Matmazelin hüzünlü bakışları artık yok

Matmazelin hüzünlü bakışları artık yok

30/06/1993

Artist oynar ama ben yaşadım. Filmi yaşadım. Daha kaç sene daha yaşayacağım ki. Ama hayat çok güzel. 81 yaşındaki kimsesiz bir kadının ağzından çıkan bu sözlerin üzerinden 8 ay geçti. Bir zamanlar Büyğkada’da La Prensess de Monte Carlo namıyla anılan Eurosini İspiroğlu zorlu yaşam mücadelesini geçtiğmiz günlerde noktaladı. Son sahneyi oynayan matmazel, Tarlabaşı’ndaki evinin boş odalarında öldü.

Bu ne ilk ölümdü ne de ölümlerin en zorlusu. İçlerinden biriydi sadece. Siyah tabutu taşıyan birkaç kişi ve üzerine örtülen toprakla 1912 yılında başlayan bir yaşam Şişli’deki Rum mezarlığında sona erdi.

Acılarla dolu yaşamı onun da dediği gibi tıpkı bir film gibiydi.

1940’ların İstanbul’unda güzelliğiyle herkesi peşinden koşturan matmazel, üst üste gelen acılara karşın yaşam mücadelesini tek başına sürdürmüştü. Önce babasını yitirdi. Annesini ve kız kardeşlerini bekleyen zorlu günler başlamıştı. Babasından kalan mirasa annesi sahp olamadı. Zor yılların başlangıcıydı o günler. Dikiş dikerek, evlere temizliğe giderek geçen yıllar La Prensess de Monte Carlo’nun yaşama küsmesine neden oldu. Herşeyi annesiydi. Aşklarını sevgililerini annesi uğruna reddetti. 1951’de bu dünyadaki son varlığını, annesini yitirdi. Yaşamın ne anlamı vardı artık.

Zamanın hızlı akışında yaşlandı. Çalışacak gücü yoktu. Bakacak kimsesinin olmadığı gibi. Birkaç komşusu ilgilendi önceleri matmazelle. Zamanla onlar da kayboldu. Önce evinin elektrikleri kesildi, sonra suyu…

Gün geldi, İstanbul’u peşinden koşturan matmazel bir zamanlar başı dik yürüdüğü İstiklal Caddesi’nde karnın doyuracak artıklar için poşetleri karıştırdı. Örmcek ağlarıyla kaplı odasında soğuk kış gecelerini tahta yatağının üzerinde geçirdi. Sobasında ne yakacak odunu, ne de gücü vardı.

Evinin tahta basamakları çürümüş tavanı eleğe dönmüştü. Soğuk, karanlık gecelerini, sıcak, aydınlık günlerin umuduyla geçirdi.

Güneşli bir kasım günü tanıştık matmazelle. Kambur vucudu, titrek elleriyle bizi ağırladı. Yıllar sonra kendisini ziyaret eden bu misafirlere karşı nazikti. Tozlu bir sandıktan sararmış fotoğraflar çıkarttı. Her resmi anlatırken o anı yaşadı. Bir gazete haberinin yaşamını değiştirebileceğini nereden bilebilirdi. Herkesin yıllardır esirgediği ilgiyi son sahnede buldu. Artık istediği tek şey baharı birkez daha görebilmekti. İlkbaharı Tarlabaşı’ndaki evinde yaşadı. İlk yaz günlerini de…

Son gücüyle İstiklal Caddesi’ne birkaç kez daha çıktı. Bu kez yiyecek aramak için değil. Beyoğlu’nun havasını, Çiçek Pasajını koklamak için.

Bu yaz matmazel Beyoğlu’nda gezinemeyecek. Çok sevdiği Balıkpazarı’na gidemeyecek. Kilisenin pazar ayinleri de onsuz olacak. İstiklal Caddesi’nden gelip geçenler, bir yaz sıcağında ihtiyar kadını göremeyecek.

Şimdi matmazelin Tarlabaşı’ndaki evinde La Prensess de Monte Carlo olarak anıldığı yılların fotoğrafı canlanacak.

Komşuları, yokuşların kesiştiği bu sokakta, elinde bastonuyla onu göremeyeceğini biliyor. Eski beton binanın perdesiz pencerelerinden Tarlabaşı’na bir daha bakamayacağını bildikleri gibi.

Onu geç tanıdık, sevdik, kaybettik.

81 yaşındaki bir insana ihtiyacı olan ilgiyi son sahnede verebildik.

Oysa onun herşeyden çok ihtiyacı olan bu değilmiydi.

Matmazelin hüzünlü bakışları artık yok
Matmazelin hüzünlü bakışları artık yok - REMZİ GÖKDAĞ

30 Haziran 1993 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlandı.


Ve matmazel perdeyi kapattı

Büyükada’nın La Prensess de Monte Carlo’su, Eurosini İspiroğlu artık yok

Tarlabaşı’ndaki üç katlı evinde yıllardır farkedilmeyen yalnızlığıyla yaşayan Matmazel Eurosini hüzünlü anılarını arkada bırakarak yaşama gözlerini yumdu. Fırtınalı sevinçlerin, yoksullukların, kimi zaman da zenginliklerin hatıralarıyla yaşayan Matmazel Eurosini’yi son yolculuğuna bir avuç seveni uğurladı

İstanbul Haber Servisi-Büyükada’nın “La Prensess de Monte Carlo”su yok artık. 1940’ların Beyoğlu’sunun hüzünlü matmazeli, güzelliği hem kendi hem de başkalarının başına bela Eurosini Ispiroğlu, öldü. Ondan geriye, Tarlabaşı’ndaki üç katlı eviyle, sararmış, tarihsiz, isimsiz, Sahaflar’da bir köşede satılmak üzere paketlenmiş fotoğrafları kaldı.

Ne hayat… Kendisini anlatabilmek için bu sözcüklerden başkasına gücü yetmezdi Matmazel Eurosini’nin. 1912’de Bakırköy’de porselen satıcısı Senofon ile Maria’nın kızı olarak doğmuşluğu, babasının ölümü, kalan mirasla alınanlara dayısının el koyması, annesinin temizliğe gidişi, vereme yakalanışı, Atina’da tedaviyle geçen üç yılı, aşık olduğu Yunanlı pilotun evin üzerinden alçak uçuşu, annesinin ölümü, yalnızlığı, yalnızlığı, yalnızlığı… Hepsi bu iki kelimede gizli işte. Ne hayat…

Beyoğlu’nda elinde beyaz bir poşet, yiyecek toplamaya çıkan kadın da o. Geçen yıla kadar fark edilmeyen yalnızlık ve yoksulluğuyla başa çıkmaya çalışan da. Önce bir gazete haberi, ardından Beyoğlu Belediyesi’nin ilgisi son aylarında “Ben de yaşıyorum” diyebilmesini sağladı. Anılarım fotoğraflardan çıkartıp, anlattı, anlattı. Son sahneyi oynayan oyuncu gibiydi. Perde, üzerine indi.

Matmazelin hüzünlü bakışları artık yok
Matmazelin hüzünlü bakışları artık yok - REMZİ GÖKDAĞ

25 Haziran 1995 Cumhuriyet Sayfa 19

remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1 Terk edilmiş her kasabada böyle görüntüler belirir. Yolu düşenlere görünür, onlar uzaklaşınca toza döner.

Sanki Varmış Gibi

Terk edilmiş her kasabada böyle görüntüler belirir. Yolu düşenlere görünür, onlar uzaklaşınca toza döner.…
2

Üstü Kalsın

Memnun insan hayatla pazarlık etmez. Eksik verilenlerin kaydını tutmaz. Son kırıntıyı toplamaz. Bazı şeylerin eksik kalacağını bilir. Dünyanın kusursuz bir hizmet anlayışıyla…
3

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
5

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
6 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
7 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
8 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
9

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
10 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
ÇGD ödüllerini kazananlar belirlendi
Önceki Yazı

ÇGD ödüllerini kazananlar belirlendi

Gökkafes'in sahibinin açtığı dava reddedildi
Sonraki Yazı

Gökkafes’in sahibinin açtığı dava reddedildi