UFO’larla ilgili birsey konusmak istememeleri komik degil mi? Bunun bilinmesi tum dunyanin cokmesi demektir. Onlar hala oyle goruyorlar.
Kati bir Katolik okulunda egitim goruyordu. Incil metinlerini Latince’den Ingilizce’ye ve Almanca’ya cevirirken bazi konular dikkatini cekti. Cevaplandiramadigi bir suru soru duruyordu karsisinda. Bunlara yanit aramaya basladi ama her seferinde agzini kapatmasi ogutlendi buyukleri tarafindan. Meraki onu terketmedi. Tanri, doga ve insane uzerine yogunlastikca cevabini bulamadigi yeni sorular cikiyordu karsisina. Antik caglara ait dinsel metinlerde tanrilarin gokten arabalariyla yeryuzune indiklerini okumustu. Gercek bir tanrinin yeryuzune inebilmesi icin boyle bir araca ihtiyaci var miydi? Diger antik cag toplumlarinin da boyle inanclarinin olup olmadigini arastirdi. Her arastirmasinda benzer bulgularla karsilasti. Calismalarini bir kitapta topladi. Kitap 28 dile cevrildi, yuzlerce baskisi yapildi. Kitabin adi “Tanrilarin Arabalari”ydi, yazari da Erich Von Daniken’di.
Kimine gore bir hayalperestti o. Bilinmeyeni bilinir kilan bir misyon adami diyenler de var ona, ya da modern bir masalci.
Gectigimiz gunlerde Fenomen Dergisi ve Cep Yayinlari’nin konugu olarak iki gunlugune Istanbul’a gelen Daniken, yine ilginc gorusler atti ortaya.
Erich Von Daniken artiHaber’in sorularini cevapladi:
Soru: Size gore binlerce yil once uzaydan bir takim yaratiklar dunyayi ziyaret ettiler. Yildizlar arasi mesafe cok buyuk. Bu dunya disi varliklar bu mesafeyi nasil astilar? NASA, gelecekte bunun bir benzerini gerceklestirmeyi dusunuyor mu?
Daniken: NASA’nin bu konuyla ilgili bir projesi bulunuyor. Uzayda bir istasyon insa edilecek ve bu istasyon yildizlara yolculugun ilk noktasi olacak. Bu istasyon 10 isik yili mesafesini 500 yilda katedecek. Zaman cok uzun. Bu nedenle
bu tur yapilar kusak yapilari olacak. Bu istasyonun icinde insanlar evlenecek, yeni nesiller yeryuzune yetisecek. Bu nesiller yeryuzune karsi hic ozlem duymayacak cunku yeryuzu diye birsey bilmeyecek. Bu istasyonlar Samanyolu’nu izleyerek insan soyunu yildizlara tasiyacak.
Soru: Ayni sistemi binlerce yil once kesfedenler boyle bir yolculuga cikmis olabilirler mi?
Daniken: Binlerce yil onceki Vimana adi verilen kutsal Hint kaynaklarinda bundan bahsediliyor. Dunyanin etrafinda devasa kentlerin bulundugu, bu kentlerden cikan kucuk araclarin dunyayi ziyaret ettigi belirtiliyor. Bugunku sorunumuz ise kendimizden
yuksek bir uygarlikla karsilastigimizda bunu tasvir edemeyisimizdir.
Soru: Eski caglarda bir takim yaratiklarin dunyayi ziyaret ettiginden nasil emin olabiliyorsunuz?
Daniken: Bes bin yil oncesinin kutsal metinlerinde gokten gelen bazi araclar tasvir ediliyor. Bunu eski Sumer yazitlarinda gormek mumkun. Orta Amerika’daki butun kavimler tanrilarin goklerin icinde bulutlarin arasinda oturduklarina, bunlarin buyuk
bir ates topuyla yeryuzune ineceklerine inaniyorlardi. Dogal olarak insanlar bu yaratiklara tanri gozuyle baktilar ve onlari tasvir ettikler. Birbirinden binlerce kilometre uzakliktaki bu medeniyetlerin hepsi de gokte yasayan varliklari taniyorlardi. Atalarimiz uzaylilarin varligina inanmislardi. Onlar da varliklarini bize gosterebilmek icin geride birtakim
izler birakti.
Soru: Nedir bu izler?
Daniken: Bu izler o kadar cok ki saymakla bitmez. Ornegin Fransa’nin guneyinde belirli bir dogrultuda kilometrelerce uzayan bir hatta bulunan buyuk taslar var. Efsaneye gore bunlarin Romali askerlerin taslasmis hali oldugu da one suruluyor. Ama gercek baska. Tas sutunlar rastgele burada durmuyor. Belirli aciya gore yerlestirilmis. 5 bin yil once bu taslar buraya yerlestirildiginde atalarimiz geometriden habersizdi. Ama bu taslarin siralanisi incelendiginde bir geometrik sistem icinde olduklari goruluyor. Geometrik tas duzenlerinin yardimiyla dunya disi yaratiklar kendilerinin nasil varliklar olduklarini gelecek nesillere anlatmak istediler. En buyuk kesiflerden biri de Meksika’nin Palenke bolgesinde yapildi. Burada bir tapinagin zemininde 3.80 metre eninde 2.20 metre boyunda 10 tonluk bir levha bulundu. Bunun uzerine bir teknolojinin figurleri kazinmisti. Bilim adamlari bununla ilgili bir yigin aciklama yapti hepsi cok gulunc ve sapma.
Soru: Arastirmalariniz buyuk bir bolumu Peru’daki Nazca cizgilerinde yogunlasti.
Daniken: Nazca, Lima’nin 470 kilometre guneyinde kucuk bir kasaba. Piste benzeyen genis ve uzun geometrik sekillerle cizgiler bulunuyor. Cizgilerin bir tarafinda daglar var. balik, insan, kus, maymun figurleri de var. Bilim adamlari bunlarin kabile sembolleri oldugunu iddia ediyor. Eger bu sekilleri o yillarda yasayan kabileler cizdiyse niye kendi gorebilecekleri bir bicimde cizmediler. Cunku bu cizgiler sadece havadan gorunuyordu. Cizgiler 25 kilometre uzunlugundaydi ve daglari asarak bir noktada birlesiyordu. Bu noktada ise birbirini kesen ince ve uzun cizgiler de bulunuyordu. Genis pistler 3 kilometre uzunlugundaydi. Figurleri insa edenler de bize bazi mesajlar birakmislardir. Bu figurlerdeki yaratiklarin bir eli gokyuzunu bir eli yeryuzunu gosteriyor. Bu cizgilerin ne anlama geldigini ben de bilmiyorum ama bunlar binlerce yil onceki bir uygarligin eseri. Daglarin uzerinde dijital bir kodlamaya benzer bazi isaretler de var. Basini her soylenene sallamaktan baska birsey yapmayan insanlar bunlari gormemekte direniyor.
Soru: Bilim, uzayda varolduklari iddia ettiginiz canlilarla ilgili gercekleri neden sakliyor? Bilim adamlari yoksa sizi ciddiye almiyor mu?
Daniken: Gayet durust ve tutarli bilim adamlari var. Ama gercegi insanliktan saklamak icin buyuk gayret gosteren bilim cevreleri de var. Bunlar insanligin uzayli varliklar hakkinda bilgi edinmesini istemiyorlar. Eski yazitlari ceviren kisiler kamuoyunu yaniltti. Gercekleri sakladilar. Dunya disinda herhangi bir yapay nesne gorduklerinde bunu aciklamamaya kararlilar. Toplumun sok gecireceginden korkuyorlar. Boyle bir bilgi aciklandiginda toplum yapisinda kaymalar olabilir diye korkuyorlar.
Soru: Dunya disi varliklar neden arkalarinda somut izler birakmadilar?
Daniken: Dunya disi varliklarin biraktigi bilgiler bizim genlerimizde sakli. Geriye bir bilgi birakmis olsalar bu bilginin en az iki kosulu yerine gerceklestirmis olmasi gerekiyor. Binlerce yil yok olmayacak nitelikte olmasi gerekiyordu. Ikincisi bu bilgiye ilk ulasan kusagin uzayi taniyan onu kesfe cikan bir kusak olmasini istediler. Bu bilginin ulasacagi adres teknolojik duzeye ulasmis olan kusakti. Biz bu isaretleri almayi basaran ilk kusagiz. Bilgiler biryerlerde bunlari arayip bulmaliyiz. Dunya gizemli olaylarla dolu. Bunlarin hepsi bazi varliklarin dunyayi ziyaret etmis olduklarini gosteriyor. Bu varliklar o zamanlar tekrar dunyaya doneceklerini insanlara bildirmisler.
Soru: Turkiye’de gizemli diyebileceginiz yerler var mi
Daniken: Nemrut Dagi’ndaki tumulus… Kimse bu tumulusun altinda neyin oldugunu bilmiyor ve arastirmiyor.
Soru: Dunya disi canlilar bugun niye yoklar?
Daniken: Onlarin burada olduklarini ve bizi gozlediklerini biliyorum. Onlari gormeye hazir olmadigimiz icin varliklarini gizliyorlar.
Soru: Baska dunyalardan gelenlerin bize sok yasatmak istemediklerini belirtiyorsunuz. Binlerce yil once geldiklerinde o gunun insanlari nasil bir sok yasadi?
Daniken: Biz herseye at gozluguyle bakiyoruz. Eski toplumlar kendilerinden baska bir suru seyin evrende var oldugunu kabul ediyordu. Onlar bu tur bir olguyu iclerine sindirebiliyorlardi. Bunlar zamanimiza aktarilirken tanrilar olarak bildirildi. Ozellikle bilim adamlarinin UFO’larla ilgili birsey konusmak istememeleri komik degil mi? Bunun bilinmesi tum dunyanin cokmesi demektir. Onlar hala oyle goruyorlar.
2 Ocak 1998 ArtiHaber Dergisi
İlgili Konular
görüşBu yazılar da ilginizi çekebilir!
Rio Grande Vadisi
New Mexico gezimizi planlarken haritada ilginç bir kasaba gözümüze çarptı. Adı Las Vegas’tı bu kasabanın. Bildiğimiz Las Vegas’ın bir adaşını New Mexico’da görmenin ilginç olacağını düşündük. Günün ilk ışıklarıyla yola koyulduk. Fanta Fe’yi Las Vegas’a bağlayan Hwy-25’e çıktığımızda saat 7’yi gösteriyordu. Hafif yağmurlu bir gündü ve yolda azsayıda araç göze çarpıyordu. Las Vegas’a girdiğimizde bu sessizliğin kasabada da hakim olduğunu gördük. Günlerden cumaydı ve kasabanın sokakları bomboştu. Kasabanın merkezine doğru yolaldık. Old Town olarak bilinen bölgeye girdiğimizde Amerika’nın kowboy kültürüne hakim olan bir manzarayla karşı karşıyaydık. Meydanda yer alan beş katlı bir otel dışında diğer yapılar kendi halinde mütevazi ahşap binalardı. Bildiğimiz Las Vegas’tan eser yoktu bu kasabada. Vahşi batıyı vahşi yapan detaylar bu tarihi kasabanın sokakları arasındayı. Bir zamanlar kovboyların silah çektiği, posta arabalarının ve bankaların soyulduğu meydanda dolaşıp kasabanın tarihi ana caddesine yöneldik. Comanche kızılderililerinden kaçıp kendilerine yaşam alanı arayan Amerika’nın ilk öncüleri yaklaşık 200 yıl önce bu kasabayı inşa etmiş. Zaman içinde Santa Fe hattında önemli bir durak olmuş. 1879’da ilk demiryolu kasabaya ulaştığında tren istasyonunun etrafında kasaba yeniden şekillenmeye başlamış ve bugün sokaklarında gezindiğimiz Las Vegas oluşmuş. Aslında bu kasabanın ünü biraz da geçmişteki kanlı çatışmalardan geliyor. Efsanevi Doc Holiday bir zamanlar burada bir bar işletmiş, başı belaya girince de Las Vegas’ı terkedip Dodge City’ye yerleşmiş. Kanun, kural tanımayan kovboyların silahlı çatışmalarının yoğun olduğu dönemlerde kasabada bir ay içinde öldürülenlerin sayısı 30’ları bulmuş.
19. yüzyılın sonunda kasaba New Mexico’nun en önemli yerleşim birimlerinden biri olmuş. Mimari yapısında Victorian döneminin özelliklerini barındıran yapılar o günden bu yana ayakta kalmayı başarabilmiş. Bu özelliğiyle Las Vegas Amerika’nın en otantik kovboy kasabalarından biri unvanını da kazanmış. Las Vegas’ın Center Caddesinde tarihi binaların fotoğrafını çekerek dolaşmaya başladık. Binaların tamamı ticari işlevlerine devam ediyor, kiminde giyim eşyaları, kiminde avukat büroları faaliyet gösteriyor. Sabahın ilk saatlerinde girdiğimiz bu kasabanın her adımında kulaklarımızda eski kovboyların şarkıları, çizmelerindeki demir yıldızların ahşap kaldırımlarda çıkarttığı sesi duyar gibiydik. Caddenin bir ucundan gelen at arabaları hayalden öte birşeydi, barın içinden gelen müziğin ritmiyle arabamıza ilerledik, anahtarı kontağa koyup motoru çalıştırdığımızda sesler ve görüntüler kaybolmuş, New Mexico’nun bir kasabasında verdiğimiz mola son bulmuş ve biz yolda yavaş yavaş hızımızı arttırmaya başlamıştık. 518 nolu karayolu ile kuzeye yöneldik. 25 mil sonra Mora kasabasındaydık. Buradan 434 nolu bir başka yola girip kuzeye olan yolculuğumuza devam ettik. Santa Fe’ye oranla daha yeşil bitki örtüsüne sahip bu bölgede karşılaştığımız manzara şaşırtıcı bir güzelliğe sahipti. Yemyeşil vadilerden, çam ormanlarının gökyüzünü kapladığı yamaçlardan, göl kıyılarından geçip tam karşımızda yükselen doruklarında hala karların olduğu dağlara doğru yol aldık. 64 nolu yol ayrımından batıya yönelip Taos istikametine saptık. Taos’tayız Taos, eyaletin sanat başkenti olarak anılıyor. Bu ünü kasabanın girişinde göze çarpıyor. Adobe mimarisinin en detaylı örneklerinden oluşan dar caddeler sanat atölyeleri ve müzelerle dolu. Bir film setini andıran orantısal güzelliği her sokakta karşımıza çıkıyordu. Bu güzelliği arabayla dolaşmanın haksızlık olacağına karar verip arabamızı park ettik ve yürüyerek Taos’u keşfetmeye karar verdik.
Yolumuza çıkan ilk durak Kit Carson’un eviydi. Amerikan tarihine ‘Dağların Adamı’ olarak geçen Kit Carson’un yolu 1826 yılında Taos’a düşmüş. Doğayı yakından tanıyan ve yaşamını doğanın br parçası olarak dağlarda sürdüren Carson, bölgede yapılan keşiflerin vazgeçilmez ismi olmuş. Amerika’nın batıyı keşfinde Carson’un efsanevi adı da büyük rol oynamış. Bölgedeki yerlilerle ilişkisi olan tek beyaz adam ünvanını taşıyan Carson, ünlü kaşif John C. Freemont’un California keşfinde öncü rehber olarak görev almış. İç Savaş yıllarında New Mexico’nun askeri hatlarında da önemli rol oynayan Carson sonraki yıllarında Navajo yerlilerinin en çok korktuğu isim olmuş. Kabile ile arasında süren uzun savaş dönemi sonunda Carson’un birlikleri yerlileri esir almayı başarmış ve Amerikan tarihine geçen 300 millik ‘Long Walk’ sonrası Navajo yerlileri Arizona’daki topraklarından sürülüp New Mexico’da kendileri için belirlenen alanlarda yaşamaya zorlanmışlar. Bu sürgünün başrolü de Kit Carson’muş. Carson’un evinden yaklaşık 10 dakikalık yürüme mesafesinde bölgenin tarihinde önemli bir yere sahip bir başka binayla karşılaştık. Eyalet Valisi Charles Bent’in bir zamanlar yaşadığı ve öldüğü Bent House’tu bu. Amerikan yönetiminin vali olarak Taos’a atadığı Bent, bölgede uygulamaya çalıştığı katı kurallara uymayan yerliler bir gece bu evi basıyor ve valiyi öldürüyor. Kaçmayı başarabilen eşi ve çocukları yerlilerce yakalanıp eve getiriliyor ancak hayatları bağışlanıyor. Bu olay New Mexico’da uzun bir dönem devam edecek kanlı olayların başlangıcını oluşturuyor. Valinin ölümünden yine en zararlı çıkan taraf Taos’un yerlileri oluyor. Çoğu Amerikan askerlerince öldürülüyor ya da evlerinden başka topraklara sürgün ediliyor. Taos’un bugün Amerikanın genelinde tanınmasına neden olan en büyük etken sanat galerileri. Amerikanın en ünlü sanat galerilerini barındıran bu küçük kasaba bir zamanlar ressamların, heykeltraşların, mimarların başkentiymiş. Büyük kentlerden Taos’a başlayan sanat göçünde Ernest L. Blumenschein, Van Vechten-Linebbery, Maria Martinez, Nicholai Fechin isimleri önemli rol oynamış. Taos’taki yürüyüşümüzü kasabanın merkezindeki World Cup adlı sevimli bir cafede noktaladık. Burada içtiğimiz nefis kahve bütün yorgunluğumuzu aldı ve bizi bir sonraki durağımıza hazırladı. ABD’nin en eski yerleşim birimi: Taos Pueblo Taos kasabasının 2 mil kadar kuzeyinde bu kasabaya da adını veren Taos Pueblo (Yerlilerin Köyü) bulunuyor. Bugün açıkhava müzesi konumundaki pueblo aynı zamanda Amerika’nın bilinen en eski yerleşim birimlerinden biri. Tiwa dilini konuşan Taos kabilesi, bu bölgedeki Pueblo yerlilerinin günümüzdeki devamı. Kendileriyle birlikte Acoma ve Hopi kabilelerinin atalarının Ancestral Puebloans olarak bilinen kıtanın ilk insanlarına uzandığı yapılan araştırmalarca kanıtlanmış. Amerikanın en eski yerleşim birimlerinden olan Taos’un geçmişi bin yıl öncesine dayanıyor. Hwy-68 ile ulaştığımız köy tamamen yerlilerin denetiminde. Amerikan kanunlarının girmediği özerk bölgelerden biri. Bu yüzden genelde alışık olduğumuz kurallar bu köy sınırları içinde geçerli değil. Kuralları yerli polisler uyguluyor ve bölge yine yerliler tarafından belirlenen bir komite tarafından denetleniyor. Saat 08:00 ile 17:00 arasında köyü ziyaret etmek serbest. Bunun için 20 dolarlık bir ücret ödemek yeterli. Biletlerimizi alıp köy alanına adımımızı attığımızda yüzyıllar öncesine giden bir zaman yolculuğu da başlıyor. Hemen solumuzda yerlilerin mezarlığı bulunuyor. Fotoğraf çekmek ve yaklaşmak yasak. Kutsal bölge konumunda. Dar yolun her iki tarafında tek katlı toprak binalar bulunuyor. Genellikle her cepheye bir küçük pencere düşüyor. Bazı binaların içinde hediyelik eşyalar satılıyor, içeri girip binaların iç yapılarını incelemek serbest. Dikkat etmemz gereken en önemli kuralların başında izinsiz fotoğraf konusu geliyor. Hiçbir yerli fotoğrafının çekilmesini istemiyor, kendi inançlarına göre bir tür uğursuzluk anlamı taşıyor fotoğraf. Köyün belirlenen bir yürüyüş hattı olduğunu öğreniyoruz. Bu hattın dışına çıkıp sokak aralarına girmemiz de yasak. Ayrıca yazılı kural olmasa da yerliler sanki kendileriyle konuşulmasını da istemiyor gibiler. Rio Pueblo de Taos deresi köyü Hlaauma ve Hlaukkwima olarak ikiye ayırıyor. Evlerin tamamının 18 yüzyılın başlangıcındaki ünlü Pueblo Ayaklanması’ndan sonra yapıldığı tahmin ediliyor. Binaların çoğunda kare biçimindeki ikinci katlar bulunuyor ve bu katlara duvarlara dayanan merdivenlerle erişiliyor. Hlaauma adı verilen kuzey bölgesinde 4 – 5 kata varan yükseklikte yapılar gözümüze ilişiyor. Bu yapıların köyün savunmasında savaşçılar tarafından kullanıldığını öğreniyoruz. Pueblo’nun tamamında elektrik ve su kullanılmıyor. Bu binalarda tuvalet bulunmadığını da öğreniyorz. Pueblo su ihtiyacını Rio Pueblo de Taos deresinde sağlıyor. Bir zamanlar 3 bin yerlinin barındığı Pueblo da bugün yaklaşık 10 ailenin yaşadığını öğreniyoruz. Diğerleri Pueblo’yu çevreleyen alanlarda, yeni evlerinde yaşamlarını sürdürüyor. Pueblo’nun güneyinde bulunan San Geronimo kilisesi, ‘beyaz adamın’ köy mimarisine ilk ve son katkısı olarak yükseliyor. Fotoğraf çekilmesine izin verilmeyen kilisede yerliler pazar ayinlerini sürdürüyor. Pueblo’nun etkileyici mimarisi ve doğal güzelliği ne kadar etkileyiciyse tarihinde yaşanan olaylar da o kadar derin ve unutulmaz nitelikte. 1600’lerde Meksika’dan bölgeye ulaşan İspanyolların yıkamadığı ender yerleşim birimlerinde biri olan Taos’ın geçmişi savaşla, kanla yazılmış. Herşey İspanyolların Meksika’nın kuzeyini keşfetmesiyle başlıyor. Yolları Taos’a kadar uzanan savaşçılar (bir anlamda küçük haçlı ordusu) bir yandan yerlileri hıristiyanlaştırıyor bir yandan da topraklarını ellerinden alıp onları köle olarak çalıştırmaya başlıyor. 1630 yılında bir İspanyol rahibin öldürülmesiyle başlayan olaylar sonucu yerliler Taos’u iki yıl boyunca terkediyor. Hemen ardından başlayan Pueblo ayaklanmasında Taos merkez olarak kullanılıyor ve topraklarındaki işgalcilere karşı mücadele kendilerine 13 yıllık bir özgürlük kazandırıyor. Ayaklanmaya Acoma, Zuni, Hopi pueplo yerlilerinin dışında Apache ve Navajo kabileleri de katılıyor. Ayaklanmadan sonra İspanyollar New Mexico’nun güney sınırlarına yerleşiyor. Bölgedeki 33 rahipten 21’i ve 400 kadar İspanyol klolonist yerliler tarafından öldürülüyor. Santa Fe kuşatılıyor ve İspanyol valisi ve beraberindekiler bölge dışına, güneye sürgün ediliyor. 13 yıllık özgürlük yerlilere yaramıyor. Kendi aralarında anlaşamıyorlar ve kabile savaşları başlıyor. Pueblo yerlilerinin geleneksel düşmanları Comanche’ler bölgeyi talan etmeye başlıyor. Karışıklığı fırsat bilen İspanyollar geri döndüklerinde bir zamanlar fetettikleri toprakları yerlilerin elinden geri alıyor. İspanyonların geri dönüşü kanlı oluyor ve Taos tamamen yerle bir edilip yaşayanlar kılıçtan geçiriliyor. 1837 de tekrar ayaklanan yerliler bu sefer de Amerikan yönetimine başkaldırıyor ve Vali Charles Bent’i öldürüyor. Bu olayın ardından Taos’a giren Amerikan ordusu binaları yerle bir etmekle kalmayıp 150 kadar yaşlı çocuk ve kadını bu binalarla birlikte ateşe veriyor. Bütün bu kanlı çatışmalarda Taos merkez konumunda yer alıyor, tabi beyaz adamın intikamı yine burada Taos’ta yoğunlaşıyor. Rio Grande Puebloları Taos’taki gezimizi tamamlayıp tekrar yola koyulduk. 68 nolu freewaydan güneye doğru ilerlerken fırtına başladı. Ufuktaki yıldırımlara doğru yol alırken Pilar, Enbudo, Alcalde, San Juan pueblolarını geride bırakıp Espanola’ya vardık. Rio Grande puebloları olarak anılan bu bölgede yol boyunca çok sayıda yerli yerleşim birimi bulunuyor. 500 yıldan bu yana bu pueblolarda yaşayan yerlilerin ortak özelliği hepsinin Tewa dilini konuşuyor olması. Tarihi Puye kalıntıları, Nambe Şelalesi, Pojoaque’siyle ünlübu bölge aynı zamanda yerlilerin yüzyıllarca yaşadığı bir vadi. Rio Grande pueblolarını geçip güneye olan yolculuğumuza devam ettik. Hedefimiz Los Alamos’tu. Espanola’yı Los Alamos’a bağlayan yol ayrımını yağmur nedeniyle kaçırdık ve yolumuzu 20 mil kadar uzatmak durumunda kaldıktan sonra Saat 5 gibi ünlü Los Alamos kasabasına ulaştık.
İlgili Konular
new mexico, rio grande, uzun yolBu yazılar da ilginizi çekebilir!
Benim bir askerliğim vardı!
Askere gitme kararı aldığımda nedenini bilmediğim bir rahatlık vardı içimde. Bir d ...
Fotoğraf Galerisinden seçmeler
Gezilerimizden geriye kalanlar güzel anılar ve objektife takılan fotoğraflardır. Bunl ...
( notlar )
Benim bir askerliğim vardı!
Askere gitme kararı aldığımda nedenini bilmediğim bir rahatlık vardı içimde. Bir d ...
Rio Grande Vadisi
New Mexico gezimizi planlarken haritada ilginç bir kasaba gözümüze çarptı. Adı Las ...
‘Alt tarafı bir karikatür’ mü?
Danimarkalı bir gazetede yayınlanan ve “ifade özgürlüğünün sınırlarını z ...

